Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

İsmail Ögeday

Eski Ramazanların tadı..

Ramazan denildiğinde insanın zihninde ilk beliren şey açlık ya da susuzluk değil; sahurda yakılan ışıklar, iftar sofrasında edilen dualar ve teravih dönüşü sokaklara sinen huzurdur. Eskiden Ramazan bir ay değil, adeta bir mevsimdi. Kokusu vardı, sesi vardı, bir de kalbe dokunan tarafı…

Eski Ramazanlarda sahur, bir alarm sesiyle değil; mahallenin sokaklarında yankılanan davul sesiyle başlardı. Ramazan davulcusunun tokmağından çıkan o ritim, uykunun en tatlı yerinde bile insanı tebessümle uyandırırdı. Mutfakta hafif bir telaş, çayın fokurtusu, kızaran ekmeğin kokusu… Sofrada mutlaka bir hurma olurdu. Peygamber sünneti diye bilinir, ilk lokma hurmayla alınırdı. O hurmanın tadı sadece şeker değildi; niyetti, sabırdı, teslimiyetti.

Bugün ise sahur daha sessiz. Telefonların titreşimiyle uyanıyoruz. Sofralar belki daha zengin ama o eski kalabalıklar yok. Aynı evin içinde bile herkesin sahuru farklı saatte, farklı odada olabiliyor. Bereket hâlâ var elbette; ama paylaşımın sıcaklığı biraz eksik sanki.

Eskiden iftar saati yaklaştığında evlerde ayrı bir heyecan başlardı. Radyo ya da televizyon başında ezan beklenir, sofraya son dokunuşlar yapılırdı. İftar sofraları gösterişten uzak ama gönülden zengindi. Çorba, pide, birkaç çeşit yemek… Ama asıl lezzet birlikte açılan oruçtaydı.

Fırın önlerinde uzayan pide kuyrukları Ramazan’ın en güzel manzaralarındandı. Sıcacık Ramazan pidesini koltuğunun altına sıkıştırıp eve koşan çocukların heyecanı, bugünün hiçbir hızlı sipariş uygulamasında yok. O pide sadece ekmek değildi; iftarın simgesiydi, paylaşmanın bahanesiydi.

Bugün sofralar daha çeşitli, tatlılar daha gösterişli. Sosyal medyada paylaşılan iftar masaları adeta yarış halinde. Oysa eski Ramazanlarda sofranın fotoğrafı değil, duası önemliydi.

Teravih namazı Ramazan’ın kalbiydi. Mahalle camileri dolar taşar, çocuklar cami avlusunda koşturur, büyükler saf tutardı. Uzun uzun kılınan teravihlerde yorgunluk değil, huzur hissedilirdi. Namaz sonrası edilen sohbetler, paylaşılan lokmalar Ramazan gecelerini daha da anlamlı kılardı.

Bugün camiler yine doluyor, teravihler kılınıyor. Ama hayatın hızı Ramazan gecelerine de sirayet etmiş durumda. Namaz sonrası herkes bir yerlere yetişme telaşında. O eski avlu sohbetleri, komşuya uğramalar, kapı önünde edilen muhabbetler daha az artık.

Eskiden oruç, sadece mideyi değil dili, gözü, kalbi de tutmaktı. Büyükler “Oruç sabırdır” derdi. Gün boyu daha sakin konuşulur, kimseyi incitmemeye daha çok dikkat edilirdi. Ramazan bir terbiye ayıydı.

Bugün de oruç tutuluyor, ibadetler yapılıyor. Ancak hayatın karmaşası içinde bazen Ramazan’ın ruhunu ıskalıyoruz. Aç kalmayı başarıyor ama kalbi yumuşatmayı ihmal edebiliyoruz.

Hurma hâlâ iftar sofralarının baş tacı. Ama eskiden hurma, uzak diyarlardan gelen kıymetli bir misafir gibiydi. Birkaç tane olurdu, özenle yenirdi. Şimdi çeşit çeşit hurma var; Medine’den, Kudüs’ten, dünyanın dört bir yanından… Bolluk arttı ama o azın kıymeti biraz azaldı sanki.

Aslında değişen Ramazan değil; değişen biziz. Eskiden imkânlar azdı ama vakit çoktu. Şimdi imkânlar bol, zaman dar. Oruç aynı oruç, sahur aynı sahur, iftar aynı iftar… Ama kalabalık sofraların yerini bireysel ekranlar aldığında, Ramazan biraz sessizleşiyor.

Yine de umut var. Çünkü Ramazan her yıl bize yeniden başlama fırsatı sunuyor. Belki bu yıl bir iftarı komşuyla paylaşarak, bir sahurda ailece aynı sofraya oturarak, teravih sonrası birkaç dakika daha cami avlusunda kalarak eski Ramazanların ruhunu bugüne taşıyabiliriz.

Çünkü Ramazan; sadece aç kalmak değil, hatırlamaktır. Sahurun bereketini, iftarın şükrünü, teravihin huzurunu, pidenin sıcaklığını, hurmanın sadeliğini… Ve en önemlisi, kalbin yumuşadığı o güzel günleri.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER