Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Ben, resimlerimi pardon haberlerimi tavuklar için yapmıyorum…

1900’de Fransa’ya göç ettikten sonra polis ve Akademi tarafından damgalanan Picasso’ya yaptığı tabloların gerçeği yansıtmadığı söylendiğinde şu cevabı vermiş: “Zaten gördüğümüz hiçbir şey gerçekte olduğu gibi değildir ki…”
Fotoğrafçılar deklanşöre basmadan önce “Gülümseyin!” diyorlar. Gülümseyin ve örtün yaşadıklarınızı.”
Bir adam Picasso’ya şöyle der:
-Renkleri karıştırmaktan ve iç içe geçmiş çizgiler yapmaktan başka resim yeteneğin yok gibi geliyor bana…
Picasso fırçasını alır ve yere bir buğday tanesi resmi çizer. Öyle gerçekçi olur ki bir tavuk yemek için gagalamaya başlar.

Gördüğü durumdan şaşkına dönen adam Picassoya:
-Bu kadar mükemmel resimler yapabiliyorken niçin bu garip resimleri yapmakta ısrar ediyorsunuz?
Picasso yanıtı yapıştırır:
-Çünkü ben resimlerimi tavuklar için yapmıyorum…
Süslenip, püslenip, yorma kendini, güldüğün kadar güzelsin bu hayatta.
Benim görüşüm.

Başarılı biri olmaya değil, değerli biri olmaya çalışın. Başarı egoya yakındır. Sevgi değere yakındır” demiş…
Evet, 36 yıldır gazetecilik yapan ve bu yönde bir çok gazeteci yetiştiren, ve bıı yolda olan usta, çırak hatta daha yeni üniversiteyi bitirip, mezun olur olmaz ‘Abi tecrübelerine bana yardımcı ol’ diyen gazeteci adayı meslektaşlara onca ulusal gazete ve medyada manşet olmuş, üst manşete çıkmış, 7 sütun haber olmuş haberlerimle, yorumlarımla yoldaş olduğum şu mesleğin nasıl yapılması gerektiğini en güzel anlatan yukarıda ki satırlar ve o satırlara konu olanın hala yaşadığı ama onu beğenmeyip, bin bir kulp takanların adının bile anılmadığını görmekte gerek..
Evet, son olarak, ‘vaat edilmiş topraklar hedefim diyen İsrail’le birlikte molla İran’a saldırıp, Ortadoğu’yu kana bulamaya devam ettiği söylenen Amerika’ya kafa tutan tek lider denen bugünkü solcu bir başbakanın başında olmadığı zamanlarda İspanya’daki akademik ortamdan sıyrılarak Fransa’ya gittiğinde tek kelime Fransızca bilmeyen, hatta zayıf konuşan bu dahi için 1935’ten itibaren şiirin ek bir ifade aracı haline gelmesini nasıl açıklayabiliriz?
Bilmem ama Molla Humeyni’yi yetiştirilip, ‘kahrolsun’ dediği emperyalistlerin uşağı olan uçağı ile İran’a gittiği Fransa’da bir yabancı olarak kırılganlığında, sınırsız yaratıcı enerjisinde, toplumun en dışlanmış bireylerine -yani şairlere- duyduğu empatide ve her şeyden önemlisi, Fransız toplumunun sayısız zorluğunun üstesinden gelmesini sağlayan Picasso’nun o olağanüstü siyasi zekâsında yatmaktadır.


Çünkü Paris’e arka kapıdan girmesine, dışlanmış biri olarak muamele görmesine ve elli yıl boyunca ulusal koleksiyonlardan dışlanmasına rağmen, Picasso ülke genelinde dostluk ağları kurmaktan asla vazgeçmedi. 1955’te başkent yerine taşrada yaşamayı seçti, Güzel Sanatlar akademisyenleri yerine zanaatkârları tercih etti, Akdeniz’i vatanı olarak benimsedi ve bağımsız olarak küresel itibarını inşa etti..
Peki bu konuya nerden geldik desek yani ‘Leb demeden leblebi’ diyerek, yukarıdaki satırların ne çıkarılması gerektiğini ve benim ne anlatacağımı anlar mısınız bilmem ama ben yine dönüp, dolaşıp, kendi meslektaşlarıma ve Picasso gibi resim yapamasamda yabancı olmadığım, dinlemekten zevk aldığım ve zaman zamanda Picasso gibilerinin çizdiği, çektiği fotoğrafları konuşturan şiirlik satırlarımla şairlik yönümü de anlatmaya çalıştığım ama beni anlamayan okurlarıma döneceğim.
Çünkü; Yaptığım, yazdığım ve ulusalda olduğu gibi yerelde bir hayli yayınlanan son iki habere yapılan yorumlara bakınca ne resim, ne şiir yine haber ve yorum benim işim diyerek kendi dünyama, asıl işime, gazeteciliğime ve bu mesleğin gerektiği gibi yapmadıklarında sık sık şikayetçi olduklarım meslektaşlarım gibi okurlarımın da beni anlamadıklarını düşünüyordum..

Bu duygulara neden olan haberlerimden olan ‘VALİ 2 AYDIR BASINLA BİR KEZ BİR ARAYA GELMEDİ!.. ‘ başlıklı harbime yapılan yorumlar arasında bulunan beni anlamayan onca yorumlardan biri aynen şöyle idi..
‘Fakir abi Ardahan’a ilk kez bir şeyler yapmak için çabalayan bir vali gelmiş. Bizlerde yıpratmak, adamı bezdirmek yerine memleketimiz adına güzel şeyler yapılıyorsa destek olmamız lazım. Artık bu Fakir edebiyatı kimseye bir şey kazandırmıyor. Fakir derken senden bahsetmiyorum abi.. Selamlar saygılar.. Birol Demir’
Benim ise kendimce verdiğim cevapta şöyle idi; ‘Birol.. Ben bir şey mi dedim.. Vali gibi kamu görevini yapan basın mensuplarıyla kamu görevlilerinin sık sık bir araya gelmesi ve çokta dolu olmayan ele resmi açıklamalardan çok halkla kamu arasında köprü olan gazetecilere direk bilgiler verse daha iyi olur dedim.. Ki doğrusu da o değil mi? O zaman kulaktan dolma haberlerde şüpheli bakmayız demi? Ardahan’ı zenginleştiren haberlerle buluşmak umuduyla Selam..’
Ve, ‘Göl/Fed’e Çetin aday’ başlıklı ikinci haberime yapılan diğer bir yorumda Göle’nin en büyük köylerinden olan Senemoğlu köyü dernek başkanı ve Göle Derneğini beğenmeyip, ikinci bir Göle derneğini kurucu önderliğini yapan sevgili iş insanı Yılmaz Yeni’nin haberime yaptığı, ‘Fakir bey yapmayın kimsenin tanımadığı bir kişi çatı adayı olamaz.. Göle’ye büyük bir saygısızlık.. Pazar günü saat 18:00 de çatının çöküşünü hep beraber göreceğiz….’ yorumuydu..
‘Yılmaz abi Çetin Kılıç’ta senin kadar, benim kadar Göleli ve Ardahanlıdır.. Bu nasıl bir bakış abi.. Bende seni tanımıyordum ama bak tanıştığımızda bu yana hep kardaş kaldık ve birlikte tek başımıza da Göle Ardahan için bu haber gibi güzel bir şeyler yapmadık mı?’ diye cevapladığım Yılmaz Yeni ile Birol Demir’in bu yorumlarında gördüğüm tek şey gerek beni gerekse okurlarımın yorum yaptıkları haberlerin içeriğinin beni anlamadıkları gibi anlamadıklarıydı..
Çünkü birinci, ‘VALİ 2 AYDIR BASINLA BİR KEZ BİR ARAYA GELMEDİ!.. ‘ başlıklı haberimde hem bir gazeteci olarak, hem de Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak kamunun dördüncü kuvvet denen basınla kopmaması gerektiğine işaret etmekten öte bir amacım yoktu.

Ve ikinci haberim olan ‘Göl/Fed’e Çetin aday’ derken, bir önceki kongresi mahkeme kapılarına kadar düşen Göle Dernekler Federasyonun hem çetin geçeceği söylenen yeni bir kongreye hazırlandığını ve aday olan isimin bunu anlattığını anlatmaktan öte bir şey yazmamış dememiştim..
Ama dedim ya anlaşılmamak, anlatamamak, ‘Ben, resimlerimi pardon haberlerimi tavuklar için yapmıyorum…’ diyen benim mi, yoksa bu mesleğin derdi mi bilmem ama ‘insanım, düşünüyor, düşünürken susmayıp, konuşuyor, yazıyorum’ diyenin dün Picasso gibileri bugün ise bizler gibi hiç anlaşılmadıkları da diğer bir gerçektir..
Çünkü o hiç silinmeyen gerçekler ve o resimler, şiirler gibi acı veren haber diliyle yapılanları ,’iş olsun, torba dolsun’ diyerek yorumlayanladır.. Ama o haberlere, resimlere, şiirler imza atanlar bugün hep anılan Nazımlar, Ape Musalar gibi  ölmedikleri ve hep yaşadıkları da diğer bir gerçektir..
Ha unutmadan gelelim şu bizim ünlü, ünsüz gazeteci meslektaşlara diyerek, ‘Amma çok uzattın’ diyenleri de kızdırmadan yeni yorum yaptırmadan yazımıza son verelim..
Dikkat ediyor musunuz bilmem ama onca yerel gazetesi, bi o kadar ulusal basın temsilcisinin olduğu Ardahan’da, ülkede bir elin parmağın geçmeyecek diyebileceğimiz bir, bilemediniz iki kişi dışında onca sorunu olan bu kentte yaşanan gerçek ve yazılması, haber olması gereken sorunları dile getirmiyorlar.
Buna örnek olarak yerel gazetelerinin yanı sıra bir o kadar ulusal basın temsilcisi internet haber sitesine sahip olan Ardahan’da başta, çalışanlarının şu günlerde ulusal basınlık, hatta dünya medyalık haberlere konu olduğu valilikle ilgili yada kulağa türkü gibi gelen açıklamalar yapan yolları gül açmayan belediye ile,  plan ve projede olmamasına karşın ‘müteahhitte hediye iş’ olarak söylenen bodrumunun ardından zayıflama bandından düşüp, ayağını kıran üniversiteye ilgili olmak üzere valilik, müftülük ve havuzuna basın değil, İl müdürlerinin keyif yaptığı spor farikası olan müdürlük gibi kurumların resmi çalışmalarını mail yolu ile göndertip, haberleştirdiği bu kentte halkın sorunları, istemleri hiç yok mu?

Bilmiyorum ama bu kentin bir muhalefet partisi için bulunmaz Hint kumaşı olduğunu sık sık yazıp, dururken, muhalefetin ve kendilerine ‘gazeteciyim’ deyip, çamurlu yollarda, çöp dolu çevrede gezenleri de var..
Evet, bir bilemediniz iki kişinin yazıp durduğu bunca sorun karşısında kör olup, kulak tıkayıp, ağız açmayanların çok olduğu bu kentte bunca sorunu yazması gerekenler neredeler, ne iş yaparlar?
Onları bilmiyoruz ama onlar gibi duyarsız olan bu toplumu sıkça iğneleyen, hakkınızı arayın diyenler olmaz ise acaba bu kentin hali ne olur onu da düşünmek istemiyorum..
Bu arada bu sitemim sadece Ardahan’dakilere mi ki?..
Hayır Kars’ta, Erzurum’da kısacası tüm ülkede gazeteci geçinip, kendi evinin önünü göremeyen bizdeki havuz medyayı örnek alan Hollywood’lu Amerika’nın başını çektiği Okyanus havuzunda bir araya toplanan dünya medyasının çektiği görüntüleri, yaptığı haberleri, yorumları biz okurlara kendi haberleri, yorumları diye yutturan bu yetmez bizim STK’lar gibi dernek, federasyon yetmedi konfederasyonlar kurmaya kalkanlara da gazeteciliğin buğday tanesi olmadığını anlamaları içindi..
-Çünkü ben resimlerimi tavuklar için yapmıyorum…’ diyen Picasso gibi bende ‘görmedim, duymadım, bilmiyorum’ demeden işim gereği, gazeteciliğin anlamı olan haber yapıyorum..

Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Bu metin, Picasso’nun sanat anlayışını simgeleyen meşhur bir anekdot üzerinden gazetecilik mesleğinin toplumsal sorumluluğunu ve anlaşılma kaygısını ele almaktadır. Yazar, sanatçının eserlerini sığ bir gerçekçilikle değil, derin bir anlam arayışıyla üretmesine atıfta bulunarak, kendi haber ve köşe yazılarını da sadece yüzeysel bir kitle için kaleme almadığını vurgular. Yerel ve ulusal medyadaki eleştirilere ve duyarsızlığa karşı bir duruş sergileyen yazar, mesleğini sadece görüneni aktarmak için değil, halkın sorunlarına ayna tutmak için icra ettiğini belirtir. Metin boyunca, toplumsal meselelere karşı kör ve sağır kalan anlayışlara sitem edilirken, gerçek değerin popülerlikte değil, doğruluk ve özgünlükte olduğu savunulur. Sonuç olarak, zorluklara ve yanlış anlaşılmalara rağmen bağımsız gazetecilikten ödün vermemenin önemi, tarihsel figürler ve güncel mesleki deneyimler ışığında anlatılır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER