Hâlâ hapiste olan ve delil deşik edilen kararları uygulanmasına karşın yenilenmesi istenen basın 4. kuvvet olduğu söylenen Anayasa’nın mahkemesi, AYM ile İnsan Hakları, Hak Hukuk, Adalet, kayyum olmayacak seçme ve seçilme hakkı, dil, din özgürlüğü kriterleri başta olmak onca kriterlerine uymadığımız unutup ‘Türkiye’nin tam üye olarak dahil olmadığı bir Avrupa’nın küresel güç olamayacağını ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yönelik “önyargılı yaklaşımını” terk etmesi gerektiğini belirttiğimiz AB’nin mahkemesi olan AHİM’in kararlarına karşın serbest bırakılmayan iki eş başkanın çok konuşulduğu 2015 yılının üzerinde kaç yıl geçtiğinden haberi olan var mı?
Peki, günümüzdeki Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), o dönemki adıyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) olarak seçimlere giren ve Haziran 2015 seçimlerinde %13,1 oy alarak barajı aşan ama ‘Ahmetler makamlarına dönsün’ diyen ama sözü boşa giden MHP Genel Başkanı Bahçeli gibilerinin Amedspr’un başarısı şokunu azda olsa hafifletmek için yani Karagümrük, Kayserispor, Antalyaspor için ‘küme düşeme kaldırılsın’ diyerek, tescillenmesi istenmeyen TFF lig sonuçlarına baskı yapılan şu günlerden o yıllara bakıldığın da, ‘Vayyy bu nasıl olur ya..’ denerek, seçimleri yeniletip, HDP’nin adeta zorla yeniletilmesi ve CHP’nin de katkısı sonucu dokunulmazlıkların kaldırımasın ile sonuçlandırılan Kasım 2015 seçimlerini ve 2015 yılının öncesinde ve sonrasında yaşananları hatırlayanınız var mı?
Çünkü, 2015 yılında bu ülkede yapılan her iki genel seçimde (7 Haziran ve 1 Kasım) Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ idi ve kazananlarda onlar değil, dili bilinmeyen dil denerek meclisin kayıtlarına, mücadele kültürünün kalbine geçen halktı..
Sizi bilmem ama 10 yıldan fazladır serbest bırakılmayan ‘Hak ihlalleri’ dolaysıyla bizim ödediğimiz vergilerden tazminatları, memleketim, Ardahan’ın biri demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı ile açıldığı ama ithalat, ihracatın sıfır çektiği gümrük kapıları olan Lari’den daha değersizleşen TL ile değil, Euro ile tıkır, tıkır ödenen ‘Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın başında olduğu dönemde, yani kazanılan 7 Haziran ve kayıp ettirilen 1 Kasım seçimlerinin yapıldığı yıl hangisiydi desek yıldan çok o günler yaşananları hatırlayanınız olur mu?’ bilmem ama o yaşananların hemen hepsi benim hafızamda, acıyan yüreğim ve sızlayan kalbimde..
Çünkü, o yıllardan bugüne kadar logosunda bulunan, “Türkiye Türklerindir” satırlarıyla hep tartışılan ve A haberin başını çektiği söylenen bugünkü medya havuzunun içine dolan ama her geçen gün düşen tirajı dolaysıyla onca gazete arasında satışta sonucu olup, dibe çakan ve ‘Muhtar bile olamaz’ manşeti atan Hürriyet Gazetesinin o yıllarda, yani 2015 yılında bugün hâlâ Cumhurbaşkanı olan Erdoğan’a yönelik mektubu ardından aynı yıl yazdığım bir yazım da benim değil, facebook’un arşivinde bir kez daha bana ulaşınca bir kez daha o yıllara gittim..
‘Hürriyet’in Hürriyeti..’ başlıklı 2015 yılında bu köşede ele aldığım ve ‘Bugün bizim de gazetemizde yer alan Hürriyet Gazetesinin Başkan Erdoğan’a yönelik ele aldığı açık mektubu okurken içim acıdı desem inanın..’ diye devam eden satırları bir kez daha okuyunca hürriyetin tartışılmaya devam ettiği ülkede adı, ‘Hürriyet’ olan ama sloganı ile milliyetçilik, yetmez tek anlayış, tek millet özlemi kokan Hürriyet Gazetesinin o yıl yani 2015 yılında Erdoğan’a yazdığı mektubu yeniden okuyunca havuzun kürekçilerinden olan Rasim Ozan Kütahyalı’nın içine düştüğü duruma da acıdım..
Çünkü, O yıl yani 2015 yılında, ‘Hürriyet’in Hürriyeti..’ başlığı ile ele aldığım yazında, Bir gazeteci bir gazetenin devletin imkanlarını elinde tutan iktidarın, gücün karşısında nasıl bir durumda olduğunu en iyi anlayandır..’ demişim..
Ve yıllar sonra, ‘Dünkü Hürriyet, Bugünkü Havuz!’ başlığını bana koydurtan o günkü Hürriyet Gazetesinin, ‘Sayın cumhurbaşkanına sesleniyoruz..’ başlıklı Erdoğan’a yönelik ele aldığı açık mektubu o gün ve bugün okurken en çokta son satırları bir gazeteci olan beni beni derinden etkilemişti..
Ha unutmadan ‘Muhtar bile olamaz’ diye manşetlere konu olan Erdoğan’ın bugün grup toplantısında konuşurken partililerini ayakta ağlattığı o yılları anlattığını da buraya dip not olarak düşeyim..
Çünkü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Meclis grup toplantısı çıkışında kendisine yöneltilen, “Konuşmanız çok duygusaldı, veda mıydı yoksa seçime hazırlık için miydi” diye soran gazeteciye yanıtı Erdoğan değil, Kütahyalı’yı, onu 24 saat içinde satan Cem Küçük’ü hatırlatan başka bir gazeteci, İletişim Başkanı yanında iken sanki o Erdoğan’ın basın danışıymış gibi Erdoğan’ın yerine “Veda değil bir başlangıç gibiydi” yanıtını veriyordu..
Neyse konuyu dağıtmadan konumuza dönecek olursak; Resmi bir evrakı yazarken devletin 50 A 4 kağıdını harcayanların haber ve yorumlarımızdan rahatsız olup, bize yönelik, ‘Nokta virgülü koyamamışsınız, yada daha önce yaptığınız habere benzer haberi yine yazmışsınız’ diyerek baskı uyguladığı memleketin en ücra köşesinde ki gazete ile tüm dünyanın yakından bilip, okuduğu gazete aynı sıkıntılarla karşı karşıya olan bir ülkede gazetecilik yaptığımızı bir kez daha anladım..

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ülkenin başında olduğunu unuturcasına, bir parti lideri gibi mitinglere çıktığı şu günlerde artık dinlenilmeyen, kararları uygulanmayan yani Bir kez delmekle bir şey olmaz’ denmesinden bu yana delik deşik edilen ve değişmesi istenen Anayasa’ya konulan, ‘Basın Hürdür, Sansür Edilemez’ lafının ne kadar özgür olduğunu da ortaya koyan o günkü Hürriyet Gazetesinin hiçte Hürriyet’te olmadığını gördüğümüz o açık mektup ardından hem cumhurbaşkanından, hem de bürokrat bakanlıklarından gelen zılgıtlarda acı veren diğer acı bir olay..
Evet;
‘Sayın Cumhurbaşkanı…
Eğer kastınız, Anayasa’nın güvencesi altında olan basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, eleştiri özgürlüğü gibi haklarımızı kullanmaktan korkmak ise… Bu özgürlükleri hiç korkmadan savunacağımızı bilmelisiniz.’ diye biten Hürriyet Gazetesi’nin 2015 yılında Erdoğan’a yönelik o açık mektubu biz gazetecilerin yaşadığı hali anlatmaya yeter, artar bile.




