Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Hakan Dikmen

Yavaş Yaşayanlar Kaybediyor mu, Yoksa Kurtuluyor mu?

Herkes koşuyor diye duranın kaybettiğini sanıyorlar; oysa bazen yavaşlamak, oyunun dışına çıkmaktır.
Bu çağın en büyük yalanlarından biri şu: “Hızlı olan kazanır.” Herkes bir yerlere yetişme telaşında. Sabah kalkar kalkmaz bir koşu başlıyor, akşam yatana kadar bitmiyor. Kimse tam olarak nereye gittiğini bilmiyor ama herkes çok hızlı gidiyor. Garip olan da bu zaten; yönü olmayan bir hız, başarı değil savrulmadır.
Eskiden “Acele işe şeytan karışır” derlerdi. Şimdi şeytan bile yetişemiyor bu tempoya. İnsanlar düşünmeden konuşuyor, anlamadan tepki veriyor, yaşamadan tüketiyor. Çünkü durmak, bu çağda geri kalmak gibi gösteriliyor. Oysa bazen durmak, kendini kurtarmaktır.
Bir fıkra gibi ama gerçek hayata çok yakın: Adamın biri sürekli koşuyormuş. Gören sormuş: “Nereye gidiyorsun?” Adam cevap vermiş: “Bilmiyorum ama geç kalmış olabilirim.” İşte bugün milyonlarca insanın durumu tam olarak bu. Nereye yetiştiğini bilmeden yorulan bir kalabalık.
Yavaş yaşayanlara hemen bir etiket yapıştırılıyor: Tembel, vizyonsuz, geri kalmış. Çünkü sistem hızlı insan sever. Düşünmeyen ama üreten, sorgulamayan ama tüketen insanlar makbuldür. Yavaş olan ise tehlikelidir. Çünkü düşünür. Çünkü fark eder. Çünkü “Bu neyin telaşı?” diye sorar.
Asıl mesele şu: Hızlı yaşamak, dolu yaşamak demek değildir. Aksine çoğu zaman yüzeyde yaşamaktır. İnsan hızlıyken derine inemez. Ne bir duyguyu tam hissedebilir ne bir anın içinde kalabilir. Her şey apar topar yaşanır ve geçer. Geriye de sadece yorgunluk kalır.


Şimdi dürüst olalım; insanlar gerçekten yoğun mu, yoksa sadece dağınık mı? Çünkü bir insan gün boyu koşuşturup akşam “Bugün ne yaptım?” sorusuna cevap veremiyorsa, orada hız değil, boşluk vardır.
Yavaş yaşamak aslında bir tercih değil, bir farkındalıktır. Ne yaptığını bilerek yapmak, ne hissettiğini anlayarak yaşamak demektir. Ama bu çağ bunu istemez. Çünkü yavaşlayan insan, sorgulamaya başlar. Sorgulayan insan ise kolay yönetilmez.
Eskiden “Sabreden derviş muradına ermiş” derlerdi. Şimdi sabredenin interneti kesiliyor. Her şey anlık, her şey hızlı, her şey hemen olsun isteniyor. Ama unutulan bir şey var: Hızlı gelen şeyler genelde hızlı gider.
Asıl kaybeden kim biliyor musun? Sürekli koşan ama hiçbir yere varamayanlar. Çünkü hız sarhoşluğu, insanı hedefinden koparır. Yavaşlayan ise belki geç gider ama nereye gittiğini bilir.
Sonuç net: Bu çağ hız bağımlısı. Ama hız her zaman ilerlemek değildir. Bazen sadece daha hızlı tükenmektir.

Herkes koşuyor diye sen de koşmak zorunda değilsin. Bazıları yarışı kazanır, bazıları oyunun farkına varır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER