Mescid-i Aksa’nın İslam’ın onuru ve ilk kıblesi olduğunu vurgulayarak, bölgedeki siyonist işgal girişimlerine ve Müslümanların sessizliğine karşı duruş sergileyen ve bir isim olarak tarih yazan Alparsaln’ın adını alan 7. torunun olan bir gazeteci olarak İngilizlerin Arapları Osmanlı’ya karşı fış fışlaması sonrası bölgede yaşanan boşluğu fırsat bilip, 1948 yılında bağımsızlığını ilan eden, 1970’de müttefik olduğu Amerika’yı arkasına alan ve başta Filistinlilerin olmak üzere bölge halklarının topraklarını adım adım işgal etmeye devam edip, birilerinin yerlere döktüğü colalar ile kurtarmaya çalıştığımız Gazze’yi de ilhak eden İsrail ‘şu an nerede, ne yapıyor?’ diye sorsam çoğunuz, ‘İran’ı bombalıyor..’ der yada ele sanır..
Ve Mervani Kürtlerinin desteği ile Anadolu’nun kapısını açan 2. Sultan, 7. Torunuma verdiği adıyla şimdi de Kürt olan dedesinin ellerinde güvene iken siz, Müslümanların ilk kıblesi, yeryüzündeki ikinci mescit ve üçüncü kutsal mekanı olan Mescid-i Aksa’yı bile ibadete kapatan İsrail’in nerede, ne yaptığına bakıp, sorduğum soruya cevap bulmaya çalışırken ben kaç gündür adeta takıntı yaptığım diğer bir konuya, Ayna ve Gölgeyi anlatmaya çalınacağım konuma asıl konuma bir bakayım..
İnsanın kendi gölgesiyle kurduğu içsel diyaloğu ve yabancılaşmayı “gurbet elin kanepesi” imgesiyle aktaran, yoğun bir “divanelik” ve hüzün atmosferi barındıran şiirin altına imza atan Cemal Süreya’nın ‘Gölge Oyunu’ aynı şiirin satırları arasında kendi adımın iki kez geçtiğini görüp, bugünkü düşüncelerimi yazıma aktarmadan önce çok şeyi anlatan usta şair Cemal Süreya’ya ve şiirine saygı diyerek önce şiirini tümün yayınlamak gerekir dedim.
Çünkü ‘Ayna yoksa Gölgene bak’ başlıklı yazımda anlatmak istediğimi aşağıda ki kısa ama çok anlamlı ‘Gölge Oyunu’ isimi Cemal Süreya’nı şiiri anlatıyordu. Bu nedenle önce şiire yer verelim..
Gölge Oyunu
Gölgeme bak gölgeme
Amma aşık, amma divane
Oturmuş kanepesinde gurbet elin
Kendini seyreder gözlerimde
Amma aşık, amma divane.
Gölgene bak senin gölgene
Amma fakir, amma biçare
Ceplerini elleriyle doldurmuş
Aynı kanepesinde gurbet elin
Amma fakir, amma biçare.
Ya öbür adamın gölgesi, öbür
Amma hinoğlu hin, amma hergele
Ayıp fiiller kuruyor belli
Kulakları toprağın üstünde kocaman
Amma hinoğlu hin, amma hergele.
Gölgelere bak gölgelere
Amma işsiz güçsüz, amma avare
Şarkılara inanıyorlar bütün gün
Hepsi de aynı şarkının insanları
Amma işsiz güçsüz, amma avare…
Evet, “Gölgeme bak gölgeme” ifadesiyle, insanın kendi gerçekliğinden kopup, dışarıdan bir gözlemci gibi kendi suretini incelemesi konu eden ve bireyin kendiyle yüzleşmesini anlatmaya çalışan ‘Gölge Oyunu’ Yabancılaşma ve kişinin kendi benliğine, bedenine veya yaşadığı dünyaya yabancılaşmasını da (kendine gurbet olma durumu) simgeler.
Şiirdeki “Amma aşık, amma divane” sözü, bu içsel yolculukta bireyin yoğun duygular (tutku, çaresizlik, yalnızlık) yaşadığını vurgularken, yaşamın bir rüya perdesi gibi geçici olduğunu, gerçeklik ile hayal arasındaki ince çizgiyi sorgulatır. Yani bireyin modern dünyada veya kendi içsel karmaşasında yaşadığı “görünme/görünmeme”, “var olma/yok olma” ikilemini ve yalnızlığını anlatmaktadır.
Bunları, ‘Ayna yoksa gölgene bak..’ başlığını koyan ben değil, Cemal Süreya’nın ‘Gölge Oyunu’ başlıklı şiirinin anlatmaya çalıştıklarını olurken benim asıl anlatmak istediğimin o karakol da olup, olmadığından emin olmadığım ama Sibel Can, İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses, Mustafa Keser gibi ünlü ses sanatçılarımız tarafından seslendirdiği, ‘Karakolda Ayna Var” türküsü halkımız tarafından sıkça dilendirmesine