Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Çingene kızın hayali kalbur, kasnakmış..

Öncelikle bugünkü yazımın başlığına bakıp, ‘Bak hele fala, filana Çingene demiş’ diyerek kimseyi küçümseme gibi bir düşüncemin olduğunu ön yargınızla akıl etmeyin..

Çünkü günümüzde o kadar sonradan görmüşler var ki bizim Ardahan’da muturuf denilenler ve başta Adapazarı, Trakya’da olmak üzere batı kentlerinde çingene kardeşlerimize on basarlar. O çingeneler paylaşmayı da, insanlığı da, yardımlaşmayı da bir çoklarından daha iyi bilmektedirler.

Etrafımızda sağımızda solumuzda o kadar görgüsüzler bulunmakta ki, bunlar konu komşularına, arkadaşlarına, çevrelerine, köyüne, ilçesine, iline velhasıl Türkiye’sine ne zararlar vermektedirler.

Bazıları hayallerin dışında, hinlikleri ile bu ülkeye öyle zararlar vermektedirler ki, allayıp pullayıp deveyi hamudu ile yutmaktadırlar. ‘Rabbena hep bana’ demektedirler. Aramızda pişkin pişkin gezmekteler. Hem de yüzleri kızarmadan, ‘Vatan-Millet-Sakarya’ nutukları atarak, yalan söyleyerek, ihanet ederek, bunlarda bizim eğitemediklerimizden olsa gerek.

Ve dönüp bugünkü yazımıza, ‘konu olan nedir?’ diye baktığımda halime, çabama gülüp kendime acıdığımdan derim.. Buna neden ise kısa bir tatil, dinlenme adına yanıma gelen torun Dağhan’ı bizim bir türlü açılmayan Ulgar dağının tünelinin hikayesine benzer bir tünele sahip, Pendik Sabiha Gökçe Havalimanına sabahın er saatlerinde bırakıp, boş yolda aheste aheste eve dönerken dayılarımın da olduğu Kaynarca’da sağıma düşen dev binanın değişen levhasıydı..

Ünlü otellerden birinin adının kapısından indirilip, diğer ünlü bir otel markasının levhasının asıldığını gördüğüm binaya bakıp, kendi halime gülerken torunundan ayrıldığından gözü yaşlı haliyle yanımda bulunan eşimin üzüntüsünü az olsun kendisine unutturup, ‘biraz da bana acı..’ dercesine, ‘Hanım biz ne yapmışız ya bugüne kadar ne çabalamışız.. Baksana hele’ deyip, hanımdan beter torundan ayrılışın hüznünü gizleme adına kendi kendime üzülürken halime acı acı gülümsüyorum..

Çünkü yanı başında geçtiğim o binayı tesadüfen bakmadan önce sanalda gördüğüm ‘Falanla bir araya gelmekten çok mutlu oldum’ notu ile fotoğraflı bir paylaşımı hatırlıyor, hem gülüyor hem de ‘Yere bakarak gezmeyin, gökyüzüne bakın, yükseklere çıkın güçlü bir lobi diye haykırın’ dediğim o ünlü otellere taşımaya kalktıklarımdan biri olan dostum, iş insanı, sanayicinin o paylaşım ile levhası değişen ama markasını aynı değerde tutan binalardansa çok çeper dibinde mutlu olduğunu görüyordum.

Ve o binalarda ki 6 buçuk  yıllık ARDAFED Başkanlığımın yanında 36 yıldır yaptığım gazetecilik yıllarım da onca yazdıklarıma, yaşadığım anılarımın yanında çabalarımı hatırlıyor ve ‘Onca çaba ve gayret hepsi boşuna mıydı?’ diyerek üzülüyorum..

Ve günlerden cumartesi demeden o erken saatte federasyon başkanlığıma bizzat şahit olan diğer b ir dostumu telefonla arıyor, sabah sabah yaşadığım duygularımı kendisiyle paylaşıp, bu kez torun Dağhan’ın bizde ayrılışını unutup, hanımla birlikte sabah çayı ve poğaçası için oturduğumuz yeni açılmış cafe de saçları sakallarına karışmış olan garson mu, bekçimi anlamadığımız görevli şahsı umursamadan yüksek acı acı sesle gülüyorum.

Ve, cumartesi demeden sabahın erken saatinde uyandırdığım dostumla birlikte halimize hem gülüp, hem de acıyarak ağladıktan sonra  ‘Şimdi gidip, bugün yaşadıklarımı yazacağım..’ deyip, eve gelip bilgisayarın başına geçtiğimde sabah sabah yaşadığımı uzun uzun anlatmak için onca yaşadıklarıma da benzer iki örneği de bulup, bir iki düzeltme ile yayınlamayı daha uygun buluyorum ki tam da bu esnada sabah haberlerinde CHP’li Başkan Vekili kadının 3 gün önce istifa ettiği partisinden kendi partisine geçeceğini, geçecek olandan önce söyleyen Erdoğan’ıtv’de dinleyince, benim yaşadıklarımla, küçükşeherden çıkıp, büyükşehere başkan olmasını bedeliymiş sanki hapiste olan İmamoğlu’nun yaşadıklarının bir birine çok benzediğini de düşünüyorum..

Buna neden ise; Öncelikle İmamoğlu gibi benim sahaya çıkardığımın da benimle hiç bir şey yaşamamış gibi benim istifa etmem için kendisine de imzalatılan kağıdı alıp, okuduktan sonra elimde ki kırışık kağıdı buruşan yüzlerine benzer şekle sokup, gözlerinin önünde masamın altında ki çöpe atarken, onunla onca yaşanılmışıkların onun gibi değersiz ve de yanlış olduğunu geçte olsa anladığım o anları hatırlıyorum.

Ve Demirtaş gibi hapiste olan İmamoğlu’nun da benim gibi bazılarını insan sandığını ama benden beter ‘kalbur’ yani bizim yerel ağızla poşaların yaptığı eleklerin hayali olanlarca etrafının çevrili olduğunu daha iyi anlıyordum.

Ve şu bizim Göle Belediye Başkanından daha hızlı davranıp, topuğu CHP’nin başın da kırılan Aydın’ın Belediye Başkanını kıskandıran bir diğer hız ile parti değişen ve CHP’nin kimyasını bozan Kimyacı Iğdırlı hemşerim Beykoz Belediye Başkan Vekilinin hem de Beykoz’un karşısında bulunan Bayrampaşa’da bayram şenliği ile daha dün partisi olan CHP’li belediyeye yeni bir operasyonun daha yapıldığı saatlerde AK Parti’ye geçmek için makyajladığı yeni yüzüyle al acele hazırlandığını da öğreniyordum.

Gerçi, daha önce bizzat gidip, gittiğimle 3. köprülü manzarasıyla güzel bir gün yaşayıp, oradayken yazdığım bir yazımın bana, ‘atı alan geçer..’ denen Kız kuleli Üsküdar’ıma iyi gelmediğini ve ne hikmetse bir anda biten o ateşli güzel pandemili yılları hatırlatan Hz. Yuşa’lı Beykoz denilince bu dünyanın etme bulma dünyası olduğunu bir kez daha anlıyor ve oradaki bazılarının da aslında benim, başkan olduğum yıllarda bol bol imzalar attığım ve tam da delik deşik edercesine bolca elediğim kalburunu yenilerine eletiyor diyerek kenara atmışken kalbur yani elek hikayesini bana bir daha hatırlatan imzacıdan farklı olmadığını da hatırlıyor, bana edilenin şimdi kendilerine edildiğini de anlıyordum…

Neyse konuyu çokta dağıtmadan sonuca bağlamak gerekirse ve ‘kızım sana diyorum, gelinim sen anla..’ diyerek aşağıda ki örnekle ‘neyi, kimi?’ anlatan, anlatmaya çalışan o gerçek olan ama hikaye deyip, aslında yaşadıklarımıza bizi acı acı güldüren o ünlü kalbur meselesini size de anlatıp, gelecek ay gelin olacak olan kızım Şeyma için telaşta olan aileye yardımcı olmak adına bugünkü yazımızı erkenden bitirelim diyorum..

Çingene kızın hayali kalbur kasnakmış..

Zamanın padişahlarından birinin yiğit, yakışıklı oğlu bir çingen kızına aşık olur. Annesi ve babası vezirleri, sadrazamları ne kadar etrafta soylu soplu asilzade ailelerin kızları varsa göstermişler.

Fakat ne mümkün sarayın yakışıklı şehzadesi hiç birini kabul etmez. Sonunda şehzadenin dediği olur.

Görkemli bir düğünle şehzade çingen kız ile evlenir. Valide sultan, haseki sultanlar şehzadenin eşinin eğitimi ile ilgili sağda solda ne kadar tanınmış eğitmen varsa saraya getirtir.

Eğitimi ile ilgili çalışmalar başlar. Görgü, görenekle, adapla, saygı, sevgi ve davranışlarla, okumayla, diksiyonla, talim ve terbiye ile ilgili dersler verdirilir. Bu çalışmalar epey bir zaman sürdürülür.

Neticede tamam olduğunun kanısına varılır. Artık tüm eğitmenlere, hocalara yol verilir. Artık çingen kızı da saraya uyumlu bir şehzade hanımı olmuştur. Zaman zuhur eder, padişah bir meydanda geniş kapsamlı, yemekli eğlenceli bir toplantı tertip edilmesini ister.

Etrafta ne kadar vezir, sadrazam, eyaletlerde ki uç beyleri, tanınmış asil aileler varsa eşleri ile birlikte saraya davet edilirler. Yemekler yenilir içilir, eğlence ve şenlikler yapılır.

Tüm hanımlar valide sultan etrafında toplanırlar. Valide sultan, diğer hanımlara gelinini tanıtacaktır. Valide sultan konuşmaya başlar, herkes pür dikkat dinlemektedir. Ancak içlerinde sadece gelini dinlemeyip başka bir tarafa bakmaktadır.

Valide sultan gelinini uyarmak ister,

Kızım nereye bakıyorsun? der

Gelin hanım,

Sultan anne şu karşıda ki ağaçtan on beş tane kasnak, on beş tane kalbur, on beş tane elek çıkar, der. Valide sultan şaşırır, kızarır ve hemen konuşmayı keser. Etrafındakiler konuyu anlamışlardır. Program bittikten sonra valide sultan tüm eğitmenleri çağırtır.

Hani bunu eğitmiştiniz der. Kızar bağırır çağırır.

Oradan birisi sultanım ‘Her şey aslına rücu eder’ der. Bir diğeri ‘Otu çek köküne bakınız’ bir diğeri ‘Asıl akmaz, bal kokmaz, kokarsa yağ kokar, onunda aslı ayrandır’ der. Bir diğeri ise ‘Adımız Hıdır, elimizden gelen budur’ sultanım der.

Yıkıp devirmektir tek çabaları

Menfaatsiz olmaz merhabaları

Bir kızıl baykuşun kör hempaları

Ayağa ‘baş’ başa ‘ayak’ diyorlar.

Sen ak’a ak dersin, onlar kara der

Sen Allah dedikçe, onlar para der

Bilemedik gitti bu ne biçim yer

Namusun kirine ‘kaymak’ diyorlar.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER