Nihayet yaz geldi.
Kışın o bitmek bilmeyen hengâmesini, insanların soğuk algınlıkları kadar can sıkan çocuksu alınganlıklarını ve bitmek bilmeyen triplerini arkamızda bırakmak istediğimiz o demlerdeyiz.
Artık hiçbir şeyi umursamamak, sadece ruhu dinlendirmek geçiyor içimizden.
Bırakın, birkaç ay olsun arıya, böceğe, çiçeğe ve yeşile olan hasretimizi perçinleyelim. Bırakın, şehrimizde olmayan denizin hayali meltem rüzgârları arasında kendimize gelip, sırtımızı o kadim dostumuz güneşe yaslayalım. İnsan gibi yaşayalım, insan olduğumuzu, doğanın bir parçası olduğumuzu hissedelim…
Ama bırakmazlar ki! Müsaade etmezler ki…
Daha havalar yeni ısındı, ağaçlar daha yeni yapraklandı; ama medyanın, sosyal medyanın ekranlarına o bildik, o mide bulandırıcı görüntüler düşmeye başladı bile: Piknik alanlarında, orman içlerinde, yol kenarlarında ardı sıra dağ gibi çöp yığınları bırakan zebanilerin pislikleri…
Soruyorum size; yahu siz kimsiniz?
Nasıl bir zihniyetin, nasıl bir karanlık güruhun ürünüsünüz?
Doğaya çıkıp nefes almayı biliyorsunuz, o yeşilin gölgesinde sefa sürmeyi seçiyorsunuz ama iş kalkmaya gelince arkaya bakmadan defolup gidiyorsunuz.
Çok ağır bir kıyaslama olacak belki ama hakikat acıdır: Doğadaki hayvanlar bile tuvaletini yapacağı zaman toprağı, kumu eşeleyip üzerini kapatacak bir fıtrata ve saygıya sahipken, siz ne biçim bir varlıksınız ki o pisliğinizi apaçık orta yerde bırakıp arkanıza bakmadan çekip gidiyorsunuz?
