Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Newroz’u olmazsa da Double W’yi özgürleştiren haberimiz..

Göle Gözlem Gazetemize, ‘Dün bayram, bugün Newroz’ manşet haberini yaparken Iğdır Doğuş Gazetesi Sahibi ve Kurucusu, Iğdırlı gazeteci meslektaşım Murat Akkuş’un ‘Bin Yılların Kürt Efsanesi: NEWROZ’ başlığı yazısını bana gönderdikten sonra ‘Newroz ile ilgili bir yazını da bekliyorum üstadım..’ dediğini, ‘Kalp, kalbe karşı dedikleri bu olmalı’ diyerek gülümseyerek görüyordum.

Ve Murat’ın, ‘Kürt Efsanesi: NEWROZ’ başlıklı yazsında ki Double W’nin benim yakamda ki hikayesini birde Murat’a ve size anlatmak için haberlerime ve günün yorumuna dönüyor, Irak ve Suriye’den sonra İran ve İsrail yetmedi bölgedeki yabancıların kendi babalarının tarlalarıymış gibi kullanıp, bomba yüklü uçaklarını, askerlerini doldurduğu ve Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil’lerin dün, ‘6. filo defol’ dediği için bugün kapitalizmin dişleri arasında başları kan gölüne dönenlerin, ‘Komünist, anarşist, bölücü’ dediği üslerini kurduğu tüm ülkelere kahrolsun denen Amerika, ‘Siyonist’ denip, arka kapılarda masaya oturulduğu söylenen İsrail ile yıllardır, Neft’i halkıyla değil, küçük bir grupla su gibi içen molla füzeleri art arda düştüğünü hatırlatmak istiyordum.

Çünkü, Ardahan Çıldırlı meslektaşım, Gazeteci Olgun Kızıltepe’nin yönetiminde olduğu haberler.com adlı ulusal haber sitesinde, ‘İran’ın, daha önce açıkladığı 2 bin kilometrelik menzil sınırının iki katına ulaşan bir füzeyle, ABD-İngiltere’nin Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia askeri üssünü hedef aldığını iddiaları ardından, Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz operasyonların bu hafta ciddi şekilde şiddetleneceğini açıklayan ve Haşhaşi taktikleri ile hareket eden istihbarat örgütü Mosaadlı İsrail’in Cumhurbaşkanı ve Dini Liderinin de aralarında olduğu İran’da bu kez Devrim Muhafızları Ordusu sözcüsü Ali Muhammed Naini’nin öldüğünü de haber alıyordum.

Kısacası, her an dev bir 3. savaşla baş başa olduğu ileri sürülen tüm dünyanın ne kadar garantili olduğu bilinmeyen, insanların ‘neyime’ dediği bayram dolaysıyla kendilerini evlere, içeriye kapattığı, valinin, o ‘Kereste rüşveti, parfüm ve çit davaları’ ile tartışılan, lojmanları depreme dayanıklı olmadığında Anjiyo binasını yapamayan ama İl Özel İdare üst düzey çalışanlarını yen daire ve ev sahibi yapan müteahhitte yeni lojman inşaatını veren İl Özel İdarenin pikabıyla bindirdiği meclis üyeleri ile basın mensuplarıyla değil, sanalla mamelektim Ardahan’ın dünyaya tanıtılmaya çalışıldığı bir günde kimine göre baharın gelişinin ilk günü, kimine göre özgürlük ateşi, kimilerine göre ise siyasi ve ticari komplo teorileriyle bunun bir kimyasal savaşa  giden yol olduğunu belirttiği ve birileri Kawalalı Newroz, diğerleri ise o unutulan operasyonlara adlarını verildiği Balyoz, Çekiçle Nevruz dediği 21 Mart bugün..

Unutulan Balyoz derken hatırlatalım.. Balyoz Operasyonu (veya Balyoz Darbe Planı), 5-7 Mart 2003 tarihlerinde 1. Ordu Komutanlığı’nda hazırlandığı iddia edilen, hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeyi hedeflediği öne sürülen askerî darbe planı soruşturması ve davası denen onca davalara arasında bir dava mı, yoksa Kılıçdaroğlu’nun mevcut iktidarın devamı için ‘kontrollü’ dediği gibi 15 Temmuz darbe girişimi denen bir davamı bilmem ama ben bu yaşananların, başta ekonomi olmak üzere ‘Hak, hukuk, adalet, demokrasi insan hakları özgürlük mü?’ bırak şimdi bunları zamanı mı?’ denen bir psikolojik savaş olarak değerlendirdiğim ve düşünüp, başkaldıranları, ‘güç bende’ diyenler karşında diz üstü çökertme savaşı olarak algıladığım şu günlerde ilginç, bir o kadar da düşündürücü olaylarda yaşanmıyor değil..

Bunun en ilginci eğitim sisteminin içinde bulunduğu durumu araştırıp, yıllardır çözüm bekleyen sorunları bulacağına kimin evinde hangi marka televizyon, bilgisayar, internet olduğunu düşünen ve yeni satışlar yapılmasını teşvik eden açıklamalarıyla araştıran bir Milli Eğitim Bakanlığının görevi olan alanda vermediği eğitimi nasıl evlerde internet, televizyon ve bilgisayarda vermeye çalışması, Sağlık Bakanlığının, açlıktan doğal zayıflamak zorunda kalan insanlarla dalga geçercesine ‘İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa” demesidir..

Çünkü işin aslının dedin silah, teknolojik ve tıbbi malzemeler satmak olduğu gün geçtikçe daha da net görünen bir süreçte dün ‘Vatan, Millet, Sakarya edebiyatları ile saldıkları onca korku alıp ‘Daha özgür, barış ve kardeşliğin olduğu bir dünya’ diyenleri ‘terörist, hain’ diyerek engelleyenler bugün Double W’yi bile özgür gösterip, Newroz korkusu yaratma formülleri ile insanları korkutup, evlere kapattığını da görmekteyiz.
21 Mart Newoz’u olduğu gibi onca olay ve gelişmeyi öteleyen ve sanki her olayın, günün, tarihin bir merkezde idare edildiği ve günü geldiğinde piyasaya sürüldüğünü de ortaya koyan bu duruma bakınca dün yani 8 yıl önce 21 Mart 2010’de yani ele aldığım yazımın hala geçerli ve içinde onca ‘Niye?’ ye hala bir cevap bulunmadığını görmekteydim..
Ve sanki dün pandemi bugün füze virüsü furyaları ile insanların psikolojisini medya aracılığıyla çökertme savaşı ardından her an bir seçim olacakmış gibi emekli maaşlarını arttırılmadığını erken yatırıldığını açıklayan bir anlayışın hacı-hocaları getirip, öğrenci yurtlarına yerleştirdiği, cezaevlerinde ki insanları, Suriye, Irak, Libya’dan sonra İran’ı düşünmemesi için kızılca kıyamet koparanların da Newroz’u, Nevruz’u ve göz yaşı döktüren, yürek yakan savaş, çatışma gibi diğer bir çok olayı ‘şimdilik’ adeta beklenmeye alındığını da görmekte, düşünmekteyim..
Evet, 19 Mart 2006 yılında yayın grubumuzun amiral gazetesi olan Kuzey Doğu Anadolu Gazetesinde manşet olarak verip, o manşette, Nevruz diyeceğimize Newroz dediğimiz için savcılık emri ile polis tarafından toplatılan ve dava açılan gazetemizin mahkemelik olup, toplatıldığı haberi yine benim imzamla ulusalda manşet olmuştu. Ve bizim 36 yıldır, ‘Daha özgür bir ülke, dillere, ‘bilinmeyen’ demeyen bir anlayış, halklara, milletlere, insanlara daha çok hak, hukuk, adalet’ diyerek o günden bugüne mücadelesini verdiğimiz haberlerimiz ardından silahla, dayatma ile, yasaklama ile, zorla değil, özgür bir gazetecilik ve hukuk mücadelesi ile top, tüfek, fantom uçak, füze ile değil insanı bir fikirle, korkmadan çekinmeden yazan bir kalem ile Double W’yi özgürleştirmiştik..

Ve altına bir daha kalın kalemle imza attığımız ve dağda değil, ovada, bir matbaada, yerelde, sınır kentinde ki haklı hukuk mücadelemiz üzerine bizim, ülke geneinde özgürleştirdiği Double W harfinin bir dönem başımıza ne işler açtığı o yıllar önceki yazımda, haberimde belirttiğim gibi ‘bir merkezde yönetilen, yönlendirilen biz inanların neden bir birini yediğini anlaması gerekir?’ diyerek dünkü yazımı bugünkü Newroz’a hediye ederek sağlıklı bir bahar ve savaşsız bir ülke dileyerek bir bayram günü ele aldığım bu üst yazıma son veriyorum, psikolojik savaşa dirençli olan vücudunuzun sağlıklı olması umuduyla hepinizin, Newrozunuz, Nevruzunuz ve kandiliniz kutlu olsun derken..

Haydi Nevroz’a, Kol Kola Halay’a!

Sabah işe gelmek için çıktığım binada yan yana kalıyor, aynı binaya girerken selamlaşıyor, çıkarken gülümsüyoruz..
Bizden çok eşlerimiz daha yakın, daha samimi, çocuklarımız birlikte parkta oynuyorlar..
Aynı çatı altında, aynı binada huzur içinde yaşarız, hepimiz bir birimizin güvencesi olarak gece rahat uyur, sabah huzur içinde çıkarız evlerimizde..
Ben artık benim gibi yorulan GAZETECİ’yi çalıştırırken, onlar selam verip, işlerine giderler..
Bugünde aynı oldu ama bir fark ile..
Ben Newroz için kameramı, fotoğraf makinemi hazırlamış, onlar çelik yeleklerini, coplarını..
Yine aynı gülümseme, yine selamlaşma..
Sanki iki tarafta meydan muharebesine gidiyor gibi hazırlıklı, birazda şüpheli..
Ben gazeteci, onlar polis..
Her iki tarafta aynı binada, aynı evlerde kalmış, aynı suyu içmiş, aynı nefesi koklamış olsa da..
Bahar bayramı Newroz’a gidiyoruz, gülüp, halay çekeceğimizi düşündüğümüz ama günlerdir yaşanan gerginlikler dolaysıyla neler olacağını, karşı karşıya gelip gelmeyeceğimizi kara kara düşünürken..
Evet her yıl tekrarlanan, halaylarla değil, ölümlerle, yaralamalarla sona eren bir Newroz’a daha giderken bu yaşadıklarım gerçek..
Aynı çatı altında oturur, aynı suyu birlikte içeriz ama gerek gazetecilikte, gerek dünya düşüncesinde hep karşı karşıya gelir, çatışır, birimiz hak ararken, birimiz cop atarız..
Çünkü biz birbirimize düşmanca bakanlar, aynı ülkede olduğu gibi aynı binada oturmayı bilir, birlikte yaşamayı seçer, eşlerimizin, çocuklarımızın kaynaşmasına müsaade ederiz..

Birimiz penceremize bayrak asarken, diğerimizin siyasi görüşüne de saygı gösteririz..
Ama her nedense alanlarda, çarşıda, resmi işlerde hep karşı karşıya gelir, o binada ki barışı unutur, kardeş olmayı değil, düşman olmayı seçeriz..
Düşünsenize benim gibi aynı binada olmasanız da, yan komşunuz, aynı dolmuşa bindiğiniz, aynı cafe de çay içtiğiniz, aynı lokantanın tabağında yemek yediğinizin biri polis, biri siz değil misiniz?!.
Polis olmazsa da savcı, hakim, asker, jandarma, istihbaratçı ve yada devletin bir memuru değil mi o birlikte yaşamayı seçmiş, aynı evde, aynı binada, aynı ülkede yaşarken yıllardır süren inatlar dolaysıyla karşı karşıya geldiğiniz..
İşte size son inat..
Biri, ‘Ben erken Newroz’u kutlayacağım’ dedi, diğeri, ‘Hayır erken kutlayamazsın’ dedi..
Dünde aynı değil miydi, erken olmazsa da, aynı güne bile izin vermiyordular..
Ve sonuç meydan muhaberesinde karşı karşıya gelip, kan revan içinde kalıp, yaralanıp, ölüp aynı binaya, aynı eve gelip, aynı suyu içtiğimizi hep unuttuk..
Kim kazanıyor bu yıllardır süren ama çare bulunamayan inatlaşmada, kim kayıp ediyor bu anlamsız ve de anlaşılmaz inatlaşmada kim?..
Her iki tarafta kayıp etmiyor mu?..

Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Yazar, Newroz kutlamaları ve Kürt meselesi etrafında şekillenen toplumsal gerilimleri, kendi gazetecilik serüveni ve kişisel tanıklıkları üzerinden analiz etmektedir. Metin, geçmişte yasaklanan “W” harfi gibi sembollerin özgürleşme sürecini anlatırken, devletin güvenlik politikaları ile halkın bayram coşkusu arasındaki sancılı çatışmayı ele almaktadır. Aynı binada huzur içinde yaşayan polis ve sivil halkın, sokaktaki ideolojik kutuplaşmalar nedeniyle nasıl karşı karşıya getirildiği çarpıcı bir dille sorgulanmaktadır. Küresel siyasetin ve askeri operasyonların gölgesinde kalan bu süreçte, yazar hak, hukuk ve barış arayışının önemini vurgulamaktadır. Nihayetinde kaynak, toplumsal kutuplaşmanın anlamsızlığını ve birlikte yaşama iradesinin siyasi inatlaşmalara feda edilmemesi gerektiğini savunmaktadır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER