Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Onlar için 27 Mayıs, benim için 27 Mayıs..

Mevcut iktidarın ‘devamıyız’ dediği Demokrat Parti (DP) iktidarının ülkeyi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğünü gerekçe göstererek yönetime el koyduğu ve ne tesadüftür bugünkü iktidarı tam destekçisi MHP’nin kurucu, Genel Başkanı Türkeş’in darbe bildirisini okuduğu ve iktidarı yaklaşık 17 ay süren 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin yıl dönümünün anıldığı bir zamanda 27 Mayıs’ın bende diğer iki önemli anısı var.

İnönü Vakfı’nın, ‘Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş ilk askeri darbedir. 27 Mayıs Askeri Müdahalesi, 27 Mayıs İhtilali ya da 27 Mayıs Devrimi olarak da anılır. 1950 yılında demokrasi ile iktidara gelen Demokrat Parti, 1954 seçimlerini de kazandıktan sonra ülkeyi gitgide bir baskı rejimi ile yönetmeye başladı. Bu demokrasi karşıtı tutum 1957 seçimlerinden sonra daha da arttı. 1959 yılında Başbakan Adnan Menderes, Vatan Cephesini kurarak ülkenin siyasi olarak ikiye bölünmesine yol açtı.’ diyerek adeta desteklediği gibi göründüğü ve ‘Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı Celal Bayar, DP’nin yanında yer aldı.’ dediği, iktidar ve iktidara yakın olanların, ‘Türk demokrasi tarihinin kara lekelerinden biri olan ve Anayasa ve TBMM’nin feshi, ülkenin başbakanı ve iki bakanının idamıyla sonuçlanan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 65 yıl geçti.’ karşılığında bir cevapla 27 Mayıs 1960 darbesine kınayan bakışları arasında anılırken aynı İnönü Vakfının bu darbenin neden olduğunu şu anlatımı ile savunmaya devam ettiğini de görmekteyiz.

Aynı İnönü Vakfının, ‘Balkan Savaşı döneminde yaşanmış olan partizanlık, basına baskı, Ana Muhalefet lideri İnönü’ye Meclis’te 12 oturum yasağı konması ve yurtiçinde yaptığı gezilerin engellenmesi, Uşak olayı, Anayasa’ya aykırı olarak Meclis DP Tahkikat Komisyonu kurulması, öğrenci olayları 27 Mayıs askeri müdahalesine yol açtı. Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup subay ülke yönetimine el koydu, 37 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi TBMM’ni feshetti, siyasi faaliyetleri askıya aldı. Kapatılan DP’nin önde gelen yöneticileriyle birlikte Cumhurbaşkanı ve Başbakan Yassıada’da yargılanmaya başlandı.’ derken birden aklıma daha yeni yaşanan ilginç bir gelişme geliyor.

Çünkü İnönü Vakfının 27 Mayıs darbesine bakışının içinde ki bu satırları arasında buluna  ‘Uşak Olayı’ neydi diye bakarken karşıma dergiparg.org adlı sitenin ‘Türkiye’de 1946 yılında çok partili hayata geçilmesi, Türk demokrasi tarihi için önemli bir dönüm noktası olmuştur.

1946 yılında kurulan Demokrat Parti, 1950 yılında yapılan seçimlerde iktidara gelmiştir. 1923 yılında beri ülkeyi yöneten Cumhuriyet Halk Partisi ise muhalefete geçmiştir.

Demokrat Parti, 1957 seçimlerinden sonra basına ve muhalefete karşı sert tedbirler almış, onları kontrol altına almaya çalışmıştır. İsmet İnönü, Demokrat Parti’nin baskıcı politikalarını halka anlatmak için Ege Bölgesini kapsayan bir geziye çıkmıştır. 29 Nisan 1959 tarihinde Ankara’dan hareket eden İsmet İnönü, 30 Nisan 1959 tarihinde Uşak’a gelmiştir. Tren İstasyonundan şehir merkezine doğru hareket eden İsmet İnönü’nün içinde bulunduğu araca, Demokrat Partililer tarafından bardak fırlatılmıştır. Milli Mücadele sırasında Türk orduları tarafından karargâh olarak kullanılan evi ziyaret etmesi engellenmeye çalışılmıştır. 1 Mayıs 1959 günü, Uşak’ta ayrılmak için tren istasyonuna gelen İsmet İnönü’ye taş atılmıştır. Atılan taşlardan biri başına isabet etmiş ve küçük bir yara meydana gelmiştir. Çalışmamızda, Demokrat Parti iktidarının son yıllarında Cumhuriyet Halk Partisi ve İsmet İnönü’ye yönelik baskılar, İsmet İnönü’nün Uşak ziyareti, burada yaptığı konuşmalar ve İsmet İnönü’nün ziyaretini engellemek isteyen Demokrat Partililerin tutumları hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır’ şeklinde Uşak anlatımı karşıma çıkarken buraya takılmayıp, asıl takıldığım diğer bir Uşak olayını hatırlıyorum.

Çünkü daha dün ve bugün denecek iki Uşak olayını 1960 yıllarında yaşanan Uşak’a kadar uzatıyor, bir birine bağlamaya çalışıyorum.  Ve “Havlucu Belediye Başkanı’ndan satılık haram araç” CHP Genel Başkanlığa dönen Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetimi Özgür Özel’in kullandığı iki aracı satışa çıkardı. Araçların üzerine “Havlucu Belediye Başkanı’ndan satılık haram araç” ve “Müteahhit Aziz’den satılık haram araç” yazıldı. Tutuklu Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım lüks bir araç aldığını söyleyip VIP dönüşüm işlemlerini yaptırdıktan sonra Özgür Özel’e verdiğini itiraf etmişti.’ haberini okuyor, yılar önceki Uşak ile bugünkü havlucu Uşak olaylarının bir birleri ile ne alaka diye düşünüyor, yorumu, değerlendirmeyi siz okurlara bırakıyorum..

Ve geri dönüp, mevcut iktidarın ‘Kara leke’ dediği, İnönü Vakfının 1960 darbesine sanki olumlu bakar gibi görünen bakışını okumaya devam ediyorum.

‘Yeni bir Anayasa yapıldı ve 9 Temmuz 1961’de yüzde 62 halkoyu ile kabul edildi. Anayasa, kuvvetler dengesi, yargı bağımsızlığı, üniversitelerin ve basının özgürlüğü, işçilerin sendika, grev ve işverenin lokavt haklarını getiriyordu. Ancak bu dönemden kalan en kötü anı, İsmet İnönü’nün engelleme gayretlerine rağmen , Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idamları oldu. 15 Ekim 1961’de genel seçimler gerçekleştirildi fakat askeri darbenin Türkiye’deki siyaset hayatına etkisi uzun yıllar sürdü.’ diyen İnönü vâkıfının bu bakışını, mevcut iktidarın ‘devamıyız’ diyen ve aynı iktidarın başında bulunan Erdoğan’ın  27 Mayıs darbesi mağdurlarının ailelerini kabul ettiği o günün benim için iki anlamında biri memleketim Ardahan’ın yeniden İL olması tarihi, ikincisi ise 23 Mayıs’ta kanırarak evlendiği eşim Selmi Yılmaz ile 27 Mayıs’ta nikahımızı kıldığımız gün olmasıdır.

Aynı 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası kurucu meclis tarafından hazırlanıp, halk oylamasıyla kabul edilen, özgürlükçü, çoğulcu ve sosyal devlet ilkesini  tam anlamıyla yerleştiren, katılımcı Anayasa denen 60 Anayasa’nın da önünü açan 27 Mayıs darbesinin yıl dönümüne baktığımda dün ile bugün yaşananları bir birine bağlamaya çalışırken ve ‘İlginç şeyler’ oluyor dedirten durumla karşılaştığım bu yazıyı yazarken, 1992 yılının 27 Mayıs gibi yeniden İl olan memleketim Ardahan’ın 34 yıl önce 177 bine yakın nüfus ile büyük umutları yaratan vilayet sürecinde hep geriye gidip, beklediğini almadığından nüfus kaybı başta olmak üzere bir çok şeyi kayıp edip, bugün 90 binlere kadar düşen nüfusu ile umudun şehri parolasının ta tersi umutsuzluğun göç ile kendisini gösterdiğini görüp, 27 Mayıs’ın sanki ‘bir ileri 10 adım geri adımların atandığı bir tarih, bir gün..’ olarak notlarımın arasına düşüyor.

Yani İnönü vakfının savunduğu ulus devletçiliği ile darbelere karşı olan, bunu aşmaya çalışanların ağır bedel ödediği gibi  Ardahan’da mı aynı bedeli ödediğini de anlatır gibi.

Bilmem ama nikah tarihim de olan ve 27 Mayıs’ın demokrasi adına kara günlerden bir gün olarak değerlendiren bir gazeteci olarak bu tarihin yani 27 Mayıs’ın ne ülkeme nede o ülkenin Kafkas sınırında olan memleketim Ardahan’a hiç iyi gelmediğini de söyleyerek, Alevi dedesi geçinip, milletvekili olan CHP’lilerinde el kaldırması ile idam edilen 3 fidanın anıldığı 6 Mayıs’ı da hatırlayarak 29 Mayıs’ın gecesinde yazdığım bu yazıma, ‘Onlar için 27 Mayıs, benim için 27 Mayıs..’ son veriyorum.

Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Bu metin, 27 Mayıs 1960 askeri darbesini farklı perspektiflerden ele alarak tarihsel süreç ile kişisel anıları harmanlamaktadır. Yazar, İnönü Vakfı’nın müdahaleye yol açan olaylara dair açıklamaları ile mevcut siyasi iradenin darbeyi kınayan tutumunu karşılaştırmalı bir şekilde sunmaktadır. Özellikle İsmet İnönü’nün Uşak ziyareti sırasında yaşanan saldırılar gibi kritik dönüm noktaları, güncel belediye tartışmalarıyla bağdaştırılarak sorgulanmaktadır. Anlatı, darbenin demokratik sonuçlarını ve idamların yarattığı derin acıları hatırlatırken, aynı zamanda Ardahan’ın il oluşu gibi yerel gelişmelere de değinmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin demokrasi tarihindeki bu kırılma noktasının hem toplumsal hem de bireysel hafızadaki karmaşık yansımalarını özetlemektedir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER