Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Sevinç Akçetin

Sevgi mi, Tanıdık Bir Yara mı?

Bazen aşk sandığımız şey, çocukluğumuzun eksik kalan yeridir.
Sevgi bağımlılığı çoğu zaman “çok sevmek” zannedilir.
Oysa mesele sevmenin fazlası değil, kendini eksik hissetmenin alışkanlığıdır.
Sevgi bağımlısı insan birine bağlanır;
Ama aslında bağlandığı kişi değildir.
Gece mesaj beklerken kalbinin hızlanması,
Cevap geciktiğinde içini kaplayan panik,
Küçük bir ilginin bütün günü aydınlatması…
Bunlar sevginin büyüklüğünden değil,
İçeride bir yerin hâlâ onay beklemesindendir.
O kişi, bir başkasını hatırlattığı için vazgeçilmez olur.
Bazen bir anneye,
Bazen bir babaya,
Bazen çocukken alamadığımız bir şefkate…
Ve biz o kişiyi sevdiğimizi sanırız.
Oysa sevdiğimiz şey, onda tamamlamaya çalıştığımız geçmişimizdir.
Sevgi bağımlılığı olan ilişkilerde şu cümle sık duyulur:
“Onun yanında kendim gibi hissediyorum.”
Bu doğru olabilir.
Ama soru şudur:
Hangi kendin?
Yaralı olan mı,
Bekleyen mi,
Eksik kalan mı?
Çünkü sevgi bağımlılığı, iki eşit insanın yan yana durması değil;
Birinin diğerini duygusal dayanak haline getirmesidir.
Bu yüzden sevgi bağımlılığı ilişkilerinde:
Terk edilme korkusu yoğundur.


Karşı taraf yüceltilir.
Küçük ilgiler büyük kurtuluş gibi algılanır.
Gitme ihtimali, varoluş tehdidine dönüşür.
Ve bütün bunlara “aşk” denir.
Kime bağlanıyoruz gerçekten?
Bazen birine, annemizin bakışını hatırlattığı için bağlanırız.
Bazen babamızın mesafesini…
Bazen hiç gelmemiş bir ilgiyi.
Bu durumda sevgi, kişiye yönelmez.
Bir role, bir anıya, bir ihtimale yönelir.
Karşımızdaki insan, bilinçdışı bir şekilde bir “tamamlama projesine” dönüşür.
Ve biz onu kaybettiğimizde sadece bir sevgiliyi değil,
Geçmişte yarım kalan bir umudu kaybederiz.
Bu yüzden acı bu kadar büyüktür.
Peki çıkış nerede?
Sevgi bağımlılığı;
“Beni sev” diye tutunarak değil,
“Kendimi tutabiliyorum” dediğimiz yerde çözülür.
Çıkış bir başkasını değiştirmekten değil,
İçeride bekleyen çocuğun elini tutmaktan geçer.
Kimi sevdiğini değil,
Kimi hatırlattığını fark ettiğin yerde başlar dönüşüm.
Onsuz kaldığında yıkılan şeyin adını koyduğunda…
Yalnızlık mı,
Değersizlik mi,
Boşluk mu?
Sevgiyi bir kurtarma aracı olmaktan çıkardığında,
Bağlanmakla yapışmak arasındaki farkı öğrendiğinde,
Ve kendi iç ebeveynini kurabildiğinde…
Beklediğin şefkati,
Onaylanmayı,
Korunmayı kendine verebildiğinde…
İşte orada çözülür.
Son söz:
Sevgi bağımlılığı, sevgi eksikliği değildir.
Sevgiyi yanlış yere koymaktır.
Ve insan bir gün şunu fark eder:
Kimse bizi çocukluğumuzdan kurtarmak için gelmedi.
Ama artık kendimizi orada bırakmak zorunda da değiliz.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER