Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

İnsan, İletişim ve Şura..

Bir dostumun beni, ‘İletişimci’ olarak değerlendirip, sanal da yani hemen hepimizin kullandığı ve iletişimin ilki olan ‘ALO’ denen telefonlar  ‘dinlenir’ diye güvenmeyip, üzerinden aradığımız da ‘ne o kontörün mü yok?’ denen whatsapp üzerinde bana bir mesaj yazıp, ‘Üstadım bu konuda Şura’da, sorunlar ve somut çözüm önerilerin varsa bana yazabilirsen bende katılacağım İletişim Başkanlığı 2. İletişim Şurasında dile getireyeyim.’ deyince bende önce iki üniversite bitmiş oğlumdan sonra gazeteciliği okuyan kızımdan yardım istedim..

Her ikisinde de geç cevap gelince bu kez üstat gazetecilerden olan Karslı abim, Baki Karakoyun abime döndüm ve benden istenen yardıma nasıl bir katkı sunacağını yine yüzyılın teknolojik iletişim aracı olan whatsapptan kendisine sordum.
Baki abide oğlum ve kızım gibi bana geç dönünce yani kendileri ile iletişimi sağlayamayınca bende çok bilmiş havasına girip, ne yazabileceğimi bilmeden elimde ki cep telefonumdan kendisine aşağıda ki günün yazısı olan cevabı verdim..
Ve, ‘Bilirse o bilir..’ diyerek gazeteci olan beni iletişimci olarak değerlendiren dostumu kırmayıp, kendisine yardımcı olma adına, ‘İletişim ve Şura..’ başlığını koyup, hem dosta hem de siz okurlara iletişimciliği ve sorunlarını anladığım kadarıyla başladım yazmaya..
Çünkü, duygu, düşünce ve bilgilerin kaynak ile alıcı arasında söz, yazı, sembol veya beden dili gibi yollarla karşılıklı olarak paylaşıldığı ve ortak bir anlam oluşturulduğu temel bir bilgi alışverişi süreci olan iletişimin sözlük anlamını bile tam olarak yerine getiremediğimiz bir yüz yılda bir çok konuda olduğu gibi burada da ‘Çağ atladı..’ denen iletişimin internetle birlikte gerçek hayatta samimiyetsizlik ve sanala döndüğü bir gerçektir..
Bunun birinci nedeni; ‘İletişim bu kez İnternelte çağ atladı..’ dendiği bugünkü dünyada iletişimin iki insanın yan yana, karşı karşıya gelmeden, gözlerinin içindekilerinin ne dediğini görmeden, kızaran kulak memeleri dahil her sözünün doğru olup, olmadığını ortaya koyan yüz ifadesi yani vücut dilini his etmenin önüne geçmesidir.
Evet, kolaylıktan çok kopyacılığa bizleri alıştıran çağın iletişiminin içler acısı bir diğer yönü de insanların birbiriyle olan gerçek iletişiminden uzaklaştırmasıdır..

Nasıl mı?
Gerçek iletişimde görüşeceğiniz, konuşacağınız, iş birliği yapacağınıza gitmeden önce dişleri fırçalar, en güzel kokuları sürer, saç, başı toparlayıp, en güzel elbiseyi giyme heyecanı yaşarken sanallaşan, samimi olmayan sonu faturası gibi hayli sorunlu olan internet iletişimle en ciddi toplantılarda don, külotla katılma gibi bir duruma düştüğümüzün yine aynı ortamda yani sanalda yaşanan bir dalgınlıkla görülmüş, yaşanmış olduğunu bilmenin mahcubiyetini hemen hepimizin yaşamış olmasıdır..
Evet, sorunlardan bir iki örnek verdikten sonra şimdi gelelim somut çözüm önerilerime..
Öncelikle karşı tarafın, Arapça kökenli olan ve danışma, kurul ve meclis olarak bilinen Şura yani bu tür toplantı, bilgilendirme veya görevli kurumların iş bilen iletişimcilerden mutlak olmalı, oluşmasıdır..
Yani başta gazetecilikten olmak üzere iletişim dünyasında saç, sakal ağartmış, bir zamanlar ‘Günahtır’ denilerek, bu ülkeye sokulmayıp, 600 yıl gelmesine karşı çıkılan matbaa makinalarının çarkalarının arasında tozutan kağıt kokusundan, yazıyı basan boya lekesinde iz almış kişilerden oluşmalıdır..

Ve en önemlisi masa başı hazırlanan ve AB, Dünya Bankası yada 2 yılda bir bir valinin değiştiği memleketim, Ardahan’ın 11. Valisi, Şavşatlı hemşerimizin Seyfettin Azizooğlu’nun ‘Ya bu ne biçim iş aslında hepsi aynı amacı taşır. Ama gelin görün örgüt adları ayrı ayrı adlandırılan bu kadar kuruma ne gerek var. Her iktidarın ‘azaltacağız’ dediği bürokrasiyi arttırmaktan öte bir şey değil’ dediği Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAP), Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, (DAKA), Serhat Kalkınma Ajansı (SERKA) gibi her hangi bir destek kurumunda ‘verildi’ denilen paracıkları havadan harcamakla değil..

Yani hayali plan, projelerle değil, özellikle üniversiteyi bitiren ve bizlerle iletişim sağlayamadıklarından büyük emeklerle aldıkları depolamalarının kendilerine verdiği işi iletişimciliği, gazeteciliği yapmaktan kaçan yeni meslektaşlara iş istihdamı sağlayacak, bu meslekte saç ağartanlara başta teknoloji, interneti, yapay değil, gerçek anlamda kullanmalarını sağlayacak yeni imkanlar sunmasına katkı sunacak ciddi ve gerçek olan, projeler hayata geçirilmelidir..
Ve eğitim de olduğu gibi her iktidarda şartları ağırlaştırılan basın kartı almak için bin bir dereden evrak taşıtan sisteme son verilmeli..
Buna neden; Zaten başta Basın İlan Kurumlarında, Valilik, Kaymakamlık, Savcılıklar da ve resmi Kütüphaneler de olan gazete, dergi, mecmualara bakılarak belgeleri ortada, kayıtta, arşivlerde olan ve iletişim denince ilk akla gelen iletişimcilerini başını çeken gazetecilerin önü açılmalıdır..
Ve, ‘Bizden değil, bizim gibi düşünmüyor..’ denilerek kamplara bölünen, ötelenenleri dışlamanın en büyük zararının onları dışlayanlara olduğu anlaşılmalıdır..
Aksine 86 milyonluk ülkede yarısı spor, magazin, bulmaca olmak üzere topu, topu 800 bin günlük gazetenin satılmasına neden olan bugünkü durum gibi bu sahada, dergilerin artık basılmadığı, gazeteci, araştırmacı ve en önemlisi iletişimci olmayanların yazdığı iki şiirle yazar olanların merdiven altı matbaalar da bastırdığı kitapların okunmadığı iletişim dünyasında ki kalitesizliği katkı sunmaktan öte bir şeye yaramadığı anlaşılmalıdır..
Ve; Gerek, üniversiteler de gerekse taşrada iletişime yönelen gençlere, ‘Bu çok önemli işi, iletişimciliği zar, zor aldıkları kitaplarında olan bilgilerle birlikte Köy Enstitüsü modeline benzer şekilde alanda, matbaada mesleğe yöneltilmeli..’ demekle değil, doyurucu, hayatlarını idame edecek olan çekici maddi, manevi ciddi ve geri dönüşümlü olması şartıyla yapılacak bir destekle acil katkı sunulmalıdır..
Bu nedenle;
Anlamı, ‘İş, hareket veya aksiyon..’ olan gerçek bir eyleme geçip, beş duyu organımız olan göz, kulak, burun, dil ve derimizle algılayabildiğimiz, fiziksel bir varlığı olan ve elle tutulup gözle görülebilen her şeyi ifade eden gerçek bir iletişim için görme, dokunma, işitme, tatma veya koklama duyularından biriyle birbirimizi fark edecek bir iletişim yoluna başvurulmalıdır..
Yoksa fiziksel varlığın zıt anlamı olan yani somut değil, soyut duyu organlarıyla algılanamayan, sadece akıl veya duygu yoluyla bilinen kavramlar etkili oldukça iletişimin iletmektense iğnelemekle her iki tarafı da yara, bere içinde bırakır..

Bilmem ama acaba iletişim sağlayıp, iletebildi mi?
Ha unutmadan yazımı tam bitirmişken Baki abiden de bana sorulan İletişimle ilgili şu cevap geliyordu..
‘Fakir, şu kadarını söyleyeyim: İletişim, kişinin kendinde, kendisiyle başlar. Kendisi ile tanışıp, iletişim kuran, başkalarıyla da çok rahat, çok kolay iletişim kurar; aynı zamanda, örnek olur, başkaları da kendileriyle iletişime geçerler… Kendiyle iletişime geçen, iletişim de yaşanan, yaşanacak sorunları da erken görür, erken hareket eder, çözüm/çözümler getirir… Demek ki işin başlangıç noktası, kişinin -kadın, erkek- önce kendisiyle iletişime geçmesidir, iletişim kurmasıdır… Yeterli oldu mu bilmem; ayrıntılamayı sana bırakıyorum. O ayrıntıları da gene yazışabiliriz. Gözlerinden öperim. Sonuçtan haberim olursa, sevinirim…’
Kısacası; Her iki gazetecinin iletişimle ilgili istenen yardıma verdiği cevaplar bunlardır..
Gerisi siz şuramız olan okurların vereceği biz birer iletişimci olan gazetecilere ayrı ayrı puanlarda ve İletişim Başkanlığına hitap edecek olan dostumun iletişimci oldukları iddiasıyla başında oldukları kurumun istene  iletişimi anlamasına kalsın..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..

Bu metin, gazeteci Fakir Yılmaz’ın dijitalleşen dünyada yozlaşan iletişim süreçlerini ve sektörel sorunları ele aldığı köşe yazısını içermektedir. Yazar, İletişim Şurası öncesinde modern teknolojinin insanları yüz yüze etkileşimin samimiyetinden ve derinliğinden kopardığını savunarak sanal iletişimin yarattığı yabancılaşmaya dikkat çekmektedir. Gazetecilik mesleğinin dijital çağdaki dönüşümünü sorgulayan kaynak, genç iletişimcilere istihdam sağlanması ve sektördeki liyakatin artırılması gibi somut çözüm önerileri sunmaktadır. Metinde ayrıca, iletişimin teknik bir araçtan ziyade bireyin kendi iç dünyasıyla barışık olmasıyla başlayan insani bir eylem olduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak yazar, basında kutuplaşmanın son bulması ve mesleki tecrübeye daha fazla kıymet verilmesi gerektiğini savunarak sektörel bir reform çağrısında bulunmaktadır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER