Barış sürecini tartışma konusu yapmak hatta engellemek için başta sanal dünyayı olmak üzere bin bir yolu deneyenler yeni bir eğlence daha buldular.
Açtıkları exploleri okey oynamak, fal açmak için kullananların başını çektiği bu perde arkasında vatan sever, vatan bekçisi olanların son oyuncağı da T ve C oldu..
Neymiş efendim T.C. elden gidiyormuş, tutun gitmesin..
Hem de facede ki sahte isminiz gibi adınızın önüne T.C.’yi koyarak..
Koşun T.C. gidiyor, tutun T.C. kaldırılıyor..
Vay be ne kadarda vatan sever varmış da haberimiz yok..
Bu Silivri kahramanları, face ordularının vatan severliklerine bakın..
Ülkede şehit olmayınca adeta ortada kalan bunların son savunmaları T.C. oldu..
Çoğunun açılımını bile doğru dürüst ne anlama geldiğinin bilmemesine karşın koşun T.C. elden gidiyor..
Ula sormazlar mı şu her mahallede bulanan cumhuriyetin filan yıl dönümü levhalarına niye bu kadar sahip çıkarsınız?
Çünkü çoğunun cumhuriyetin 69-78-87. yıllarında asılmış ama halen öyle durur..
Neyse dedik ya sanal ordular, sanal muhalefet..
Bırakın T.C.’leriyle zaman doldursunlar..
**Haberlerden haberleri mi yok?
Ardahan’dan kaç gündür uzak kaldığımı artık unuttuğum şu İstanbul’da bulunduğum zaman içinde her hangi biri çıkıp, Hanak’ta olmak üzere kent içi yolların halen bozuk olduğunu, hayvanların neden telef olduğunu ve ‘Yok öyle bir şey’ deyip ardından da Ardahan’ın yeniden niye karantinaya alındığını yazıp, yorumladı mı?
Veya biri çıkıp, doğalgaz çalışmalarının falan gün kesin başlanacağını, müteahhidinin gelip şantiye kurduğunu fotoğrafladı mı?
Belki de iki gümrük kapısı olan Ardahan’da Posof Türkgözü (Badele), Çıldır Aktaş kapısı ile bir yorumda bulunup, haber yaptı da ben kör olduğumdan dolayı göremedim.
Ne bileyim Alevi kültüründen yoğrulmuş olan Damallı çocuklara yurtlarda zorla namaz kıldırılmak istendiğini falan birileri duyup yazdı da kiralık araçla çıktığım İstanbul trafiğine sık sık takılan ben yetişemeyip kaçırdım.
Ya da federasyon başkanlığını bırakıp, sayıları Ardahanlılardan daha çok ama ,adam bulamadıkları için üyeleri arasında Erzurumlu, Diyarbakırlı bulunan dernek başkanlarının denediği ama bir sayısından öteye gidemediği dergiciliğe başlayıp, kaz bileti sattığı iş adamlarını şimdi de, ‘Dergi çıkarıyoruz’ diyerek söğüşlemeye çalışanlar Ardahan’da ki eğitimin yine çaktığını bir açıklama ile duyurdu da, yeşil ışığın yanmasını beklemeyip, bed bed kornalara basan maalesef halen İstanbullu olamamışlar yüzünden ağrımaya başlayan kulaklarım duymadı..
Yok, yok kesin piyasa da gazeteci geçinip, gazeteciliği jurnallıcılıkla, şikayet etmekle karıştıranlar Ardahan Üniversitesinin toplumdan kopuk, kendin kendine çalıp, oyadığı, Ardahanlıdan uzak ve habersiz yapılan etkinliklerle iş yaptığını anlatmaya çalışan rektörünün nerede olduğunu ve niye bu yıl ki YGS sınavları sonucu ile ilgili kuzu yemediğini yazdı da Ardahan’da olmadığım için okuyamadım..
Daha sayayım mı bilmem ama saydıkça gerildiğimi hissedip, her yıl Nisan ayında açılacak denilen ama bu Nisan’a da açılmayacağı anlaşılan Çıldır Aktaş Kapısı aklıma geliyor.
Ve Ardahan’da olmaz ise de Ankara’da, ‘Aktaş bu Nisan’da niye açılmadı? diye bir ses, bir soru önergesi geliyor..
Ve ben yeniden merak edip, yeniden soruyorum.
Gerçekten benim şu kaç gündür olmadığım Ardahan’da yaşananların hangisi gündeme getirildi, hangisi yazıldı, çizildi?
Şu 20-25 günde ulusalda Ardahan’ın sorun ve sıkıntılar ile ilgili kaç haber çıktı, kaçı başta valilik sitesinde, kaçı üniversitenin hazır haber mailinde hazırlanan haberlerdi? Kaçı Ardahanlının gerçek anlamda sorunlarıyla ilgiliydi?
Belki de Ardahan ‘birileri için’ böyle, bensiz daha iyi, daha güzel..
Çünkü her şeyi toz pembe gösteren Pembe gözlüklerle birileri Ardahan’da gazeteci olarak var.. Bu yeter ve de artar mı?..
Evet, evet yeniden soruyorum ben Ardahan’da yokken Ardahan’da ki sorunlarda mı bitti de haberimiz mi yok..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Bu yazı, toplumsal sorunlara karşı duyarsız kalan ve gerçek gündem yerine sanal dünyadaki sembolik tartışmalara odaklanan kesimleri sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, sosyal medya üzerinden yürütülen yüzeysel milliyetçilik gösterilerinin asıl yerel problemleri gölgelediğini savunmaktadır. Metinde, Ardahan özelinde yaşanan hayvancılık sıkıntıları, bozuk yollar, eğitimdeki yetersizlikler ve sınır kapılarındaki gecikmeler gibi somut mağduriyetlerin göz ardı edildiği vurgulanmaktadır. Gazetecilik etiğinin sorgulandığı bu içerikte, yerel basının ve halkın gerçek sorunları dile getirmek yerine sessiz kalması ya da boş işlerle vakit öldürmesi eleştirilmektedir. Sonuç olarak eser, sanal muhalefetin toplumsal kalkınmaya bir fayda sağlamadığını ve bölge halkının dertlerine çözüm üretmediğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.