Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Yazıcıoğlu Ümit

Rahmi Koç ve Binali Yıldırım

Olayın Özeti: Kamusal bir etkinlikte tanınmış bir iş insanı Rahmi Koç, Kürt kadınlarına yönelik aşağılayıcı bir “fıkra” anlatmıştır. Yanında oturan eski başbakan Binali Yıldırım ise bu esnada kıs kıs gülmüş ve başını onaylarcasına sallamıştır. İddia edilen bu sözler, toplumda geniş bir infiale yol açmıştır.

1. Sanık ve Suçlama

Sanık Rahmi Koç hakkındaki suçlama, Kürt kadınlarının kimliğini ve onurunu hedef alan, küçük düşürücü bir “espri” yapmış olmasıdır. Bunun bir “gaf” olduğu öne sürülebilir. Ancak savcılık makamının ve kamu vicdanının bakış açısına göre bu bir suçlama değil, bir tespittir: Servet ve soyadı hiç kimseye bu tür bir dokunulmazlık sağlamaz. Aksine, bu kişiler kamusal alanda daha dikkatli, daha ölçülü ve daha sorumlu olmak zorundadır. Aksi halde, bu tür sözler bir bireyin değil, tüm bir sistemin sınıfsal kibirini teşhir eden delillere dönüşür.

2. Mağdur: Kürt Kadınları ve Tüm Kadınlar

Bu dosyanın en belirleyici olgusu, mağdurun Kürt kadınları olmasıdır. Bu kadınlar, tarih boyunca hem cinsiyetleri hem de kimlikleri nedeniyle bir sistemin ötekileştirmesine maruz kalmıştır. Tüm bu baskılara rağmen eğilmemiş ve direnmişlerdir. Bir Kürt kadınının gözlerindeki ışık, bu coğrafyanın en büyük varoluş mücadelesinin yansımasıdır ve bir fıkranın konusu olamayacak kadar değerlidir. Kadınlar genel olarak da bu toplumun en zorlu ve fedakâr üyeleridir; onların alnının teri, nesneleştirilemez ve saygısızlığa uğratılamaz.

Mahkeme, mağdurun statüsünü netleştirmek zorundadır: Burada söz konusu olan, yalnızca bir “espri anlayışı” değil; güç sahibi birinin, güçsüz bir kesime karşı sergilediği bir üstünlük kurma ve aşağılama eylemidir.

3. Tanık: Binali Yıldırım ve İktidarın Sessizliği

Bir diğer kritik tanık ise Binali Yıldırım’dır. Bir dönem ülkenin en üst makamında bulunmuş bir ismin, bu sözler karşısında göstermiş olduğu kıs kıs gülme reaksiyonu, bir “nezaket hatası” değil, bir suça ortaklık ve meşrulaştırma eylemidir. Devlet ciddiyetinin temsilcisi bir ismin, bu tür bir saygısızlık karşısındaki onaylayan sessizliği veya gülüşü, meseleyi şahsi olmaktan çıkarıp kurumsal ve siyasi bir hale dönüştürmektedir. Bu tavır, sistemin bu kibri ne kadar olağan karşıladığının çarpıcı bir göstergesidir.

4. Kıs kıs gülüşün Ardındaki İkinci Amaç

Duruşma salonunun soğuk ışığında, bir eylemin görünen yüzü ile gizli amacı arasında ayrım yapmak gerekir. Binali Yıldırım’ın kıs kıs gülüşü, ilk bakışta sadece kaba bir “fıkraya” eşlik eden bir onaylama gibi görünür. Ancak delilleri biraz daha derinlemesine incelediğimizde, bu gülümsemenin başka bir stratejinin parçası olduğu ortaya çıkar. Rahmi Koç’un ağzından dökülen ve Kürt kadınlarını aşağılayan sözler, aslında bir kamuoyu testidir. Bu testin amacı, toplumda nefret söyleminin sınırlarını yoklamak ve kutuplaşmayı derinleştirmektir. Çünkü kutuplaşma, belirli siyasi çevrelere yarar.

İşte asıl savcılık iddiası şudur: Binali Yıldırım ve arkasındaki bazı çevreler, bu tür provokatif söylemlerle toplumun Kürt seçmenini rahatsız ederek, onların Cumhur İttifakı’ndan daha da uzaklaşmasını hedeflemektedir. Bu uzaklaşma, doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’ın oy tabanını eritmeye yöneliktir. Yani o kıs kıs gülücükler, bir dostluk veya espri anlayışının değil, kasıtlı bir sabotajın işaretidir. Amaç açıktır: Erdoğan’ın tekrar cumhurbaşkanı olmasını engellemek.

Bu iddia, elbette kesin bir kanıt olmadan mahkemece kabul edilmez. Ancak bir olgu olarak şunu not düşmek gerekir: Bir siyasetçinin, kendi liderine sadakatle bağlıymış gibi görünüp, aynı anda liderin en kırılgan seçmen kitlesini düşmanlaştıracak bir sahneye sessiz kalmakla kalmayıp gülerek eşlik etmesi, akla bu ihtimali zorunlu olarak getirir. Zira siyaset göründüğü gibi değildir; çoğu zaman gülüşler, en büyük ihanetin habercisidir.

5. Karar ve Hüküm

Bu olay bir “talihsizlik” ya da “gaf” değildir. Bir sınıf zihniyetinin ve iktidar-sermaye ittifakının çıplak teşhiridir. Ne yazık ki, bu tür olaylarda sıklıkla başvurulan “özür” mekanizması dosyayı kapatmaya yeterli değildir. Toplumsal hafıza, güç sahiplerinin “şaka yaptım” diyerek geçiştirdiği nice incitici sözle doludur. Bu nedenle, bir mahkemenin vereceği en doğru hüküm, bu eylemi ve eşlik eden zihniyeti tekdir (resmen azarlama) etmek olacaktır.

Zira bir toplum, kendi en kırılgan kesimlerine nasıl davranıldığını izleyerek karakter kazanır. Ve bu davadaki somut olay ışığında, sanık ve tanığın sergilediği tablo savunulacak gibi değildir.

Hükmün Gerekçesi: Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir.

Ek Not: Bu bir davet değildir, bir tespittir. Kadınların ve Kürt kadınlarının onuru asla pazarlık konusu değildir. Onlar Jin, Jiyan, Azadî diye haykırmaya devam edecektir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER