Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Avukat hanım Buda Şakiro’nun kilamı değil, Fakiro’nun yazısı..

‘Bugün 3 Nisan, benim resmi doğum günüm olsa da yine de normal bir gün..’ deyip, hızla geçmediğim bir gündü desem inanın..

Gerçi 57 yaşına basan ömrün hemen hemen her gününü aynı stres, telaş ile yaşayan bir gazeteci olarak, ‘bugünde de alışkın olmam gerekir..’ diyerek kendimi ve sabrımı zorladığım yeni bir güne daha başlamaya hazırlanırken belediye başkanlarının kapıları gibi zil sertçe çalıyordu..
Daha yeni oturduğum bilgisayarın başından kalkıp, açtığım kapıyı bir hayli sertçe çalan karşımdakinin, ‘kargocu mu, ptt’ci mi?’ diye anlamayıp, kendisine iyice bakarken önce kargocular gibi bana bakmadan ‘Nazlıcan Yılmaz’ diye sorup, son beşiğim kızıma gelen bir koliyi bana uzatıp, ardından bu kez yüzüme bakarak, ‘Fakir Yılmaz mı?’ diye kendisine şüphe ile süzen yorgun gözlerime bakarak bu kez, ‘şuraları imzalar mısınız?’ diyerek direk elime uzattığı resmi evrakın Ardahan 1.’nci Asliye Mahkemesinden geldiğini anlıyordum.

Gelenin bir PTT’ci olduğunu anlayıp, yolcu ederken bende, hırsızlıktan, terörden yada ajanlıktan, zurnacılıktan hatta hewal değil, helvacılıktan olmayacağında emin olarak elimdeki mahkeme kağıdının ne olduğuna bakıp, hangi haberimle, hangi yazımla ilgili olduğunu çözmeye çalışırken, evrakın altındaki imzası olan Avukatın adı dikkatimi çekiyordu.
Ve bu avukatın kim olduğuna merak edip, 4 yıl önce bu köşede yazdığım ve bir savcının açtığı ama mahkemenin beni haklı görüp, lehime karar verdiği davaya konu olan ‘LEZ KADINLAR OLUŞUMU!.’ adlı yazımı kendisine dert edip, yerel mahkemenin verdiği kararın yeniden görüşülüp, hem de bir üst ceza ile aleyhime bozulması için bir üst mahkemeye, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesine başvuran kurumu arayıp, önce avukatın sonra o kurumun müdürünün telefonlarını rica edip, istiyordum..

Çünkü, ‘Sizle alakalı olmayan tam tersi sizin de ‘evet’ diyeceğiniz ‘LEZ KADINLAR OLUŞUMU!.’ başlıklı yazımı niye kendinize dert ettiniz?’ demek ve yerel mahkemenin beni haklı gördüğü davamın aleyhime neden bozdurmaya çalıştıklarının öğrenmeye çalışıyordum.

Tabi bu arada Şifanur Zengin adlı avukatın, ben ARDAFED Başkanı iken ortaya koyduğu çalışmalarım ve eserlerim arasında olan, şu an türkücü başkanının yatı olan memleketim Ardahan gibi denize kıyısı olmayan Çekya’nın büyükelçisi olan Metin Feyzioğlu ile birlikte kurduğumuz ama ülkede ve dünyada yaşanalar karşısında bağlı olduğu birliği gibi çokta ortada gözükmeyen Ardahan’ın Barosuna bağlı olup, olmadığını bilmediğim genç bir avukat olduğunu ve telefonumda ‘Nihat’ın kızı’ diye kayıtlı olduğunu da  öğrenip, görüyor, şaşırıyor bir o kadar da geriliyordum.

Çünkü beni yakinen tanıyan avukat hanımı iki kez aramama rağmen açmıyor, geri döndüğünde ise ‘Merhaba Fakir amca’ diyordu.
Ve ben, ”Avukat hanım bu sizinle çokta alakası olmayan yazımın sizi rahatsız eden yönü nedir ve sizinle alakası olmayan yazım dolaysıyla açılan ve lehime kapanan davanın neden bozulmasını istersiniz?’ diye sorduğumda, Avukatın, ‘formaliteyi tamamlamak için’ söylerken zaten beynime doğru giden kanı durdurmaya çalışıyor, yeni, genç avukatın şevkini kırmamaya gayret eden ses tonumu da frenleyerek bunun hiçte formalite olmadığını ve ‘Amca’ diyen samimiyetinize yakışmadığını avukat hanıma anlatıyordum…

Ve o kurumda, yani 4 yıl önce yazdığım yazıma açılan davasında haklı görünüp, kazandığımdan dolayı aşağıda bir kez daha yayınladığım, ‘LEZ KADINLAR OLUŞUMU!.’ başlıklı yazımın içinde adı sanı geçmeyen Ardahan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kadrolu avukatı olduğunu ve bir yıl önce burada işe girdiğini yani serbest avukat değil, duruyor mu bilmem ama 657 diye bildiğimiz memur avukat olduğunu da öğreniyordum.


Ve bu Avukat hanımın çalıştığı kurum amiriyle de görüşüp, onunda bahsi geçen ‘LEZ KADINLAR OLUŞUMU!.’ başlıklı yazımı ve diğer yazılarımla ile haberlerimi yakından takip eden bir idareci olduğunu anlarken, Adanalı hemşerimiz Ardahan Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Mahmut Çekinkaya’da kendileri ile alakalı olmayan bir konun nasılı olup, onları bulduğunu ve Avukat hanımın neden bir üst mahkemeye gidişini kendisinin de anlamadığını ve bakacağını söylüyordu.

Bende kendisine, ‘Müdür bey siz, Hanak’ta hamile kalıp, doğurduğu çocuğunu kış ortasında dışarı atıp, öldürdüğü ileri sürülen, annesiyle birlikte tutuklanan kadının kimlerden hamile kalındığına  bakılıp, bakılmadığına ve bu kadını hamile bırakan o alçakların neden adalet karşısına çıkarılmadıklarını, bu yetmez Posof ve Ardahan merkezde bazı kız öğrencilere yönelik taciz ve olumsuz haber ve tartışmalar yetmedi görevden el çektirilen vali yardımcısının karıştığı ileri sürülen olaya benim yazımın bir daha yargılanmasını yetmedi daha çok ceza almamı isteyen sayın avukatınız başta olmak üzere kurumunuz bu yazımla olduğu gibi ilgilendi mi?’ diye soruyor ve ‘Da’ deyip, sabır ettiğim ve bu konuyu bir dahaki yazılarımda yeniden ve daha genişçe ele almak için ‘şimdilik’ burada kesip, jurnalcilik değil, gazetecilik yapmak için sabır edip, dururken bu kez telefonum çalıyordu..

Önce 4’üncü kez seçilmek için 10’unca ayda yapılacağını söylediği ATSO seçiminde aday olduğunu belirten ve Ankara’da ki toplantını gizli değil, herkese açık olduğunu şimdi de Bursa’ya sonra da Gebze’de aynı toplantılar yapacağını belirten Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Çetin Demirci, ATSO Meclis Başkanı Soner Görmüş ile ve ATSO’nun başkan adayı olduğunu açıklayan Kenan Yıldız ve Ankara’da ki toplantının hep aynı toplantılardan biri olduğunu ve katılımcılarının çoğunun hem bürokratlar hem de Ardahanlı olmayanlar olduğunu söyleyen Canip Kara abimle gün boyu yaptığım telefon görüşmeleri sonrası yeni torun Alparslan’ın annesi ve babası ile nenesiyle birlikte bana geldiğini görüp, gün boyu gerginliği ve de yorgunluğunu ellerinin tutup, okşayarak atma çalışırken bu kez günün bittiği saatlerde telefonum yine çalıyordu.

Arayanın, ‘Selamünaleyküm’ diyerek söze başlayan telefonda ki sesin benden beter şekeri artmış ve ‘Siz beni tanır musunuz?’ diyerek hiç nefes almadan, ‘HOCA EFENDİ DURDUĞUN MERKEZ DOĞRU MU?’ ve ‘ÖLÜYE SAYGI BU OLMALI!!’ başlıklı yaptığım iki haberin yanlış ve bilgi almadan yapılan yanlış haberler olduğunu ve acil olarak bu iki haberi düzelterek özür beklediğimi söylüyordu.. Ölü demişken yeni bir intihar, ölüm haberi geliyordu.. Ve bir kadının daha  Damal’da yaşadıkları arından gittiği İstanbul’da hayatına son verdiğini haber alıyor, son dakika haber olarak siteme giriyordum..
Ben ise ‘Hocam, İmam efendi hele dur bir yer değişelim sen gazeteci, ben imam.. O fotoğrafı sen görsen ne yazardın?’ deyip, karşı savunmaya değil, altlarına bir kez daha imza attığım haberlerimin özürlük bir şey olmadığını ama o istediğin özür yönünde gerekirse ulviliği de yaparım’ diyerek konuyu seninle değil, bağlı olduğun kurumun başındaki Müftü ile yetinemeyip ne kadar tanıdık imam varsa onlarla görüştükten sonra habere çevirdim. Ve, ‘gerçekten durduğun yer doğrumu?’ diye bu kez kendisine bizzat soruyordum.

‘Fakir Yılmaz’ı hiç camide görmedim’ dediğini yani camiye gidip, gitmediğimi kendince yorumlayıp, bilmeden ve dinen, ‘haramdır; ahlaki bir kusurdur, çok ayıptır..’ dedikleri arkamdan konuştuğunu da haber aldığım hep söyleyen imamlardan biri olan ve Sağlık Bakanlığının başlattığı Obezite ile Mücadele Kampanyasını duymadığını düşündüğüm bu İmam’ın, ‘Ben o esnada daha namaza durmayan cemaate düzgün durmaları, gerektiği gibi yerleşmelerini tarif ederken çekilmiş bir fotoğraf o.. Ve sayfasında o fotoğrafı paylaşan vekilin bu bunu paylaşması gibi sizin de alıp haber yapmanız doğru değil.. Haberi düzeltip, özür dilemezseniz hukuki yola başvuracağım’ diyerek yani ‘Öyle değil de böyle..’ denecek bir savunma yapan hocanın ‘imamlığına saygı’ diyerek dediğinin doğru olduğunu kabul edip, gereken düzeltmeyi yapacağımı da belirtiyordum.


Ve üzmüşsem de özürüm olarak saymasını umduğum bu açıklamasını verdikten sonra yeniden başa, 4 yıl önce yazdığım ‘LEZ KADINLAR OLUŞUMU!.’ yazım sonrası hakkım da açılan davayı kazanmamdan rahatsız olan ve yerel mahkemece haklı görüldüğüm davanın bozulasını için bir üst mahkemeye giden avukat hanıma, Şifanur Zengin’e cevabım olarakta, ‘LEZ KADINLAR OLUŞUMU!.’ başlıklı yazımı hem benden özür olarak kabul görmesi, hem de ‘olur ya’ üst mahkeme bozarsa, yasaklarsa, yayın yasağı getirip, kaldırırsa bir daha okuyamazsanız diyerek için yeniden yayınlamanın daha iyi olacağını düşünüyordum..
İşte yerel mahkemenin haklı dediği ama serbest avukatlık bürosu açmaktansa ne zaman hangi sınavla, yada hangi imkanla bir kurum avukatı olduğun bilmediğim avukat hanımın da okumadığını düşündüğüm, okusaydı hem çalıştığı kurumu ilgilendirmediği hem de o yazımda toplumsal kanayan bir yaraya parmak bastığımı anlardı dediğim ama formalite deyip, benim birleri gibi 4 telefonla orayı burayı arayıp jurnalladığımı, çeper dibinde oturup helva yaptığımı sanıp, kamuoyunun sesi olan bir gazeteci olduğumu unutup,  ‘Aynı anda çok sayıda çok kişiye ulaşması mümkün’ dediği düşüncelerimi ‘nasıl olur berat edilir?’ diyerek benim hem de mevcut değil hem de üst cezadan cezalandırmamı istediği bir üst mahkemeye taşıdığı için okumasını umduğum o altına bir kez daha imza attığım ve benim ve avukat hanım gibi Kürt olan Dengbej şahı Şakiro’nun ‘Beje meydanı beje’ sesi ve kilaması eşliğinde bu bugünkü yazımı bitirip, 4 yıl önce ele aldığım ve çoğu anlatımı, satırı benimde olmayan ‘LEZ KADINLAR OLUŞUMU!.’ başlıklı yazım gün boyu yaşadığım gerginliğime belki şifa, birilerine de ders olur dediğim o yazım..


‘LEZ KADINLAR OLUŞUMU!.’
Bülent Ersoy başta olmak üzere cumartesi yazılarımı süsleyen güzel şarkıları ile anılan Zeki Müren’in tartışıldığı yıllarda bir erkek olarak o duygunun nasıl bir duygu olduğunu düşünenlerin içinde olan gençlerin büyüdükten sonra bu kez de kadınların kadına olan alakasını, ilişkisini hep merak ettiğini desem başta zaptiyeler olmak üzere birileri yalandan ‘haydi oradan’ deyip, kaçmayın derim..
Çünkü insanların iç dünyasında neler yaşadığı ve bu yaşamları merak edenlerin hep yeni bir heyecan peşinde olduğu bir dünyada ağızlara takılan maskeleriyle ünlü Coronadan önce AİDS paniği ile baloncuklar takıp, o yolda işine bakanları unuttunuz mu derim..
Evet, bugünlerde bir moda olan ve İstanbul Sözleşmesine atılan imzanın geri çekilmesinin de içinde olduğu onca tartışmalar içinde kadının kadına olan duygusu, istemini de çekinmeden, ‘ayıptır’ demeden konuşmak, tartışmak gerekmez mi diye düşünürken o çok kapalı, arka planda kaldığı söylenen ama bana göre hiç de öyle olmadığını bildiğim, düşündüğüm Ardahanlı kadınlarında içinde olduğu kadın, kadına karşı olan duyguları yani kamuoyuna kısa adına Lez denen ama ‘karı deme’ diyenlerin buna da ‘Ötekileştirme ben bir kadın eşcinselim’  deyip adını nazikleştirdiği Lez’den bahsederken korkum o ki Zabtiyelerin yani erkek düşmanlarının tepkisinden çekinir, korkarız..
Ancak kapalı bir toplumun var olan birçok gerçek gibi bu durumu da ‘töre, ahlak’ adı altında saklamaya çalıştığını da belirtirken bu konuda bir yazıya rastlayıp, bundan sonrasını o yazıya bırakmak isterim, ‘evet zabıtaların kendilerinin bile Lez olduğu, Lezlere ilgi duyduğunu saklasalar da eş cinselliğin diğer bir adı olan ama boşanmışlar başta olmak üzere birilerinin  ‘Biz kadınların oluşumu’ diyerek çoğu kadının bilmediği ama onların aradıklarını bulmak için ‘oluşum’ diyerek yaptıkları toplantılarda asıl duygularını saklamak istedikleri
de Cengiz Semercioğlu’nun aşağıda anlatıldığı gibi bu dünyada Lez kadınlar da diğer bir gerçektir..

**29 yaşında lezbiyen olan arkadaşım anlatıyor..
Cengiz Semercioğlu
18-19 yaşından beri, yaklaşık 10 yıldır tanıdığım bir kadın arkadaşım var, iki ay önce geldi, “Kız arkadaşımla Prag’a tatile gideceğim” dedi…
“Kız arkadaşla tatil için Prag çok romantik değil mi???” dedim müstehzi bir gülümseyişle…
Şüphelendiğimi anladı… “Evet, sevgilim” dedi… “Hayırlı olsun” dedim…
“Bir kadınla beraber olduğumu ilk söylediğim sensin, kimseye söyleme” dedi ve Prag’a gitti…
Sonra defalarca bir araya geldik, 2 aydır bu kararı nasıl verdiğini konuşuyoruz…
Bugüne kadar erkek arkadaşlarını tanıdığım, uzun ilişkilerine şahit olduğum (hadi kod adı Nur olsun) Nur’u hiç bu kadar mutlu görmemiştim.
Son iki aydır lezbiyen olmaya nasıl karar verdiğiyle o kadar çok soru sordum ki, buyrun cevapları aşağıda?
Bana lezbiyen deme
– Nasıl lezbiyen olmaya karar verdin?
– Bana lezbiyen deme… Lezbiyenlik tabirine karşı çıkıyorum…
– Kusura bakma jargonu bilmediğim için. Ne diyeceğiz? Kadın eşcinsellere lezbiyen demiyor muyuz artık…
– Lezbiyenliğin ötekileştirici bir kavram olduğunu düşünüyorum… Ben bir kadın eşçinselim…
– İki ay içinde bunu bu kadar rahat söylüyor olmana inanamıyorum…
– İlk başta zorlandım, ilk söylediğim sensin biliyorsun… Ama şimdi etrafıma, çalışma arkadaşlarıma da söylediğim için daha rahatım…

– Ailene de söyledin mi?
– Kardeşim biliyor, annem tahmin ediyor. Ama babama söylemedim…
– Psikolojik yardım aldın mı bu konuda?
– Hala alıyorum, psikoloğum kendimi daha iyi hissedeceğimi düşündüğü için mümkün olduğu kadar çok insana söyle dedi… Ben de açıklamam gerekenlere bu kararımı açıklıyorum.
– Kaç yaşındasın? – 29…
– Kaç yıldır tanışıyoruz biz? – 10 olmuştur herhalde…
– Peki 10 yıl boyunca yaşadığın ilişkiler, hayatına giren erkeklerden sonra bu kararı nasıl verdin?
– Kendimi geç keşfettim diyelim…
– Yahu ben biliyorum, daha önce erkek sevgililerin oldu…
– Ama erkeklerden hazetmediğimi farkettim…
– Son sevgili bu kararını tetiklemiş olabilir mi? Hani yatakta kötüdür falan belki…
– Uff tam bir sığ erkek bakışı işte… İnsan sevgilisi yatakta kötü diye eşcinsel olur mu ya? Gider başka bir erkek bulursun o zaman… Ama ben son iki yıldır beraber olsam da erkekleri çekici bulmamaya başlamıştım.
– Bilmediğim için soruyorum, bu geçici bir heves olabilir mi? 6 ay sonra da yeniden bir erkekle çıkma karşıma…
– Hayır değil, bundan sonra hayatıma bir eşcinsel olarak devam edeceğim. Bundan dolayı da çok mutluyum, sevgilimle çok mutluyum… Ben de değişiklik var mı sence?
– Daha pozitif ve eğlenceli görüyorum seni, tek değişiklik o…
İlk kez yurt dışında bir kadınla öpüştüm
“Hemcinslerine karşı ilgin var mıydı önceden” diye sordum Nur’a…
“Hayır, hiç o gözle bakmamıştım kadınlara. Kafamda bir kadınla beraber olmak diye bir şey yoktu hiç” yanıtını verdi…
– İlk nasıl yerleşti bu fikir kafana…
– Yurt dışına gitmiştim. İspanya’ya. Çok samimi olmadığım ama tanıdığım yabancı bir kadın vardı. Kadının evinde bir partiye gittik, davetlilerin yüzde 70’i 80’i LGBT bireyiydi… Şarap falan içtik… Yanyana oturuyorduk kadınla, ben ayağa kalktım bir ara… Bacağımdan tutup oturttu beni ve dudaklarımdan öptü…
– Ne hissettin?
– Ne yalan söyleyeyim, hiç fena gelmedi…
– Karar vermek zor olmadı mı?..
– İspanya’da öpüştükten sonra kendimi sorgulamaya başladım. Evet beğendiğim kadınlar oluyordu, beni beğenen kadınlar oluyordu… Beni son bir yıldır erkekler hiç heyecanlandırmıyordu. Sevgilim vardı ama hiçbir keyif almıyordum… Hem sevişmekten hem de onunla beraber olmaktan…
– Kız arkadaşınla nasıl tanıştın?
– Bir arkadaş ortamında… Hiç konuşmadık bile… Sadece birbirimizi gördük… Ama fotoğrafı kaldı aklımda… Sonra Brenda diye bir program var… İndirip indirmemekte tereddüt ettim. İndirdim… Eşcinsel çiftlerin birbirini bulabildiği, nerede olduklarını gösteren bir program… Baktım, bizimkinin fotoğrafı… Sen o musun dedim, o da bana aynı şeyi söyledi ve o gece buluştuk…
Bir kadınla seks yapmak korktuğum kadar değilmiş
– Eve geldikten sonra?
– Sonrası ne, detay istemiyorsun herhalde…
– Ya ne biliyim merak işte…
– Öpüşmek bir şey değildi de, bir kadınla cinsel birliktelik kuramayacağımı düşünüyordum… İşin en zor yanı o diye bakıyordum…
– Nasıl aştın bu zorluğu?
– Bir kadınla seks yapmak acaba nasıl olur, orgazm olabilir misin gibi sorular vardı kafamda…
– Nasıldı peki?
– Saçmalama istersen… Ama hoşlandığın bir kadınla seks yapmak korktuğum kadar değilmiş…
– Erkeklerden farklı mı?
– Hem de çok… Çok daha haz verici olduğunu söylemeliyim benim için…
Temizliğe gelen kadın yatakta bizi görünce
Nur anlatmaya devam ediyor:
“Yıllardır evime temizliğe gelen orta yaşın üzerinde güneydoğulu bir kadın var, evimin anahtarı ondadır.
Her zaman olduğu gibi bir sabah kapıyı açıp içeri girdi ve ilk kez beni bir kadınla yatakta sarmaş dolaş gördü…
Göz göze gelmemizle, kafasını çevirmesi bir oldu…
İnanamadı…
Daha sonra utana sıkıla yanıma geldi, elimi tuttu, “Allah mutlu etsin evladım” dedi…
Sokakta önümüze tükürdüler
– Eşcinsellerin Türkiye’de yaşadığı zorluklar hepimizin malumu… İki aydır eşcinsel biri olarak karşılaştığın zorluklar neler?
– Gerçekten çok zormuş Türkiye’de eşcinsel olmak, onu anladım…
– Nerden anlıyorlar ki, eşcinsel olduğunuzu, el ele mi yürüyorsunuz?
– Sen sevgilinin elini tutarkan, öperken düşünüyor musun… Bizim için beraber olmak çok normal… Normal olduğu için bazen elini tutuyorsun, bazen barda öpüyorsun… Ne var bunda?
– Bence hiçbir şey yok ama olanlar var galiba…
– Eminönü’nden Sultanahmet’e yürüyoruz, çok kısa bir süre el eleyiz… Adamın biri önümüze, ayaklarımızın dibine tükürdü, “O…lar, birbirinizi mi beceriyorsunuz” diye…
– Başka var mı?
– Beşiktaş’ta yaşadık… Ayrılırken dudağının kenarından öptüm. Ayrıldıktan sonra arkamdan adamın biri koştu, “Lezbiyen misin lan sen” diye… Çok korkmuştum…
– Başka zorluk var mı?
– Anlatmakla bitmez… O yüzden sık sık yurt dışına gitmeye karar verdik… Haa bir de Türkiye’de seks shoplar berbatmış, onu öğrendim. Öyle böyle değil, gerçekten pespaye vaziyetteler…

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER