Türkçe, Kürtçe, Azerice, Lazca, Zazaca, Abazaca, Gürcüce, Ermenice, Terekemece, Türkmence ve daha nice ağıtların yakıldığı 105 yıl önce yeniden vatan toraklarına katılığının yıl dönümünün kutlanacağı 23 Şubat öncesi şu günlerde sizin de dikkatinizi çekiyor mu bilmem ama benim takıntı haline getirdiğim bir konuyu bir kez daha burada dile getirip, ‘Fakir bir gazeteci olarak elimden gelen bu..’ diyerek bir çok konuda olduğu gibi bu konuda vicdanen rahat olarak yastığa başımı koyayım diyorum.
Gerçi yok denen adaletin var olduğunu her açıklamaların da ‘Bu ülke de Adalet var. Hukuk var’ demeçleri ile ortaya koymaya çalışan bürokrat Adalet Bakanları ve yurttaşlara, deprem uzmanları ve saf gazeteciler, “Binalara girmeyin” çağrısı yaparken yüz yılın depremi denilen ve bir bölgeyi yerle yeksan eden Hatay’da adliyeyi al acele hizmete açan zihniyeti yeniden sallanan kentte yeni can kayıplarına neden olduğu bir ülkede ‘ne anlatsan, ne yazsan çok şey değişiyor mu?’ diye düşünmektense, ‘biz işimizi yapalım, gerisi Allah’a diyerek yazmaya ve anlatmaya devam etmek ayrı bir insanlık görevidir anlayışı ile bu konuyu bir kez daha ele almak ve dikkat çekmek isterim.
Evet, bu pazar, bir kez daha saat: 15.00’da Ardahan’ı konuşacağımız ve gazeteci kızım Özlem Şeyma Yılmaz ile birlikte hazırlayıp, TEMPO TV’de canlı olarak sunduğumuz ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programımızın son konukları arasında bulunan Ardahanlı İş insanı, Erdem Keleç’in genç yaşına karşın ortaya koyduğu iş hayatı başarısına yeni işi olan turizm sektöründe yer alan 4 yıldızlı oteli görmek, hayırlı olsun dileklerimi iletmek için gittiğim İstanbul Ataşehir’e girerken başta Ankara’daki merkez bankasını İstanbul’a taşıyanların yaptırdığı yeni finans merkezinin devam eden ve bir tülü bitmeyen inşaatları olmak üzere bir aracın zor geçebildiği gökdelen ve yüksek katlı binaları, o binaların hemen yanı başında inşasına devam eden yapılardan bahsetmek istiyorum.
Ve tam bu yazıyı yazarken önce benim dikkat çektiğim ve daha önceki yani ‘9 ŞİDDETİNDEKİ DEPREME DAYANIKLI EV!..’ başlıklı yazımın fotoğrafı olan fotoğraf gibi bir resim daha sanalda önüme düşüyor.

İnanmıyorsanız o görmeyen, duymayan, konuşmayan başınızı az sağa, sola çevirin de ‘Ben bu ölümlerden ne kadar sorumluyum?’ deyip, ‘orda kimse var mı’ bağırışmaları ardından defin edilmeyi bekleyenleri beklediğin depremi düşünerek, öyle uyu.. Uyu demekte salakça bir durum zaten..