Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Meğer az kalmış, biraz daha sabır..

Anayasa ve AHİM mahkemelerinin yanında yerel mahkemelerinin ‘bırakılmalı’ kararlarına karşın 10 yıldan fazladır tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu yazısında aynı zamanda 25 yıldır kesintisi iktidarda bulunan AK Parti’nin Genel Başkanı da olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iktidarın ortağı ve en büyük destekçisi olan MHP Genel Başkanı Bahçeli, AK Parti iktidarının etkisinde olanların oldukları öne sürülenlerin verdiği yerel bir kararla Mutlak Butlan Başkan olan ve yen iktidarın etkisinde olduğu söylenenlerce parti binasına biber gazı ile dışarı attırdığı seçilmiş CHP Genel Başkanı Özel’e de çağrıda bulunmuş.
Demirtaş yazısında, hale iktidar olan ve önceki süreç esnasında seçim kayıp etme dahil yaşananları mana edip, seçimi saymayanlarla bir olup, dokunulmazlığını kaldırtan Mutlak Butlan’ı yani 12 seçim kayıp eden, 13 seçimin son günlerin de evinin mutfağında gece yarısı yaptığı videolu açıklamalar da hem, ‘Vallahi Aleviyim, hem de Kürdüm’ diyebilen Kılıdaroğlu”nu anmazken “Sayın Cumhurbaşkanı eğer ilkeli, ahlaki, adil uzlaşmaların kapısını aralayacaksa tüm olup bitenlere bir nokta koyup butlandan, kayyumdan, tutukluluklardan medet umanlara da prim vermeyerek yeni başlangıçlara fırsat sunabilmelidir” ifadelerini kullanmış.


Bir yandan, ‘Kadaşız’ diyen diğer yandan milliyetçi damalarına basıldığında ise hemen ‘Vatan-Millet-Sakarya’ edebiyattı yapan siyasilerin seçimden seçime, ”Edirne’den Ardahan’a sözünü hatırlatan Edirne F Tipi Cezaevi’nde 10 yıldan fazladır tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, QAD Barış Araştırmaları Derneği için kaleme aldığı “Az Kaldı!” başlıklı bir yazısı bir kez daha bomba etkisi yaratırken gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e de çağrıda bulundu.
‘Yürütülen çözüm süreci de bu yaklaşımın sonucunda ortaya çıkmış ve ana stratejiye katkı sunduğu, sunacağı açıkça belli olan önemli bir taktiktir. “Taktiktir” diyorum çünkü sürece yaklaşım konusunda yapılanlara, yapılmayanlara ve yapılacaklara bakınca sürecin devlet kanadında stratejik olarak ele alınmadığı rahatlıkla görülebiliyor. ‘ diyen Selahattin Demirtaş gündemi bir kez daha sarsan yeni yazıısın da şöyle devam etmiş..
‘Devlet için ana strateji, küresel ve bölgesel değişim fırtınasından Türkiye’nin güçlenerek çıkmasını sağlamaktır. Türk devlet aklının bu şekilde çalışması normal ve kendi içinde de tutarlıdır. ‘derken birilerinin, ‘Kürt Milli Platformu’ adı altında beğenmedikleri hatta ‘Sadece kendisi için devletle uzlaştı’ deyip, ihanet ile suçladıkları Öcalan’ın devam ettiği ama bir yıldır bir adım atılmadığı öne sürülen yeni süreçte inisiyatif almasının, ‘Sürece büyük katkılar sağladı, sağlamaya da devam ediyor. Burada da bir yanlış, bir çelişki yoktur. Ama ciddi bir eksik vardır ki o da bölgesel düzeyde Kürt-Türk ilişkilerinin stratejik düzeyde yeniden ele alınmamasıdır. Özellikle Suriye ve Irak’ta, Kürtlerle ilişkiler konusunda daha kucaklayıcı, oralardaki Kürtlerin hakkını, hukukunu gözeten yeni bir yaklaşım herkese daha çok kazandıracaktır.’ demiş.


‘Sürecin Kürtlere, 90 milyon yurttaşın özgürlüklerine, demokratik yaşamına, temel insan haklarına ve bunlarla doğrudan bağlantılı olarak refahına, ekonomisine ne kazandırdığını, ne kazandıracağını bilmiyoruz. Ne olması gerektiğini biliyoruz ama olup, olmayacağını bilmiyoruz. ‘ diyen Demirtaş, ‘İşte sürecin en zayıf noktası, en tartışmalı kısmı burası. Türkiye Cumhuriyeti devleti, son yıllardaki savaş ve yıkım kasırgasından süreç sayesinde uzak durmayı başardı ki bu en büyük kazanımımızdır, dolayısıyla bunu yok saymak, buna değer vermemek haksızlık olur. Ama aynı süreçte mesela bir Kürt anne Meclis Komisyonunda Kürtçe konuşamadı, bir Kürt gazeteci üstünde Kürtçe yazı olan çantasıyla Meclis’e sokulmadı. İncitildiler, horlandılar. Kürt sorununun önemli kısmı zaten anadilidir, kimliktir. Bizler birlikte güzel bir gelecek kurmak için çabalarken bize reva görülen şey bu çağ dışı, onur kırıcı yaklaşım mı olacak?’ diye sormayı da unutmamış..
Ve, ‘Eminim ve isterdim ki Sayın Devlet Bahçeli’nin haberi olsaydı kendisi bizzat Meclis’in giriş kapısına giderdi ve üstünde bin yıllık kardeşlerinin ana dilinde yazı olan çantayı alır, Kürt gazetecinin de elinden tutup “Gel kardeşim, burası senin meclisindir. Kimse senin anadilini engelleyemez, horlayamaz, yasaklayamaz. Çünkü sen olmadan ben var olamam, ben olmadan da sen var olamazsın. Bundan böyle yasal önlemler de alacağız ve Kürt diline de kendi anadilimiz kadar sahip çıkacağız. Artık eski zihniyetleri gömdük, yeni bir kardeşlik ruhuyla el ele, gönül gönlüne beraberce yürüyeceğiz.” demiş..
Diğer oncasın da olduğu gibi bu mektubunda da kendisinin özgürlüğü veya özel bir istemi ile ilgili bir satıra yar vermeyen derdinin kendisi değil, ülkenin geleceği olduğu anlatan satırlarında yada satır araların da kendisi ile ilgili bir satırda olsa bahsetmeyen aynı Demirtaş şöyle devam etmiş..
‘Ve eminim çok çok şey bir anda değişir, gereksiz bir sürü tabu, korku yıkılır, tuzla buz olurdu. Bu konuda geç kalınmış da sayılmaz.
Yani demem o ki süreç artık somut, elle tutulur, gözle görülür adımlar gerektiriyor, mecbur kılıyor. Bu adımlar da öyle taviz falan değil, hepimizin ortak yaşamı için ana sütü gibi hak ve helal olan adımlardır.’ diyerek şöyle devam etmiş.
‘İçinden geçtiğimiz radikal değişim sürecini doğru algılayıp iyi analiz edebilenler eğer ki ahlaki, cesur bir duruş sergileyerek Türkiye’de büyük bir uzlaşmanın kapısını açabilirse işte o zaman kazanımlar on değil elli olur, yüz olur. Ama “küçük olsun benim olsun” denirse on bile kazanılamayabilir, birle yetinilmek zorunda kalınır.
Burada da belirleyici olacak olan, Sayın Cumhurbaşkanı’nın bundan sonraki tutumu ve kararları olacaktır. Kendisi de gayet net farkındadır ki olası enkazdan ganimet kapmaya hazırlanan fırsatçılar, rant peşinde kırk takla atan şaklabanlar, yağcılıkta sınır tanımayan riyakarlar etrafına giderek daha fazla toplanmaya başladı. Sayın Cumhurbaşkanı eğer ilkeli, ahlaki, adil uzlaşmaların kapısını aralayacaksa tüm olup bitenlere bir nokta koyup butlandan, kayyumdan, tutukluluklardan medet umanlara da prim vermeyerek yeni başlangıçlara fırsat sunabilmelidir.

Memlekette siyasetin bu kadar niteliksiz, seviyesiz, ahlaksız ve çürümüş hallerine katlanmak gerçekten çok zor artık. Kendime siyasetçi demeye utanır hale geldim neredeyse. Sabah erken kalkanların koltuk kapmak için birbirini ezdiği bir ortamda biz halkımızın acılarıyla, sorunlarıyla yatıp kalkıyoruz, çareler üretmeye odaklanıyoruz. Boş tartışmalar, gereksiz gündemler bizim işimiz değil, olamaz. Muhalefetinden iktidarına aklı başında, memleketi ve halkı önemseyen her siyasetçiye düşen şey, dünyanın ışık hızıyla değiştiği şu çağda birlikte ne yapılabileceğini cesurca, uygar bir şekilde konuşmak ve yapmaktır.
Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Bahçeli, Sayın Özel başta olmak üzere Yeni Yol Grubu dahil tüm siyasi liderlerin artık çok daha geniş, çok daha kapsayıcı, çok daha kazandırıcı bir iş birliği zeminini zorlaması herkesin yararına olacaktır. Artık olağanüstü uygulamaları ve olağan dışı gerilimleri bitirecek olumlu adımları karşılıklı atarak yeni bir siyaset zemini kurmanın zamanıdır. Kıyasıya siyasi rekabet ve demokratik yarış elbette olacak, şarttır ama önce sahayı, zemini birlikte düzeltelim, sağlamlaştıralım. Sonra yeni bir toplumsal sözleşmeden demokrasi reformuna kadar, yeni siyasi ittifaklardan mücadele birliklerine kadar her şey çok daha rahat konuşulur, uzlaşılır ve çözülür.
Eğer ki kimse buna yanaşmıyor veya cesaret edemiyorsa da umutsuzluğa gerek yok; biz varız, çare biziz. Nasıl mı yapacağız? Cesaretle konuşarak, ezberleri bozarak birlikte yapacağız, merak etmeyin. Ona da az kaldı.” diye mektubunu bitirmiş.
Benden 4 yaş küçük olan Demirtaş’ın bu mektubunu okurken, benden beter saç sakalı beyazlandığını hatırlıyor, O; ‘Az kaldı..’ denen bakışına 100 yıldır geldi, gelecek denen ve Kürdü de, Türkü de Demirtaş’ı da yoran o beklenen günlere, ”Meğer az kalmış, biraz daha sabır..’ diyerek yazımı bitiyorum..

YAPAY ZEKANIN BU YORUMA YORUMU..
Bu metin, on yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş’ın güncel siyasi gelişmelere dair kaleme aldığı “Az Kaldı!” başlıklı yazısının bir değerlendirmesini sunmaktadır. Yazar, Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Özgür Özel gibi liderlere yönelik toplumsal barış ve demokratik uzlaşı çağrılarını ön plana çıkarmaktadır. Kaynakta, mevcut siyasi tıkanıklığın aşılması için kayyum atamaları ve tutukluluk halleri yerine ahlaki ve ilkeli bir siyaset zeminine ihtiyaç duyulduğu vurgulanmaktadır. Demirtaş’ın kendi özgürlüğünden ziyade Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin ortak geleceğine odaklandığı ifade edilmektedir. Metin, statükoyu eleştiren ve somut adımlar atılmasını talep eden bu mektubun siyaset dünyasındaki yankılarını ele almaktadır. Son olarak yazar, Demirtaş’ın umut dolu mesajlarına katılarak toplumsal sabrın ve beklenen değişimin yakın olduğu inancını paylaşmaktadır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER