Bir kez daha unutulan, unutturulan Demirtaş’ın bırakılması gerektiği yönünde gelişmelerde olduğu gibi bir zamanlar revaçta olan Ergenekon, Balyoz Davalarındaki müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen, ardından bırakılan, sonrada yeniden tutuklanan bir eski korgeneralin durumunun gündeme getirdiği yargı bağımsızlığı yeniden gündemim de..
Çünkü gerek o dönem istinaf aşamasında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi’nce beraatine karar verilip, tahliye edilmesi, ardından tahliyeye itiraz edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi’nce tekrar tutuklanması, beraat kararı veren mahkeme heyetinin görevden alınıp başka mahkemelere atanmalarını tartışan ülkede, hem türkücü başkan hakkında hem de korsan komisyonun olduğuna inanan bizde bir stk olarak gerek CİMER aracılığı ile gerekse savcılıklar kanalıyla başvurduğumuz siyasetin hukuka müdahalesi de tartışılmaya devam etmekte.
Yani daha önce müebbet cezalar verilen Ergenekon ve Balyoz adlı davalarından yıllar sonra yine aynı mahkemelerce bozulup, ceza alanlar, sanki hiç ceza almamışlar gibi beraat edilmelerine tepki göstermeyenler bugün, ‘niye generali bıraktın?’ diye hakimlerin görevden alınması yetmez diye haklarında soruşturmalar başlatabiliyorlar.. Ama bizim başvurularımız da sanki havada kalmış gibi görünür..
Ve; ‘biz hukukun tarafsızlığından yanayız’ deyip, Demirtaş’ı ve diğerlerinin yine hukuk gereği bırakılabileceği ya da bırakılmayacağının ortaya çıkmasının hemen ardından gerek tavanın en üstünden gerekse tavanın en dibine kadar, ‘Ben, biz gerekli talimatı verdik, böyle bir şey olmaz’ deyip, ardından ‘Biz hukukun tarafsızlığından yanayız’ deme lüksünü yaşayan bir anlayış var karşımızda..
Evet, 10 yıldır sözde Demirtaş’ı bırakmaya ama hiçte bırakacak gibi görünmeyenlere karşı ortaya konan tepkinin en açık ve bariz örneği olan ‘Generali neden bıraktınız?’ sorusu ve ardındaki emrinden sonra ben yine dönüp, yıllar önce bu konuda ele aldığım yazılarımda ki gibi ‘ölmüş’ demeden fetoya küfür edeceğim sanki..
Yok ben hem o yazıyı hem de Baroların konu hakkında yayınladıkları açıklamayı bugün köşeme alsam belki anlatmak istediğim daha iyi anlaşılacak..
Çünkü aynı siyasetin başta Ergenekon ve Balyoz Davalarının öncesinde yazdıkları, manşetlere çekilen onca haberler dolayısıyla bugün hapiste.. Ve aynı zihniyetin bir çok meslektaşım hakkında verdirdiği kararların aynısını ‘bize de verdirirler’ diyerek, ‘Bende uzatmayayım’ derim..
İşte bugünlerde bir hayli sesiz olan ve gün geçtikçe Suriye’de ki alan gibi sarılaşan vede küçülen sendika ve stklar gibi Baroların o dönemki açıklaması ve yıllar önce ele aldığım ve fetoya beddua ettiğim o yazı..
*Hukuk Devleti, Hukukun Üstünlüğü, Yargı Bağımsızlığı ve Hakimlik Teminatı hususlarına ilişkin olarak Ardahan Barosunun da imza attığı ortak açıklama..
HUKUK DEVLETİ-YARGININ BAĞIMSIZLIĞI..
Son birkaç gün içinde, yerel mahkemece ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen bir eski korgeneralin, istinaf aşamasında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi’nce beraatine karar verilip, tahliye edildikten sonra ardından tahliyeye itiraz edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi’nce tekrar tutuklanması, beraat kararı veren mahkeme heyetinin görevden alınıp başka mahkemelere atanmaları, bu hususta başta Sayın Cumhurbaşkanı ve Yargıtay Başkanı olmak üzere yapılan açıklamalar kamuoyunca yakından takip edilmektedir.
Avukatlık Kanunu’nun 76.maddesi uyarınca “hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak” görevi yüklenmiş Barolar olarak açıklama yapılması gereği doğmuştur.
Anayasamızın 2. Maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti “hukuk devleti”dir. Hukuk devleti ilkesi yargının diğer erklerden bağımsız olmasını gerektirir. Demokratik rejimlerde bağımsız ve tarafsız bir yargı organı, temel hak ve özgürlüklerin korunmasındaki en büyük güvencedir.
Anayasamızın 9. Maddesine göre “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasamızın 138. Maddesine göre “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler/Hiç bir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”
Anayasamızın 159. Maddesine göre “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Anayasamızın 38. Maddesine göre “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Sayın Cumhurbaşkanı’nın söz konusu olay ile ilgili “gerekli talimatları verdik, tahliye kararı veren heyet Fetö’cü” şeklindeki beyanı Anayasanın 138. ve 38. maddelerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Sayın Yargıtay Başkanı ise açıklamasında “Beraat kararı veren mahkeme başkanı ve üyelerini kararın arkasından görevden alan HSK’nın bu işleminin yanlış “ olduğunu beyan etmiştir.
Elbette aynı dosya ile ilgili farklı mahkemelerce tam tersine kararların verilmiş olması tartışılmalı ve eleştirilmelidir. Kasıt veya kusur var ise mahkeme heyeti ile ilgili idari ve cezai soruşturma da açılmalıdır.
Ancak, mevcut sistem içinde hakim ve savcılar büyük bir baskı ve tedirginlik içindedir. Verecekleri kararlarla ilgili soruşturmaya uğrama korkusu yaşamakta, İkballeri ile vicdanları arasında sıkışmış vaziyette görev yapmaktadırlar.
Biz aşağıda imzası olan Barolar, hukuk devleti, hukuk güvenliği, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hakim ve savcı teminatı ilkeleri ile masumiyet karinesi ilkelerine tam ve eksiksiz bir şekilde uyulmasını, bu ilkelere yönelik ihlallerin sonlandırılmasını talep ediyoruz.
Kamuoyunun bilgilerine saygıyla sunulur.
Adana Barosu , Afyonkarahisar Barosu, Amasya Barosu, Ankara Barosu , Antalya Barosu, Ardahan Barosu, Artvin Barosu, Aydın Barosu, Balıkesir Barosu, Batman Barosu , Bilecik Barosu, Bingöl Barosu , Bolu Barosu , Burdur Barosu, Bursa Barosu, Bartın Barosu
Çanakkale Barosu, Çorum Barosu , Denizli Barosu, Diyarbakır Barosu , Düzce Barosu, Edirne Barosu, Erzurum Barosu, Eskişehir Barosu, Gaziantep Barosu , Giresun Barosu , Gümüşhane-Bayburt Bölge Barosu, Hatay Barosu, Iğdır Barosu, İstanbul Barosu , İzmir Barosu, Kahramanmaraş Barosu, Kastamonu Barosu, Kayseri Barosu , Kars Barosu , Kırklareli Barosu, Kırıkkale Barosu, Kilis Barosu, Kocaeli Barosu, Konya Barosu, Kütahya Barosu, Malatya Barosu, Manisa Barosu, Mardin Barosu , Mersin Barosu, Muğla Barosu
Muş Barosu, Niğde Barosu, Ordu Barosu , Osmaniye Barosu , Sakarya Barosu , Samsun Barosu , Siirt Barosu , Sinop Barosu , Şırnak Barosu, Şanlıurfa Barosu, Tekirdağ Barosu
Tokat Barosu , Trabzon Barosu , Tunceli Barosu, Uşak Barosu, Van Barosu, Yalova Barosu, Yozgat Barosu
**
**Gülen’e bir küfür de ben mi etsem?
36 Yıla yaklaşan gazetecilik hayatımda ele aldığım yazıları toparlama fırsatı bulsam bu yazılarımın bir çoğunda bir zamanlar bir hayli tartışılan ve kaçtığı okyanus ötesinde ölen ve mezarı nerede belli olduğu Fethullah Gülen, pardon Feto ve cemaatiyle ilgili yazılara rastlanacağını biliyorum.
Çünkü onca yazımda dikkat çektiğim bu cemaatin gün gelecek İran’daki Humeyni devrimini gerçekleştirmek için adım atacağıydı.. Ve bunu 15 Temmuz’da ortaya sergilemişse de bugün kü YPG’ye yapılana benzer bir satışa gelip, durdurulmuştu..
Ve bu iddialarımı Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü günlerde ve AK Parti’nin ilk yıllarında daha da çok dillendirmiş, dün olduğu gibi adeta bugün yaşananlara da dikkat çekmiştim.
Çünkü biliyordum ki, biliyorum ki; Fetullah Gülen ve benzerlerinin dini kullanıp, iktidarı ele geçirmek, İran misali bir yönetimle ülke idare etme hayallerinin hep olduğunu.. İnanmıyorsanız aha şurada çok tartışılan Suriye’ye bakın..
Neyse geriye gidip, başınızı ağrıtmadan ve en önemlisi bunların amacının ve çalışma şekillerinin ‘Ardahan’da Gülen’in gazetesinin ilk muhabirlerinden olan ve bugün hala muhabirlik adıyla muhbirlik hatta ajanlık yapanlara sorun..’ deyip geçerken asıl konuya, Gülen’in bugün bizleri nasıl birilerine mahkum ettirip, ‘Yönetimde Asker olmaktansa yine bunlar olsun..’ dedirtmeye zorda bıraktığına gelmek istiyorum..
Çünkü dün demokrasi nediri bilmeyenlerin bizlerden daha çok demokrasici kesilip, demokrasi adına asıl amaçlarına yol açılmasını sağlayan yine Gülen ve cemaatinin ülkeyi ele geçirme planlarında ve bizi iki arada bir derede bırakan Cuntaya kalkışmalarıdır..
Bu ülkede amaçlarını açıkça değil, dinle perdeleyip ülke yönetimini ele geçirme hesapları yapanların asıl hedeflerinin bir diğeri de ülkenin parasal kaynaklarını ele geçirmek olduğunu, herkesin bilmesini, anlamasını isterken Gülen ve cemaatinin bu amaçlarına ulaşmak için bugün olduğu gibi dün de gerçek demokratları, gerçek demokrasi mücadelesi verenleri de bu tür yollarla zorda bırakıp, kötünün iyisi dedirterek kullandığını da bilmek gerekir..
Evet bugün yaşananlar dolayısıyla Gülen’e okkalı bir küfür edesim gelse de yine kendimi tutup, her iki tarafın oyununa gelmek istemiyorum..
Çünkü dün önünde diz çökenlerin bugün Gülen’e ve cemaatine küfür edenlere benzemekten korkarım..