Demokrat parti ruhlu Budak ailesinin bir ferdi Gökhan Budak’ın CHP’den aday olup, belediye başkanlığını kazanmasıyla 40 yıl sonra CHP’ye geçen Göle Belediye Başkanlığında yaşanan istifa ardından her an alınacak bir kararla erkenden veya normal bir süreçle yapılacak olan genel ve yerel seçimlerin de Ardahan CHP yakasında aktif bir şekilde konuşulmaya başlandığını görmekteyiz.
Çünkü İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla devam eden mitinglerle seçimlere hazırlanan partilerin başında gelen Cumhuriyet Halk Partisi kurulduğundan bu yana ilk kez milletvekili kazanamadığı yani 10 yıl önceki 1 Kasım seçimlerinde Ardahan’da yeniden milletvekili çıkarıp, çıkarmayacağı, 25 , 40 yıl sonra aldığı belediyeleri alıp, almayacağı yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı.
Şu an formalite de olsa mahalle delegelerinin belirlenmeye çalıştığı bir esnada Gebze’de partisinde delege olmakta zorlanırken geldiği Ardahan’da üç kez milletvekili olmasına karşı yeniden milletvekili olmak için CHP’de siyaset yapmaya devam ettiğini gördüğümüz Ensar Öğüt’ün yanı sıra şu an ikiye düşen belediye de, eczane köşesinde, avukatlık bürosunda, kayabaşında ki otelde, telefonlarda, Çıldır gölü kenarında, bürokrasinin ağırlıkta olduğu olduğu kırmızı koltuklu, bol maaşlı meclisli Ankara’daki kahvede, İstanbul’da ki Esenyurt’ta ki içi boş diasporadan ve seçimden seçime ortaya çıkıp, ‘Ben bu memleketi kurtarırım..’ diyerek aday adayı olanların yeniden yarışacağını gözlemlediğimiz CHP Ardahan’da seçimi kazanmaktansa, ‘Ben aday olayım’ yarışının olduğunu da görmüyor değiliz.
Evet, Göle Belediye Başkanının istifası ile bugünlerde bir hayli tartışılan ama eski tas eski hamam sistemiyle İlçe ve İl başkanları adaylarının çıkamadığı kadar kırılmış olan ve yeni kongre hazırlığına giden CHP Ardahan’da Sünni, Alevi, Kürt adayı yarışı da gün yüzüne çıkmasa da çeper diplerinde kaşınır durumda..
Çünkü Damal’ı ülkenin en yoksul ilçesi yaptıktan sonra kapağı İstanbul Bakırköy’e ve Kartal’a atan şahısların bugünlerde Ardahan’ı İstanbul’da olduğu gibi Ankara’da uzaktan izlediklerini, adeta yorgan altında yarışıp, açıkta dost görünenlerin de ‘Ya kardeşim suni oyu daha çok, Alevi adayı ile kayıp ederiz’ dediklerini gördüğümüz CHP Ardahan’ın bu kez hem milletvekilliğini hem de belediye başkanlığını kayıp edeceği ve sayıp, sayamadıklarımızın gidip, yatta, denizde, şeytan kalesi terasında, başkentte kara kara türküler söyleneceği görülüyor..
Tabi bu her seçim öncesi o.o oyları olmayanları ‘bileşenler’ diyerek, ağızlarında kürdan ile Kürdün K’sini duyunca şekeri artanlarla, ‘Kent uzlaşısı’ adı altında aday gösterip, destekleyip, kösteklenen gerçek hevallerin partiye sızmış olan helvacıları dinleyip, bir kez daha yapacakları hatalarıyla yapılacak bir seçimde, Ardahan’da seçim sonuçlarının yine 1 CHP, 1 AK Parti olabiliri de bir kenara yazarak bir de aşağıda bir kez daha anlattığımız siz Ardahanlılar da yazalım..
Yani, ‘Ya siyasette, stk’da 40, 50 yıldır hep aynı isimler var..’ deyip, partilere üye olup, siyasi hayata müdahale etmeyen, stk’lara üye olmayan siz Ardahanlıları da yazalım ki suç CHP başta olmak üzere siyasiler mi, stk’lar da mı yoksa siz vatandaştan mı olduğunu hep birlikte rahmetli Gago dedenin terazisine koyup, tartalım..
Bize değil, valiye, kaymakama, vekillere gidin..
Evet, başı ağıranın çözüm aradığı kapı haline gelen gazeteciler ile bürokratların takışmasının bir nedeni de Ardahan CHP’de, AK Parti’de, DEM ve MHP’de ve batıda ki tabela, cep derneklerimiz gibi kağıt üzerinde adı var, kendileri yok onca siyasi partilerde yaşanan bu mahalle içi pardon parti içi yaşanan siyasi durumlardır..
Çünkü siyasilerin iç kavgası dolasıyla onlardan umut kesen birçok insanın derdine çare aramak için gittiği devletin kurumlarında çözmek istedikleri sorunları çözemediklerinde akıllarına ilk gelenler ‘Yaz gazeteci başım ağrıyor..’ denen biz gazeteciler oluyoruz..
Yani valilikte veya bir başka kurumda işi olup, işini yaptıramayan, müdürü yerinde bulup evrakını imzalatamayan, banka da kredi alamayan, içecek suyu olmayan, köyünün yolunun tozdan geçtiğini anlatamayan, hatta eşiyle sorunu olan ve mahkemede çözmeyen direk bize gelir, ‘yaz gazeteci benim derdimizi de yaz’ der..
Ki; işi yazmak olan gazetecide yazınca o zaman gel de seyranı seyret..
Ya vali küser, kaymakam kızar, ya da onca hayvanı telef edip, milyonları ‘hayvan mezarlığı’ yaptığı meralarda ki çukurlara gömdüren Şap, pardon verem dolaysıyla karantinaya alındığı söylenen ceza evinden de sorumlu olan savcı biz gazetecilere soruşturma açar, alkol aldı diye kaburga kırdığı iler sürülen polis ise ‘Gazeteci efendi neredesiniz gelin ifadeniz var’ der..
İşte bizi de, halkı da, savcıyı da bu dertten kurtaracak bir yöntem ortaya koyan bir vali, biri kadın 5 kaymakam var..
En önemlisi, ‘Derdiniz mi var, gelin bana anlatın, her hafta halk günü düzenliyorum, ayağınıza kadar gelip sohbet ediyorum.. Sorun ve sıkıntılarınızı bana deyin..’ diyen bir vali var.. Ki; bunu yapmaları zorunlu olan, Kent Konseyini dinleyen, kurulmasına bizzat katkı sunduğumu Yerel Platformdan haber alamayan belediye başkanları değil, o ulaşılmaz denilen vali diyor..
İşte size fırsat, artık bize değil, başta siyasilere olmak üzere vatandaşa randevu vermeyip, ilin çok huzurlu olduğunu, bitmeyen Anjiyo merkezi gibi Kültür binası, olmayan polis evi ne karşın pembe gözlüklere raporlar hazırlayan bürokratları dolaysıyla şu günlerde bir hayli zorda kalan iyi niyetli ama denenler, gerek bağlı olduğu kurumun, gerekse siyasilerin yada yetki ve kanunlar dolaysıyla ne kadar yapabildiğini düşündüğüm ‘valiye gidin..’ desem de siz Ardahanlılar da, ‘Ona da gittik bir şey çıkmıyor, yine de sen yaz gazeteci..’ diyerek gelecek kışı bekliyor ve önünüze konulan çantaları oylarınızla dolduruyorsunuz..
Kent içinde ki yollar, kaldırmalar gibi köy ve yayla yolları yama yapıp, halay çeken siz Ardahanlılar şunu bilin ki;
Kafkaslara oradan Orta Asya’ya açılan bir gümrük kapısı olmasına karşın, burnunun dibinde tren geçmesine rağmen, Çıldır ve Aktaş göllerinin yanı sıra Posof’un göl ve doğasıyla, Göle’nin yeşil çamları ile, Atatürk’ün siluetli Damallı, yaylaları ile Hanak onca doğal hazinesi olmasına rağmen hala hayvancılıkta ekmeğini idame eden bir kentte yaşıyoruz..
Ve yıl 2025 olmasına karşın toprakla örtülü, duvarları nemden sulanmış evleriniz gibi ahırlarda değil insanlar, hayvanların bile yaşayamayacağı, atadan, dededen kalma, ağır taş salların üstüne konulduğu çürük gontlarla örtülü barınaklarda, hayvancılık yaparak, Hollanda, İngiltere ve ya bugün Ortadoğu’yu parmağıyla karıştıran beyzbollu Amerika ile yarışıyoruz..
Çıldır Gölünü değil, Arpaçay ilçesi sınırları içinde bulunan ve Türkiye’nin ilk HES Barajlarından olan barajı kurtarmak için Ardahan ve Göle Ovası kadar değerli Çıldır Ovası’nın ortasında geçirdiğimiz yol, kanal ile çayırlarımızı kurutuyoruz..
Posof gibi kalasına yol olamayan Kurtkale’nin meyve ağaçlarını yatırım denilen, ama bölgeye hiç bir faydası olmayan, var olan ağaçları da, doğayı da yok eden ve en önemlisi bölge topraklarını sulandıran Kura Nehri’ne gem vuran barajlara evet deyip, her gün biraz daha delinen Ozun tabakasıyla değişen ve gün geçtikçe kuraklaşan yeşilim topraklarımızın neden ot vermediğini düşünüyoruz..
Çünkü, ‘Yaz gazeteci, ne olacak bizim halimiz?’ diye bize soru soran siz Ardahanlılar seçimden seçime eline aldığı çanta ile Ardahan’a gelecek bir kurtarıcıyı ve kışı beklediğinizi de biliyor ve onu da, siz Ardahanlıları da bele yazıyoruz..