Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Sahara’dan Fatsa’ya bakış..

Bugünkü yazımı benim olmayan ama babası TİP davasında Ape Musa ile birlikte 4,5 yıl Diyarbakır zindanlarında kalmış, 12 Eylül zulmü görmüş, yazılarımın Afyon Tıme adlı bir gazetesinde yayınlandığı Afyon’a sürgün edilmiş olan beni bir kez daha derinden yaralayan iki yazıya bırakacağım..

Buna neden ise bu yıl vatan topraklarına katılışının 105. yıl dönümünü kutlayacak olan Ardahan’ın türkücü Belediye Başkanı ile CHP Örgüt üyeleri arasında yaşanan yazışmaların bana hatırlattığı ve belediye başkanlığının nasıl yapılabileceğini ortaya koyan Fatsa’nın devrimci terzi Fikri’yi, ‘Bu dünyadan TERZİ FİKRİ geçti…’ başlığı ile bir yazı yazan Iğdırlı gazeteci meslektaşım Murat Akkuş’un o güzel anlatımıyla bana göre Küba’nın değil, Türkiye’nin, Karadeniz’in Che Guevara’sını hatırlatması ile bir kez daha anmamdır.

Ve yine Göle ilçesine bağlı Serinçayır (Çölpenek) köylü, Mali Müşavir, İstanbul Esenyurt Kent Konseyi Başkanı Tuncer Dağ’ın son kitaplarından biri olan ve 1970’i 80’li yıllara bağlayan günlerde bölgede ki kent için yollar gibi alt yapıdan yoksun karanlık sokaklarından bugün çoğu boşaltılmış, Köy Enstitülüleri gibi kaderlerlesin tek edilirmiş olan köy okulların da yaşanan o korkunç ve buz kesen olayları anlatan ‘Ömer’in Ömrü’ adlı kitabında anlatılanların hâlâ bir tünel yapılacağı beklenen Sahara’dan Fatsa’ya kadar uzanan ülkenin karanlık ve acı hatırlarını hatırlatan diğer iki acı hikayesine göz atmamdı..
Ve dönüp, Deniz’ler asılırken. Çorum yakılırken. Demirel neler demişti?’ diye bir soru sorup, Türkiye bugün siyasi tarihinin belki de en önemli isimlerinden biri olan ve Tam 12 yıl başbakanlık koltuğunda oturan, cumhurbaşkanlığı yapan Süleyman Demirel’in esprili sözleri, tarihe mal olmuş yüz gülümseten gaflarının yanında yeni içişleri bakanını ziyaret eden Ağar’lı dönemi gibi ağır bir o kadar da karanlık yüzünü de hatırlıyordum..

Hazırcevaplığı, pratik zekası ve inanılmaz hafızasıyla dikkat çeken Demirel’in bir de  özellikle 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri sırasında sola, solculara söylediği sözlerini de bana hatırlatan ve Deniz Gezmiş , Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın bir tek cana kıymadan darağacına gönderilmesine CHP’li bazılarıyla birlikte hararetle el kaldırılan grubunun başındaki Demirel’in Çorum’da Alevilerin katledildiğini hatırlatan biz gazetecilere devrimci bir başkanla yönetilen Fatsa’yı kast ederek ‘Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın’ demiş ve onlarca insan ın ölümüyle yetinmeyip, bugün türkü çalmakla başkanlık yaptıklarını sananlarında örnek alamadığı, adını bile an maktan korktuğu Fatsalı terzi Fikri’nin de göreceği işkenceler sonucu ölmesine ilk işareti yaktığını çokta konuşulmadığını ve unutulan, unutturulan onca acıydı hatırlıyordum.
Ve Mali Müşavir, türkücü zihniyetler yetmedi kayyumlarla işlevsiz hake getirilen Kent Konseyi Başkanı Tuncer Dağ’ın o günleri anlatan kitabını kapatıp, kenara koyduktan sonra benim anlatacaklarımı anlatan o iki yazıya, yayın grubunmuzun amiral gazetesinde de adını veren Kuzey Doğu Anadolu’nun Karadeniz’e bakacağı yolun bir ışığı olacağı söylenen ama Köy Enstitüleri, köy okulları gibi tüneli ortada olamayan Sahara’dan Fatsa’yı anlatan aşağıda ki bir kez daha okunmaları gereken o iki yazıya yer bırakıyordum…

İşte bugünkü yazıma konuk olan ve Volkan Konak’ında toprağı olan bir türlü gazıyla gazlanamadığımız o izlendiğinde üzerinde ekonomiye, ulaşıma can verecek olan deniz trafiğinin neden yaşanmadığını hep düşündüğüm ve satılacak denen yollar, köprüler arasında olup, olmadığını merak ettiğim, sahilleri deni manzaralı camilerle doldurulan oto yollu Karadeniz’in Che Guevara’sını unutmayın diyen birinci yazı..
DEVRİMCİ BELEDİYELERE VAHŞİ SALDIRININ TAM 45 YIL ÖNCEKİ İLK UYGULAMASI: FATSA..
Türkiye’de seçilmiş belediye başkanlarını art arda görevden uzaklaştırıp yerlerine kayyum atama, o da yetmezmiş gibi tutuklayıp zindana atma uygulamaları yıllar önce, 12 Eylül darbesinin arefesinde, AP’li Süleyman Demirel’in başbakan, Kenan Evren’in genelkurmay başkanı olduğu Temmuz 1980’de Karadeniz’in Fatsa Belediyesi’nde başlamıştı.
Devrimcilerin bağımsız adayı Fikri Sönmez’in diğer bütün partilerden daha fazla oy alarak 1979 yılında belediye başkanı olmasından sonra, Fatsa’da yaşam hızla değişmişti. Kurulan halk komiteleri aracılığıyla halkın belediye yönetimine doğrudan katılımı sağlanmış, iki ayda bir büyük halk toplantıları düzenlenir, ilçenin sorunları elbirliğiyle giderilir olmuştu. Fatsa’nın yıllar sürer denilen çamur sorunu, halkın katılımı ve desteğiyle birkaç ay gibi kısa bir sürede ortadan kaldırılmıştı.
Bütün bu gelişmeler, Fatsa’da hayatın son derece kısa bir sürede ve gözle görülür bir şekilde değişmesi, üstelik tüm bunların halkın her kesiminin onayının ve desteğinin alınarak gerçekleştirilmesi, egemen sınıfın temsilcilerini ve siyasetçilerini dehşete düşürmüştü.

“Fatsa’da komünist işgal!” ya da “Fatsa’ya pasaportsuz girilemiyor!” gibi yalan haberlerle kamuoyunu Fatsa’ya karşı yönlendirmeye çalıştılar.
Fatsa’da bütün partilerin temsilcileri bu alçakça iftiraları reddediyor, “Tüm Türkiye’deki çatışma ortamı bizde yoktur. Herkese insan muamelesi yapılmaktadır. Kimse kimseyi zorlamıyor. Huzur ve güven içinde yaşamımızı elbirliğiyle sürdürüyoruz. Bizi rahat bırakın!” diyorlardı.
Çevre ilçelerden Fatsa’ya heyetler gelmeye, duyduklarını yerinde incelemeye başlamışlardı.
Bütün bunlar artık egemenler için fazlasıyla dayanılmaz olmuştu, çünkü Fatsa artık bir örnek teşkil ediyordu.
Dönemin başbakanı Demirel “Bırakırsanız yüz Fatsa daha çıkar” diyerek korkusunu ve niyetini açıkça ifade ediyordu. Fatsa’yı bir örnek olmaktan çıkartacaktı.
Bunun için ilk iş olarak Türkeş’e “Başbuğum” diye mektuplar yazan MHP’li faşist Reşat Akkaya’yı Ordu’ya vali atadı. Akkaya, çok kısa bir sürede tümü faşistlerden oluşan ekibini kurdu. Demirel, 9 Temmuz günü bir demeç vererek, “küçük terör odaklarının kurutulacağını” söyledi.
Bir süre önce Çorum’da yaşanan katliamın ardından dikkatleri başka yere çekmek isteyen Demirel’in “Siz Çorum’u bırakın, Fatsa’ya bakın!” diyerek düğmeye basmasıyla birlikte Fatsa, Erzincan ve Sarıkamış’tan getirilen askeri birlikler tarafından kuşatıldı.
11 Temmuz 1980 günü “Nokta” adı verilen operasyon başladı. Bir mekanize piyade taburu, jandarma komando birliği, il alay komutanlığı takviye birlikleri, Ordu, Konya, Erzincan, Samsun emniyet müdürlüğü ekipleri zırhlı araçlar eşliğinde Fatsa’ya girdiler. Ayrıca iki hücumbotu da denizde hazır bulunduruldu.
Operasyonda yüzleri maskeli faşist muhbir kullanıldı. Bu faşistlerin bir kısmının kimliği sonradan açığa çıktı ve çoğunun hakkında tutuklama kararı bulunduğu anlaşıldı.
Sokağa çıkma yasağı konulan Fatsa askerler ve faşistler tarafından mahalle mahalle, ev ev, oda oda arandı. İnsanlar kadın erkek ayırımı yapılmadan hakaretlere uğradı, dövüldü, işkenceye uğradı. Maskeli faşist muhbirlerin işaret ettiği kişiler derhal gözaltına alındı. Gözaltına alınanların sayısı kısa sürede 400’e yaklaştı.
Ordu valisi Reşat Akkaya’nın yönetiminde yürütülen operasyonda başkan Fikri Sönmez de gözaltına alınanlar arasında idi. Sönmez tam dokuz ay önce belediye başkanı seçilmiş, bu dönemde Fatsa tabiri caizse altın çağını yaşamıştı.
Nokta Operasyonu bu dönemi kan ve zulümle sona erdiriyordu. Operasyon sadece Fatsa ile sınırlı kalmadı, Ordu’nun diğer ilçe, kasaba ve köylerinde de benzeri uygulamalar sürdürüldü.
Bu dönemde onlarca köy ve kasabaya karakollar kuruldu, binlerce insan işkence, dayak, jandarma dipçiğinden geçirildi. Polislerin denetiminde seyyar işkence timleri oluşturuldu, Fatsa dışındaki ilçelerde de işkence tezgâhları çalıştırıldı.
Kenan Evren’in başını çektiği 12 Eylül darbesiyle de Nokta Operasyonu tüm Türkiye’ye yayıldı ve yüzbinlerce kişi tutuklandı, hapse atıldı, işkence geçirildi.
Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez de hapiste kötü yaşam koşulları altında 4 Mayıs 1985’te yaşama veda etti.

Ve Cilavuz..

Doğan Özgüden’şn ele aldığı üstteki yazıda 23 yıldır iktidar da bulunan Erdoğan’ın da adı vardı. Ve yazarın Demirel’in 12 yıllık başbakanlığı döneminde yaşanan karanlık noktaların, 23 yıllık iktidarın başında olan ve kayyum atamaları ve bazı istenmeyen ama 12 Eylül öncesi ve sonrası kadar acı vermeyen Erdoğan’a bakışının haksızlık olacağını, çükü Erdoğan’ın 23 yıllık iktidarı döneminde idam dahil, işkence, Dağ’ın ‘Ömer’in Ömür’ kitabında anlatıldığı gibi Ardahan, Göle ve ülkede ki okullar kapatılsa da karakol edilmediğini san ırım yazar da kabul eder diye düşünerek, korktuğumdan değil, onay vermediğim o satırları kaldırdım..

Ve bu kez, ‘Ardahan Senin’ adlı sanal sayfanın güzel bir o kadar acı verisi bir müzik ile yaptığı paylaşımına, Sahara’da bilinmeyen yaşanmışlıklara bakıyorum.. Ve burada hala araştırmasında olduğum ve Sahara gibi tünel bekleyen Posof Ulgar dağında yaşanan diğer acı bir hikayeyi de hatırlıyorum..

Ki; O tünel bekleyen Ulgar’ın tepesinde 50, bilemediniz 60 yıl önce belki de yine Demirelli dönemlerde yaşandığı söylenen hikaye de, ‘Alevi-Suni kavgalarında yaşana ölümlere bırakın Fatsa’ya bakın..’ diyen Demirel zihniyetinde olanların başaktörü olduklarını da biliyorum ama suni ağırlıklı Posof’tan, Alevi kültürü ile yoğrulmuş olan Damal’dan teyit edip, önümüzde ki yazılara, haberlerde dile getirmeye çalıştığım o acı hikâye ‘teyide muhtaç’ diyerek ‘şimdilik’ beklemeye alıp, aşağıdaki yazıya, yaşanmışlığa yer veriyorum, karanlık tarihi kayıp Ardahan’ın, bölgenin, ülkenin yaşanmış ve unutulmayan, acıları diyerek..

İşte o; 70 Yıl Önce kayak derslerinin verildiğini bir kaç gün önce ‘Bugün kayak bilmeyenlerin yönettiği bölgede, onlar 85 yıl önce kayak öğreniyordular..’ başlığı ile yaptığım haberler gündem taşıdığım ve Ardahan YİBO mezunu, Kars, Susuzlu Eğitimci-Yazar Rıza Uray, ‘Bir Eğitim Adası: Cilavuz’ adlı kitabın bir kez daha hatırlattığı Cilavuz Köy Enstitüsünden dönerken hala bir tünel açılmayan ve her kış 60 yıldır bir türlü bitirilemeyen Ardahan-Ardanuç yolu gibi sık sık kardan, tipiden kapatılan Sahara’da tipiye yakalanan öğrencilerin yürek burkan öyküsü..

Sahara’nın Unutmadığı Gün: 1-2 Şubat 1958
Cilavuz Köy Enstitüsü’nde sömestr tatili başlamış, öğrenciler evlerine kavuşmak için 1 Şubat günü yola çıkmışlardı. Kimi atlı kızaklarla, kimi yayan… Ardahan’ın Sahara Dağı eteklerindeki köylerine vardıklarında, dost ve akraba kapıları onlara sonuna kadar açıldı; üçer beşer evlere dağılıp misafir oldular.
Ertesi gün, 2 Şubat sabahı Sahara’yı aşma vakti gelmişti. Köylülerin ve büyüklerin “Hava kötü, çıkmayın” ısrarlarına rağmen, gençlik heyecanı ve ev hasreti ağır bastı. Ancak o gün büyük bir talihsizlik yaşandı: Öğrenci grubu kontrolsüz şekilde dağıldı. Bir kısmı sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkıp dağı aşmayı başarırken, bir kısmı daha geç, hatta akşamüzerine doğru yola koyuldu.

Mükerrem Bilmiş ve Nizamettin Kaya, en son ve en savunmasız gruptaydı. Ekip başı organizasyonunun dağılması ve grupların kopuk hareket etmesi, onları Sahara’nın o meşhur borasının ortasında yalnız bıraktı. Gökyüzü ile yerin bir olduğu o anda, dağ kendi yaslı türküsünü söylemeye başladı:”Cilavuz’dan çıktım başım selamet, Sahara’ya vardım koptu kıyamet. Kar diz boyu, yol iz boyu, Bu geçit her yıl ister bir emanet.”
Kocabey yaylalarına ulaştıklarında dermanları kesilmişti. Nizamettin bir direğe yaslanarak, Mükerrem ise sığındığı bir yayla evinde soğuğa yenik düştü. Aylar sonra bulunduklarında, çantalarından çıkan ıslanmış defterler, yarım kalmış bir eğitimin ve vuslatın sessiz tanıklarıydı.
Bugün Sahara’da rüzgâr sert estiğinde, insanlar sadece soğuktan değil, bu büyük ihmalin ve yarım kalan hayatların hüzününden dolayı başını eğer.
Mükerrem Bilmiş-Nizamettin Kaya
1-2 Şubat 1958/Sahara Dağı
Kaynak: Ersin Yeni (Cilavuz Köy Enstitüsü Tanıklıkları)

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER