Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Yaşansın 1 Mayıs denen şu günlerde..

Siyasi torpil ile girdikleri işlerde uğradıkları haksızlıkları, hukuksuzlukları toplumsal savunmaya çevirmek için sendikalaşmayan, sendikaya üye olanların ise hep sarıda bekletildiği, işçilerin kendi bayramları olan 1 Mayıs’ı kenti tanımayan sözde sendika temsilcilerinin eşliğinde, kentte ‘olmayan’ hayali ‘müzenin orada toplanalım, çamur deryası içinde ki meydana gidelim’ deme şoku ve saçmalığı yaşadığı, bahar bayramında bir tezek bulup, yakamayıp, Newroz’u kutlayamayan helvacılar misali İşçi Bayramını doğru, dürüst kutlamaktan aciz olunduğu bir kenti kara kara düşünüp, ülkemi, dünyayı da sabahlayan ışıkların eşliğinde ‘acım’ deyip yarı çıplak başkente yürüyen madenci bir işçiden beter hayli yorgun düşen gözlerim, kollarım ve şişen ayaklarım eşliğinde düşüncelerimle gezip, dolaşıyorum.

Ve bu kentin bağlı olduğu bu ülkenin işçi haklarından, insan haklarından, tam demokrasiden ve gelişmişlikten özendiği batı denen o hepimizin imrenerek baktığı, konuştuğu, koşarak gitmek istediği ülkelerden niye geri kaldığını da düşünüyordum.
Aynı kentin biri demir yolu olmak üzere 3 tane de gümrük kapısının olduğunu ve bu gümrüklerden yararlanan ithalatçı, ihracatçı olmadığı gibi bu yol ve gümrüklerden mal taşıyan 75 plakalı tırlarının olmadığını Antrepo raylarından gelip, geçip duran bir trenlerin durağının bile olmadığını ve seçim kararını almaktan korkan müdürsüz, konsolosuz olan gümrük kapıları gibi 3’üncü kez seçilmek isteyen başkanının sanki bu kenet ile sıfır sınır da olan Gürcistan ile Ermenistan ile çok iş yapılıyormuş gibi hazırda var olan Organize sanayisine bir çivi çakılmayan, küçük sanayisi gelişi güzel biraz da paralı olan izin, ruhsatlar dolaysıyla adeta gecekonduya dönen Ardahan’a değil, bir elin parmak sayısının geçmediği sözde toplantı ile Azerbaycan’a yatırımcı aradığını hatırlıyordum.

Başbakanını asan, biri sağdan, biri soldan denilip, ipe çekilen gençlerinin, eş başkanlar, seçilimi vekiller, gazeteci ve aydınların zindanlarda, hücrelerde çürütülen insanlarını komünist, solcu, ülkücü, dinci denilerek, terörist ilan edildiği ülkemde bu zulümle yetinilmemiş, zorunlu sürgün yaşatılmış beyinleri düşünüyorum..
Evet twitterin sohbet odalarının birinde dinlediğim ve dinledikçe her birinin birer beyin olduğunu hissedip, ardından nerede olduklarını merak ederek, araştırdığımda bunların hemen hepsinin yurt dışında hem de sürgün olduklarını öğrenip, kahroluyordum..
Özellikle 12 Eylül Cunta Darbesi ve ‘kontrollü’ denen 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası yeniden yaşanan bu beyin göçüne neden olanın ne olduğunu da düşünüp, sorgularken kendi kendime ‘yazık, yazık..’ demekten kendimi alamıyordum..
Çünkü bu kentin, bu ülkenin beyinleriydi onların hepsinin hem içeride dolup taşan hapislerde, hem kaçak olarak dışarıda memleket özlemiyle benden beter yine de memleketi kendilerine dert ediyorlardı..
‘Kimmiş onlar?’ diyen sizin de düşünüp, etrafınıza baktığınız da ‘yapıldı, yapılacak’ denen onca iş gibi bir türlü yapılmayan Göle Küçük Sanayisi gibi göremezsiniz onları etrafınızda..
Çünkü siz bile fark edememişsiniz önce Doğu’da, sonra Güneydoğu’da insanlar İstanbul’a, İzmir’e, Bursa’ya, Ankara’ya yetmedi kentim Ardahan’a sınır olan Kafkaslara, Ortadoğu’ya, Arap adasına, Asya’ya dünyanın 3. ekonominse sahip olan ama birlerince yerlerde sürüdüğü söylenen Alamanya’ya gitmiş onlar..
Ve bu beyinlere ihtiyaç, muhtaç ülkemde, doktorlara bile ‘giderseniz gidin’ denmeyip, güçlü bir genel af dahil bu beyinlere sağlanacak imkânlarla bu güzelim ülkede tutunsaydılar, terörist, hain ilan edilmeseydiler benden, senden daha çok sevdikleri bu ülkeyi biz kalanlarla birlikte omuzlayıp, birlikte taşıyacaklardı o medeni denen, özenilen dünyaya, batıya, Almanya’da, Fransa’da, Belçika’ya, İsviçre’ye okyanus ötesine..

Ve ‘Kanlı’ denen o 1 Mayıs 1977’de İstanbul Taksim Meydanı’nda düzenlenen İşçi Bayramı kutlamaları sırasın da açılan ateş ve panzerlerin müdahalesi sonucu 31-36 kişi hayatını kaybetmeseydi, yüzlerce kişi yaralanmasaydı, tarihinin en büyük toplumsal travmalarından biri olarak kayıtlara geçmeseydi okyanus ötesi Amerika’ya da göç etmez, ‘ Yaşansın 1 Mayıs..’ denen şu günlerde birlikte güç verilen bir ülke de hep birlikte haykırıp, yaşardılar..
Çünkü anlattıklarımız, anlatamadıklarımızın ‘Demokrasi, İnsan hakları, Hak, Hukuk’ denerek sağlanması halinde bu ülke sana da, bana da, işçiye, patronada yeter, artar bile..

Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Yazar Fakir Yılmaz, bu metinde Ardahan özelinden yola çıkarak Türkiye’nin toplumsal ve siyasi sorunlarını eleştirel bir dille ele almaktadır. 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle sendikal hakların yetersizliğini ve işçi sınıfının karşılaştığı zorlukları dile getiren yazar, ülkenin neden gelişmiş Batı medeniyetlerinin gerisinde kaldığını sorgulamaktadır. Özellikle beyin göçü, siyasi baskılar ve düşünce insanlarının sürgüne zorlanması gibi konulara vurgu yaparak, bu durumun ülkenin kalkınmasına engel olduğunu belirtmektedir. Bölgesel düzeyde ise Ardahan’ın kapalı sınır kapıları, yetersiz sanayisi ve yerel yönetim eksiklikleri nedeniyle ekonomik olarak geri bırakıldığı ifade edilmektedir. Metin genelinde, demokrasi, adalet ve özgürlüklerin tesisi halinde ülkenin her kesim için daha yaşanılabilir bir yer olacağı mesajı verilmektedir. Yazar, geçmişteki acı toplumsal olayların yarattığı travmaların ancak güçlü bir hak ve hukuk düzeniyle aşılabileceğini savunmaktadır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER