Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Satılık Basın, Paragöz ve İb.. ancı Gazeteci!..

Bugünkü yazıma başlamadan önce şöyle bir dünya ve ülke gündemine göz atayım diye açtığım ulusal bir haber sitesini incelerken, gazetelerimizin basıldığı matbaamızda gazetemizi basan matbaa makinamızın baskı yaptığı esnada dönen çarkları eşliğinde ‘Yaz gazeteci ya gel bizim köyü de yaz’ müziği eşliğin kısa bir video whatsappıma geliyordu.

Bir gazeteci, bir vatandaş, bir okur olarak defalarca izlediğim o görüntüyü alıp, 19 bine yakın telefon numarasının bulunduğu telefonumun, ‘Yazıyor, yazıyor diyecek olan gazetelerimiz basılıyor’ notu ille durumuna koyarken bu saha da yağsız kaldığı an duran o makinanın çarklarının dönmesi için 36 yıldır nasıl büyük bir mücadele verdiğimi bana bir kez daha hatırlatırken, dün damı akan matbaada sağa, sola kaçırdığımız kurşun harflerle bugün her ay internet ücretini nasıl ödeyeceğimiz düşündüren bilgisayarlarla yazdıklarımızı kağıda basan o baskı makinamızın sesini de duyuyor, elimizi, yüzümüzü, yeni aldığımız gazeteci yelekli elbisemizi de boyayan o boyanı kokusunu da his ediyordum.

Ve dönüp, bu yazıyı okuyanlar başta olmak üzere her basın gününde şaşalı mesajlar bize gönderen siyasiler, stk’çılar, bürokratlar olmak üzere okur denenlerin kaçının kentinde ki, şehrinde ki, mahalle arasında ki bin bir emekle basılan yerel gazetelerin matbaasının yerini bildiğini soruyor ve şu an bu yazıyı okuyanların bu yazının kaç dakikada, kaç saate yazıldığını hiç düşünüp, düşünmediklerinde merak ediyordum.

Evet, babasının oğlu olmanın sorumluğu ile ulusal hakem oğlum Doğu’nun onca işi arasında başında olduğu, sayfa grafiğini yaptığı, yeri geldiğinde babası gibi geçmiş yaşına bakmadan kolunun altına aldığı basılı günlük gazeteleri önce resmi kurumlara sonra ‘600 yıl donra ancak ülkeye getirtilen Matbaası nerde acaba diye hiç merak etmeyen, bu gazete nasıl çıkıyor diye hiç düşünmeyen, reklam vermeyen, abone olmayan’ esnafa, vatandaşa dağıttığı gazetemizin basıldığı esnada bana gelen görüntüyü izlerken, 36 yıldan fazadır her gün bu köşede, ‘Yazıyorsam Sebebi Var’ adlı bana ayrılan baş köşe yazımın gündeminin ülke ve dünya gündemini değil, birde kendimizi, gazeteciliği, ‘Bizim köyün yollarını da yaz gazeteci’ diyenleri de yazmak gerek diyerek kendi dünyamız da yaşadıklarımızı kısa bir özetini yazmaya başlıyordum.

Çünkü, Göle İlçe teşkilatının halkın olan belediyenin eski yerine çöktüğü, ilçe başkanının Devlet Malzeme Ofisinin kayıtlarında olan belediyenin masasına, koltuğun oturduğu AK Parti’nin yani iktidarın başı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmasını dinlediğim esnada, ‘Bu ne tesadüf’ dercesine gazetemizi basan matbaamızın görüntüsü bana geliyordu.

Ve, vergilerini bizimde ödediğimiz  TRT dahil kendisine özel bir havuz medya oluşturduğu ileri sürülen Erdoğan’ın çarşamba günkü grup konuşmasında yaptığı konuşmanın satırları arasında ki söylemi de sanki bugün yazacağım yazıyı hissetmişçesine bizzat kulaklarımı çınlatıyordu.

23 yıldır iktidar olan AK Parti’nin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını takip etmek üzere basın locasında bulunan gazeteciler ile basın locasının arkasında slogan atan partililer arasında gerilim yaşandığı, söz konusu gerilim, Erdoğan’ın konuşmasında basın özgürlüğünden bahsettiği anlara denk gelmesi de ayrı ilgin günün notu olarak önüme düşerken Erdoğan’ın sansür, baskı, ekonomik destek ve en önemli özgürlük isteyen biz gazetecilerin kendileri tarafından değil, CHP başta olmak üzere muhalefet tarafından baskı altına alındığını ima eden konuşmasını dinlerken nedense mutlu olmuyor, moral bulamıyordum.

