Bugünkü yazıma başlamadan önce şöyle bir dünya ve ülke gündemine göz atayım diye açtığım ulusal bir haber sitesini incelerken, gazetelerimizin basıldığı matbaamızda gazetemizi basan matbaa makinamızın baskı yaptığı esnada dönen çarkları eşliğinde ‘Yaz gazeteci ya gel bizim köyü de yaz’ müziği eşliğin kısa bir video whatsappıma geliyordu.
Bir gazeteci, bir vatandaş, bir okur olarak defalarca izlediğim o görüntüyü alıp, 19 bine yakın telefon numarasının bulunduğu telefonumun, ‘Yazıyor, yazıyor diyecek olan gazetelerimiz basılıyor’ notu ille durumuna koyarken bu saha da yağsız kaldığı an duran o makinanın çarklarının dönmesi için 36 yıldır nasıl büyük bir mücadele verdiğimi bana bir kez daha hatırlatırken, dün damı akan matbaada sağa, sola kaçırdığımız kurşun harflerle bugün her ay internet ücretini nasıl ödeyeceğimiz düşündüren bilgisayarlarla yazdıklarımızı kağıda basan o baskı makinamızın sesini de duyuyor, elimizi, yüzümüzü, yeni aldığımız gazeteci yelekli elbisemizi de boyayan o boyanı kokusunu da his ediyordum.

Ve dönüp, bu yazıyı okuyanlar başta olmak üzere her basın gününde şaşalı mesajlar bize gönderen siyasiler, stk’çılar, bürokratlar olmak üzere okur denenlerin kaçının kentinde ki, şehrinde ki, mahalle arasında ki bin bir emekle basılan yerel gazetelerin matbaasının yerini bildiğini soruyor ve şu an bu yazıyı okuyanların bu yazının kaç dakikada, kaç saate yazıldığını hiç düşünüp, düşünmediklerinde merak ediyordum.
Evet, babasının oğlu olmanın sorumluğu ile ulusal hakem oğlum Doğu’nun onca işi arasında başında olduğu, sayfa grafiğini yaptığı, yeri geldiğinde babası gibi geçmiş yaşına bakmadan kolunun altına aldığı basılı günlük gazeteleri önce resmi kurumlara sonra ‘600 yıl donra ancak ülkeye getirtilen Matbaası nerde acaba diye hiç merak etmeyen, bu gazete nasıl çıkıyor diye hiç düşünmeyen, reklam vermeyen, abone olmayan’ esnafa, vatandaşa dağıttığı gazetemizin basıldığı esnada bana gelen görüntüyü izlerken, 36 yıldan fazadır her gün bu köşede, ‘Yazıyorsam Sebebi Var’ adlı bana ayrılan baş köşe yazımın gündeminin ülke ve dünya gündemini değil, birde kendimizi, gazeteciliği, ‘Bizim köyün yollarını da yaz gazeteci’ diyenleri de yazmak gerek diyerek kendi dünyamız da yaşadıklarımızı kısa bir özetini yazmaya başlıyordum.


Evet, büyük, küçük Turpların, dünyayı olduğu gibi basını da baskı altına almaya çalışan Trumplu dünya gündemiyle unutulan ülke gündeminde bende es geçip, kendi derdimize, gazeteciliğin derdine dönerken aynı gün görüştüğüm bir iş insanının bana, ‘Ya Fakirciğim senin adını neden fakir koymuşlar, hep merak ederim..’ diye sorarken bende şaka karışık, ‘Abi yazar Fakir Baykurt’tan, rahmetli babamın, ahırda, teksir makinası ile bastığı, ‘Fakir dostu’ adlı gazetesinde esinilen adımı fakir koymuşlar ki senin gibi iş insanları reklam versin zengin olsun’ diyerek takılıp, asıl gerçek mesajı versem de ‘Evet ya siz gazetecilerin de yaşaması, yazması gerek onu da fakir olmayan biz iş insanları unutuyoruz’ diyemediğini görüyordum.


