‘Bugün 3 Nisan, benim resmi doğum günüm olsa da yine de normal bir gün..’ deyip, hızla geçmediğim bir gündü desem inanın..
Gerçi 57 yaşına basan ömrün hemen hemen her gününü aynı stres, telaş ile yaşayan bir gazeteci olarak, ‘bugünde de alışkın olmam gerekir..’ diyerek kendimi ve sabrımı zorladığım yeni bir güne daha başlamaya hazırlanırken belediye başkanlarının kapıları gibi zil sertçe çalıyordu..
Daha yeni oturduğum bilgisayarın başından kalkıp, açtığım kapıyı bir hayli sertçe çalan karşımdakinin, ‘kargocu mu, ptt’ci mi?’ diye anlamayıp, kendisine iyice bakarken önce kargocular gibi bana bakmadan ‘Nazlıcan Yılmaz’ diye sorup, son beşiğim kızıma gelen bir koliyi bana uzatıp, ardından bu kez yüzüme bakarak, ‘Fakir Yılmaz mı?’ diye kendisine şüphe ile süzen yorgun gözlerime bakarak bu kez, ‘şuraları imzalar mısınız?’ diyerek direk elime uzattığı resmi evrakın Ardahan 1.’nci Asliye Mahkemesinden geldiğini anlıyordum.