Çünkü, şu an tedavide olan bizim Tatina kedimizi de bana hatırlatan ve dönüp, ‘Nazo bizim Tatina’dan ne haber, neden artık getirmiyorsun?’ diye sormama vesile olan fotoğrafı ile iktidar olarak kendilerinin hep biz gazetecilerin yanında olduğunu, basın özgürlüğünün yana olduklarını söyleyen, biz gazetecilere baskı değil, maddi, manevi olarak sahiplenilmesi gerektiğini ima eden ve devlet yakasında bir adım ileri gitmediği ile eleştirilen süreçle ilgilide güzel şeyler konuşan aynı Erdoğan aynen şöyle diyordu..

“Hak ve hürriyetlerin genişletilmesinden, devlete çöreklenmiş oligarşik yapılarla mücadeleye; siyaset odaklarının geriletilmesinden milli iradenin güçlendirilmesine kadar her alanda cumhuriyet tarihinin en büyük reformlarına imza attık, birçok alanda sessiz devrimler gerçekleştirdik. Ana muhalefet gibi lafa gelince basın özgürlüğünden dem vurup sırf yolsuzluklarını gösteriyorlar diye kürsüden basına parmak sallayanlardan, basın mensuplarını küstahça tehdit edenlerden olmadık. Eleştirilere tahammül gösterdik, yapıcı önerilere kulak verdik. Hukuksuzluklar karşısında hakkımızı yine hukukun içinde aradık. ‘Onu kapatacağız, şunun kapısına kilit vuracağız, hepinizden hesap soracağız’ gibi anti demokratik yollara asla tevessül etmedik.’ diyordu.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleri ile biz gazetecilere ne kadar önem (!) verdiğini anlatmaya çalışırken, kendisinin iktidarı döneminde yok denecek kadar azalan, bin bir mana ile kesilen resmi ilanlarımız ve en önemlisi şunu yazsak sabah kapımız çalınacak mı, biz de İsmail Arı gibi onca gazeteci meslektaşımızın olduğu cezaevine gider miyiz? diye düşünülen bir ülkede, biz gazetecilerin neler yaşadığını bilmeden ‘İbancı, paragöz yetmez satılık basın..’ diyenlere de bende biz kez daha bir şeyler yazmak istedim.

Evet, büyük, küçük Turpların, dünyayı olduğu gibi basını da baskı altına almaya çalışan Trumplu dünya gündemiyle unutulan ülke gündeminde bende es geçip, kendi derdimize, gazeteciliğin derdine dönerken aynı gün görüştüğüm bir iş insanının bana, ‘Ya Fakirciğim senin adını neden fakir koymuşlar, hep merak ederim..’ diye sorarken bende şaka karışık, ‘Abi yazar Fakir Baykurt’tan, rahmetli babamın, ahırda, teksir makinası ile bastığı, ‘Fakir dostu’ adlı gazetesinde esinilen adımı fakir koymuşlar ki senin gibi iş insanları reklam versin zengin olsun’ diyerek takılıp, asıl gerçek mesajı versem de ‘Evet ya siz gazetecilerin de yaşaması, yazması gerek onu da fakir olmayan biz iş insanları unutuyoruz’ diyemediğini görüyordum.

Ve seçimlerin yeniden gündeme gelmesiyle bu aralar bir hayli akıllara gelen, omuzlarda taşınan biz gazetecilerin yaptıkları haberleri beğenmeyip, gazetecilerin para karşılığında haber yaptıklarını, ibanlı paragöz olduklarını ve ‘Satılık Basın’ diyerek gazetecilere yönelik alçakça bir tanım yapıldığını, biz gazeteciler gibi zaman zaman sizlerde görüyorsunuzdur.

Ve belki de zaman zaman sizlerde aynı şeyleri düşünüyorsunuzdur..

Ama bizlere ve meslektaşlarıma bu tür alçakça tanımlar yapanların öncelikle gazetecilerden kuyruk acıları olduğunu herkes iyi bilmelidir.

Çünkü bu tür tanımları yapan alçakların çoğunu yine biz gazeteciler iyi tanır ve biliriz..

Ama ben bu alçakların kimler olduğunu sıralayıp, yazmaktansa bu alçakların başını çektiği gazeteci düşmanlarına bir kaç soru soracağım..

1- Siz gazeteciyi suçlarken nasıl geçindiğini hiç düşündünüz mü?

2- Alçakça bir suikast sonucu öldürülürken ayakkabısının altını delik olduğu ortaya çıkan Hrant Dink başta olmak üzere yerel gazetecilerin başını çektiği gazeteci tayfasının yüzde kaçının sizin gibi villada, yatlarda, lüks arabalarda, barlarda, ihale salonlarında, siyasette olduğunu söyleyebilir misiniz?

3- Gazeteciyi ‘Satılık Basın’ diyerek suçlayan siz, 86 milyonluk ülkede yarısı spor, magazin, bulmaca olan topu topu 800 bin gazete ancak satıldığı bu ülkede bugün gazete bayisine gidip, günlük bir gazete alıyor musunuz?

Ve bu ülkede bir milyonu at yarışı, bir milyonu magazin, bir milyonu spor olmak üzere neden ancak 800 bin belki de daha az günlük gazete satıldığını hiç düşündünüz mü?

4- Her hangi bir haksızlığa uğradığınızda ancak aklınıza gelen gazetecinin yazdığı haber ve yorumları dolaysıyla mahkeme kapılarında dolaşırken, hapishanelere atılırken hanginiz gazetecinin arkasından gittiniz?

5- Sanal ortamı fırsat bilip, ‘Gazeteci ‘de kim?’ diyerek es geçtiğiniz gazeteciyi seçimden seçime hatırlayan hatta aday sıralamasına girmek için akıllara getirdiğiniz seçmenler gibi gazetecilerde unutulmuyor mu?

6- Farklı meslek örgütlerinin raporlarına göre Nisan 2026 itibarıyla değişkenlik gösterse de 10-20 civarında olduğu belirtilmektedir. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) verilerine göre 27 Nisan 2026 itibarıyla 14 gazeteci ve medya çalışanı cezaevindedir.

Kısacası, dün sesi halâ kulaklarımız da olan daktilo yazılan, teksir makinası ile sonra da tek tek dizilen kurşun harflerle yazılan yerlerde sürünen ama dünyanın en büyük 3. ekonomisine sahip olan Alamanya’nın üretimde başını çektiği ofset makineyle basılan gazeteleri çıkaran ve seçimlerin yeniden konuşulmaya başlandığı bugünlerde bir hayli hatırı sayılır (!) olan gazetecilere yönelik, İb.. (!) ancı şeklinde alçakça tanımlar yapanlar..

Size soruyorum;

Ve başta türkücü siyasiler olmak üzere herkese soruyorum..

Tek sermayesi düşünceleri, fikirleri ve daha güzel bir ülke, dünya özlemi olan biz gazetecileri,  ‘Satılık Basın, İbancı, Paragöz Gazeteci!’ diyerek suçlarken hiç mi vicdanınız sızlamaz? Ve daha dün bu gazetecilerin sizi ‘adam’ diye yazdığını nasıl unutursunuz?.. Yoksa adam olmadığınızdan mı?

Neyse anlayan anlamış ve hakaret, aşağılama ve nefret söylemi olarak sıkça başvurulan argo bir kelimeyi hak edenlerin biz gazetecilere, ‘İbancı’ , ‘Paragöz, Satılık basın’ deyip, yazdıklarımızdan yedikleri sonucu yaşadıkları kuyruk acısını çeken alçaklara gerekli cevabı adı fakir, fikri zengin bir gazeteciden almıştır..’ diyerek, bu ülkede gazetecinin de içinde bulunduğu birini suçlamak için başvurulan ucuz yolların artık terk edilmesini ve gazetecilerin 4. kuvveti dedikleri demokrasinin olmazsa olmazları olduğunu bilmek ve hatırlatmak en güzelidir derim..Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Bu metin, Türkiye’de yerel gazetecilik yapmanın getirdiği ağır ekonomik yükleri ve basın mensuplarının karşılaştığı haksız toplumsal ithamları ele alan sitem dolu bir değerlendirmedir. Yazar, matbaadaki teknik imkansızlıklardan toplumun yerel basına karşı sergilediği ilgisizliğe kadar pek çok sorunu kendi mesleki tecrübeleri üzerinden aktarmaktadır. Gazetecilerin maddi yetersizlikler ve hukuki baskılarla mücadele ederken bir de “satılık” veya “paragöz” gibi ağır ifadelerle hedef alınmasına sert tepki gösterilmektedir. Siyasilerin ve iş dünyasının basını sadece kendi çıkarları doğrultusunda hatırlamasını eleştiren yazı, basın özgürlüğünün ve yerel medyanın demokrasi için taşıdığı hayati önemi vurgulamaktadır. Nihayetinde bu kaynak, zor şartlar altında mesleki onurunu korumaya çalışan bir gazetecinin toplumsal farkındalık çağrısını yansıtmaktadır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER