Bazı evlilikler büyük bir kavgayla bitmez.
Aldatma yoktur.
Şiddet yoktur.
Sadece duygu yoktur.
Ve bu yokluk, zamanla görünmez bir hapishaneye dönüşür.
Bu evliliklerde karı koca düşman değildir.
Ama eş de değildirler.
Aynı evde yaşarlar, aynı sofraya otururlar, aynı sorunları paylaşırlar
Ama aynı hayata ait değildirler.
Bağ kopmuştur.
Ama evlilik sürer.
Çünkü ayrılmak, bu insanlar için bir seçenek değil;
Yasaklı bir düşüncedir.
Neden gidemezler?
Çünkü gitmek sadece eşten ayrılmak değildir.
Aileden kopmaktır.
Toplumdan dışlanmaktır.
“Başaramadın” damgasını yemektir.
Ve çoğu insan şunu düşünür:
“Dayanırım.”
Bu dayanma hali zamanla erdem sanılır.
Oysa bu bir öğrenilmiş tutsaklıktır.
“Çocuk için” denilen büyük yalandır.
Bu evlilikler genellikle tek bir cümleyle ayakta tutulur:
“Çocuk için katlanıyorum.”
Ama çocuk, sevginin olmadığı bir evde büyür.
Sessiz gerginlikte, bastırılmış öfkede,
Konuşulmayan ama hissedilen her şeyin ortasında.
Çocuk: Sevgisizliği normal sanır.
Mutsuzluğu evlilikle eşleştirir.
İlişkide kalmanın, mutlu olmaktan önemli olduğunu öğrenir.
Ve büyüdüğünde aynı döngüyü tekrar eder.
Bu, çocuğa iyilik değil; miras bırakılan bir travmadır.
Zaman geçer…
Çocuklar büyür.
Evden gider.
Aile büyükleri yaşlanır.
Sonra ölür.
Ve bir gün o evde sadece iki kişi kalır.
Yıllarca “sonra”ya ertelenmiş iki insan.
Artık bahaneler yoktur.
Ama cesaret de kalmamıştır.
O noktada sık duyulan cümle şudur:
“Bu yaştan sonra ne değişecek?” Oysa soru şudur:
“Bu hayata gerçekten böyle mi veda edeceğim?”
En ağır pişmanlık.
Bu kişiler genellikle şuna pişman olur:
“Keşke daha erken cesaret etseydim.”
Ama artık:
Enerji azalmıştır.
İnanç zayıflamıştır.
Hayat daralmıştır.
Ve mutsuzluk, bir kader gibi kabullenilir.
Bu noktada evlilik sürmez.
Hayat sürüklenir.
Bu yazı suçlamak için değil.
Bu yazı kimseyi yargılamak için değil.
Ama bir şeyi açıkça söylemek için yazıldı:
Sevgisiz bir evlilikte kalmak,
Kimseyi korumaz.
Ne çocuğu, ne aileyi, ne de insanın kendisini.
Son söz:
Bazı evlilikler bitince değil, sürdükçe ömür alır. Ve hayat, “idare ediyorum” dediğimiz yerde sessizce geçip gider.
İnsan bir gün şunu fark eder: Aynı evde yaşamak, aynı hayata sahip olmak değildir.
Ve bazı vedalar geç kalındığında,
Hayatın kendisine edilir.
Korkma, cesur ol, başaracaksın. Kendine sahip çık.