Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

TANITIM GÜNLERİ Mİ, RANT GÜNLERİ Mİ?

Yazıma başlamadan önce bugünkü yazımın başlığımın ve ana konusu bana ait olmadığını ve Vanlı meslektaşım, Gazeteci Sevda Durgun’a ait olduğunu hemen söyleyeyim.

‘TANITIM GÜNLERİ Mİ, RANT GÜNLERİ Mİ?’ başlıklı aşağıda ki yazı yine en son yapılan ama benim, ‘Resmi izin olmadan korsan komisyonun, ‘komisyon’ karşılığında milletin parkı olan parkı pazarlayanlar..’ dediklerimce oynanan ayak oyunları dolaysıyla ‘İstanbul Tanıtım Ardahan Günleri’ değil, organizatörden Bir Milyon 400TL. alındığı bunun bir kısmı da dağılmak üzere olan Çıldır Federasyonuna (400 Bin TL.’) verildiği söylenen, ‘Esenyurt Ardahan Tanıtım Günleri’ olanla değil, benimde ısrarla o yana dikkat çektiğim genel, ciddi bir soruna dikkat çekmiş bir yazıdır..

Ve hemşerisi Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer’in yerine kayyum atandığı İstanbul Esenyurt’un etkili kalemlerinden olan sevgili gazeteci meslektaşım Sevda Durgun’ın bu başlığı ve ana konusu, benim günlerdir anlatmak istediğimi, yazıp, konuşup, CİMER ve Savcılığa şikayet ettiğimiz konunun bir başka ve daha neti olan bir o kadar durgun ama bir hayli dalgalı yazı..

Evet, benim İstanbul Millet Parkının korsanca oluşturulan bir komisyon tarafında İstanbul’da ki stk’lara yasal olamayan bir şekilde pazarlandığını iddia ettiği ve bunu hukuki mücadelemde anlatmaya, kanıtlamaya devam edeceğim şu ünlü, ünsüz ve yine bana göre ‘korsan’ tanıtım günlerinin yapıldığı İstanbul eski Atatürk havalimanında yapılan sözde tanıtım günlerine bir başka yönde değil, belki de benim anlatamadığım diğer bir yakada, ‘TANITIM GÜNLERİ Mİ, RANT GÜNLERİ Mİ?’ başlığı ile Şok gazetesine yazıp, anlatan Gazeteci Sevda Durgun’un o yazsının bir de siz okuyun..

Okuyun ve benim günlerce anlatmak istediğim, resmi ve gayri resmi şikayetlerde bulunduğumu bir de siz de anlayın, beni anladıkları halde ‘işlerine gelmediğinden’ anlamamızlıktan gelenleri..

TANITIM GÜNLERİ Mİ, RANT GÜNLERİ Mİ?

İstanbul’da yaşayan herkes artık bu manzaraya aşina. Hafta sonu yolunuz Yeşilköy’e ya da Maltepe’ye düşerse, uzaktan bile anlarsınız.

Çadırlar kurulmuştur.

Standlar dizilmiştir.

Hoparlörden bir türkü yükselir.

Arka tarafta sucuk ekmek.

Kalabalık vardır ama kime, neye geldiği belli değildir.

Adına “İl Tanıtım Günleri” denir.

Kağıt üzerinde güzel durur.

Kültür, tanıtım, birlik, beraberlik…

Ama sahaya indiğinizde başka bir tablo çıkar karşınıza.

Bir ilin tanıtımı;

iki kazan yemek,

üç halay,

beş broşürse…

Bu “tanıtım” değildir.

Önce şu soruyla başlayalım:

Bu tanıtım günleri gerçekten şehirleri mi tanıtıyor?

Yoksa artık başka bir şeye mi dönüşmüş durumda?

Neden hep aynı iller, aynı bölgeler?

Dikkat edin.

Takvimi açın, geriye dönüp bakın.

Ağırlıklı olarak;

Karadeniz.

Doğu.

Güneydoğu.

İsimler değişiyor.

Ama çerçeve değişmiyor.

Elbette İstanbul’un demografik yapısı önemli.

Ama burada mesele sadece nüfus değil.

Demek ki burada sadece “memleket özlemi” yok.

Başka bir motivasyon daha var.

Tanıtım mı, pazar mı?

Asıl mesele burada başlıyor.

Çünkü bu tanıtım günleri ciddi bir ekonomik alan yaratmış durumda.

Standlar kiralanıyor.

Yerler pazarlanıyor.

Alanlar paylaştırılıyor.

Ve bu işi yapan sınırlı sayıda organizasyon firması var.

Aynı firma, bir hafta Mardin’i “tanıtıyor”, ertesi hafta Kars’ı.

Stand düzeni aynı.

Çadır aynı.

Yerleşim aynı.

Tanıtılan ürünler bile neredeyse aynı.

Değişen sadece afişteki şehir ismi.

Peki bu standlar kime satılıyor?

Hangi bedellerle?

Hangi kriterle?

Bu paralar kimin kasasına giriyor?

Sevda Durgun/Gazeteci

Evet, benim  Ardahan ile İstanbul üzerinden başlayıp, yazıp, söyleyip, anlatamayıp, ardından CİMER yoluyla önce Ankara’ya sonra yeninden İstanbul Bakırköy’deki savcılığa bıraktığım bu konuyu farklı bir yönde işleyen arkaddaşım Sevda’nın yazısı böyle.

Üstte ‘Vanlı’ dediysem de bir dönem AK Parti’de Muş’tan da milletvekili adayı olduğunu da googel amcadan öğrendiğim Gazeteci meslektaşım Sevda’nın İstanbul Millet Bahçesinde yaşananlara ulusal düzeyde son bakışımız bunlar olurken, diğer bir arkadaşın sanalda paylaştığı yazısı da dikkat mi çekiyordu.

‘Esenyurt gazetecilerinden’ diyeceğime ‘diğer’ demenin nedeni ise; Bu arkadaşımın eskiden yaptığı işi, yani gazeteciliği bıraktığını ama zaman zaman bu mesleği hatırladığı için ‘diğer’ dedim.

Ardahan Hoçuvanlı, Çetin Yılmaz’ın aynı konuyla, Ardahan üzerinden yaşananlara ‘ARDAHAN SAHİPSİZ DEĞİLDİR, SAHİBİ DE ŞAKŞAKÇI DEĞİL’ başlıklı ve bakışlı yazısı..

Bu yol yol değil.

Bu iş Ardahan’a yakışmaz.

Aile meselesi meydanda konuşulmaz, Ardahan panayıra çevrilmez.

Geçtiğimiz günlerde yapılan sözde “Ardahan Günleri” ve ardından düzenlenen kahvaltı; ne kültürdür, ne birliktir, ne de temsildir.

Aile içi meselelerin, kişisel hesapların herkesin ortasında konuşulması kabul edilemez.

Eksik varsa kendi içinde konuşulur, iç mesele kapalı kapılar ardında çözülür.

Ardahanlı olmayanların davet edilip Ardahan’ın iç meselesinin ortalığa saçılması; ayıptır, yazıktır, günahtır.

Bu Ardahan’a ihanettir.

Sayın STK organizasyoncuları; temsil ettiğinizi sandığınız yol, yol değildir.

Bu hatalar masum değildir; virüs gibidir, yayılır.

Bugün susarsak yarın Ardahan her panayırda oyuncak olur.

Birlik; mikrofonla olmaz.

Birlik; edeple olur, akılla olur, adaletle olur.

Şakşakçılık bitmelidir.

Yanlış, kim yaparsa yapsın yanlıştır.

Gerçek Ardahanlıların ne haberi var ne daveti.

Bu memleketin evlatları yok sayılıyor.

Ayıptır.

Yazıktır.

Günahtır.

Eğer bu iş siyaset ise, açıkça söyleyin.

Dernekleri bu hale getirecekseniz koltukları bırakın, gidin partilerde siyasetinizi yapın.

Ama bir vilayetin onurunu böyle ayaklar altına almayın.

Panayır mı bu?

Tanıtım mı?

Her şey var…

Ama Ardahan’ın özü yok.

Sessiz kalan razıdır, razı olan da bu ayıbın ortağıdır.

Ardahanlıysan konuş, susma.

Bu memleket sahipsiz değil!

Söz şimdi halkta…

Evet, gerek Sevda’nın gerek ise Çetin’in başta değil, yaşananların yaşandığı, herkesin evine ağıl, dağıl olduğu yani iş sarı öküzlük olunca ele aldıkları bu gecikmeli yazılarının da CİMER, savcılık gibi gecikmeyip, raflarda kalmayacağını umduğum bu ülkede, ‘elbet bir gün bir sesisin ‘Suçlu kalk ayağa..’ diye seslenip, stk adı altında siyasi  korsanlarla birlikte yapılan iş birlikçilerine yönelik hesap sorulacaktır..’ diyorum.

Ve Ardahan’da başlayıp, yerel ve ulusal basın aracılığıyla ülke ve dünya geneline  yönelik 36 yıldır kesintisiz ele aldığım gündem yazılarımdan bir yenisi olan bugünkü yazıma da son verip, uydu üzerinde yayın yapan ulusal tv TEMPO TV’de canlı yayınlanan Gazetecilerle Gündem’ adlı programımı sunmak için misafir olarak geldiğim Kocaeli’nden yeniden İstanbul Avcılar’a doğru yol alıp, gideyim..

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER