Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

BACILAR SİZLERE NE OLUYOR?!.

Birilerinin 37 yıla yaklaşan gazeteciliğimi öğretmeye kalkıp, ardından ‘ARDAHAN’DA DOMUZ ETİ TARTIŞMALARI ARDINAN ŞARBON VE KUDUZ ET KORKUSU VE ŞÜHPESİ!’ başlıklı haberime, ‘Fakir haddini aşıyorsun’ deyip, kabadayılık ve ukalalık yapanlar dahil bir çok kişiden gelen mesajlara bakınca bu kez şu bizim ünlü, ünsüz ama akılları adımdan fakirlere zorunlu bir açıklama yapma gereği duydum..
Ve önce Bursa’ya sonra yurt dışına göç edip, boş bıraktıkları köy ve meralara ‘başkası gelemez, yerleşemez’ deyip, bölgeyi adeta ‘Özerk bölge, Eyalet’ ilan eden yalancı, dolandırıcı, bir kaç vatan-millet-sakaryacı Posoflulara, sonra da yerel sanatçılara değil, çöp içinde bıraktıkları çeşmesiz, ağaçsız yaylada düzenledikleri şenlikte yabancılara 2 milyon ödeyen Hoçvan’ı temsil ettiklerini iddia eden gegelere yönelik yaptığım haberler arından olduğu gibi şu bizim Alabalık dereli Ardahan merkezin de hayvancılık yapanlar başta olmak üzere köylerde ki ahırlarında çıkanı tarlalarına gübre diye değil, köy kenarlarına, köy içlerine, derelere Ağbun olarak dökenlere ve sattıkları 4 inekle, 3 tosunla bir daire alırken bir kaç tl vergi vermeyip, verilen destekleri geri ödemeyen, çöp ve tonlarca ağbunlarını köy ve mahalle içlerine seren şu sözde hayvan tüccarlarına zorunlu olarak bir şeyler demem gereğini his ettim..

Çünkü, ‘ARDAHAN’DA DOMUZ ETİ TARTIŞMALARI ARDINAN ŞARBON VE KUDUZ ET KORKUSU VE ŞÜHPESİ!’ başlıklı haberime yorum yapanların, Malakanlardan bölgeye miras kalma kültürü, hayvancılığı 100 yıldır Hollanda ve 1933 yılında aldığı izin ile bölge de süt sanayisi kurma imkanlarını araştırdığı resmi bir belge ile ortaya çıkan Danimarka gibi geliştirmeyi hayvancılığı, sütçülüğü geliştirmeyi düşünmeyip, Atadan/Dededen kalma çürük gontların üzerine konulan ağır taş sallara üzerini örttüğü ahırlarda hayvancılık yaptıklarını sanıp ve unutup bana saranların olduğunu görüyordum.

Öncelikle şöyle bir kaç soru ile ‘ARDAHAN’DA DOMUZ ETİ TARTIŞMALARI ARDINAN ŞARBON VE KUDUZ ET KORKUSU VE ŞÜHPESİ! ‘ başlıklı haberime konu olan gelişmelere bir bakalım..
1- Hasatlık çıktıktan sonra önlem aldığını söyleyip, sanalda bol bol selfiye çeken Ardahan İl Tarım Müdürlüğünün ekiplerinin bakanlığı emri üzerine Ardahan’da yaptıkları denetenimler sonrası onca lokantanın olduğu Ardahan’da sadece Bingöl Lokantasında bu lokantanın mırdar et sattığını tespit edip, satışı yasak olmayan domuz eti satanlarında aralarında olduğu ülke genelinde yayınladığı kara listeye Bingöl Lokantasını almadı mı?
Ve birlerinin bana gidip, haberini yapmadan sakallarını kestirdiğimle birlikte bana inat mırdar et yemeye devam ettiği bu lokantaya ağır para cezası kesmedi mi?
Ve benden önce bir haber ajansı olan İHA’nın bu konuyu benden, biz gazetecilerin ‘Haber atlatma’ dediği bir taktikle bizden önce haber yaptığı MIRDAR ET SATILIP, SİZLERE YEDİRLİDİĞİNİ BİZDEN ÖNCE HABER YAPMADI MI?
Peki bu olay değil mi ve Ajansların benden önce yaptığı bu haberim yapmak, vermek GAZETECİLİK GÖREVİ DEĞİL Mİ?
2-Yine bizim görüntüsüyle, ses ile videosuyla fotoğrafları ile ilk olarak ortaya koyup, haber yapmamız üzerine kasasında nakit 6 Milyon olan ama Şap’tan, Şarbon’dan, Kuduz’dan ve diğer hastalık, hatta bir çoğu faili meçhul kalan hayvan hırsızlıklarında mağdur hayvan yetiştiricisine hiç bir destek vermeyen, üstüne üstlük aidat, küpe, katkı adı altında, hayvan yetişicisinden para toplamaya devam eden Ardahan Damızlık ve Sığır Yetiştiricileri Birliği DSYB ‘falan geldi, filan gitti’ diye poz vermeyi bırakıp, oturduğu makamından kalkıp olay yerine gitmedi mi?

Ve yaylalar gibi üstündeki tarihi tabyaya gidecek bir yolun olmadığı Yıldız dağında ki bakımı belediyenin yetki alanında olan vahşi çöp merkezinde ki poşetlerinin rüzgardan şehir merkezine geri gelip, çayır, tarlalarında hayvanların yediği Halilefendi mahallesinde çektiğimiz video ile yaptığımız haberimize konu olan Şarbon’dan ölen hayvanları DSYB Başkanı, ‘eşimin köylüsü, kayınçom’ diye hatalarının göz yaşına bakmadığım Özgür Sarıkaya bizzat olay yerine gidipi telef olan 9 hayvanı video çekimi ile gösterip, tarım müdürlüğüne yaptığı çağrı sonrası Halilefendi mahallesi karantinaya alınmadı mı?
Ve ben de haber mi yaptım?
Ki belgesiyle, görüntüsüyle, resmi kararıyla yaşanan bir konuyu HABER YAPMAK GAZETECİLİK GÖREVİ DEĞİL Mİ?
3- Son olarak İçişleri Bakanının hangi haberine, hangi başarısına belge verdiğini öğrenemediğimiz ve kendi köyünde çıkan kuduz vakasını gözüne taktığı pembe gözlüklerle bile görmeyip, kulağına tıkadığı kaz tüyü yastık yüzünden Ardahan’da yaşamaları duymayan Gazeteci Deniz Başlı’nın da eski köyü, Ardahan’ın yolu, kaldırımı olamayan mahalleri arasında olan Gürçayır’da (Sabuğaro) yaşanan Kuduz vakası ardından ben mi mahalleyi karantinaya aldım?
Ve 36 yıldır hiç yapmadığım yalan dediğiniz haberi birlerini acıtsa da gazetecilik ilkeleri çerçevesinde yaptım?
Gelelim, kendileri kahvede, gazinoda hatta Gürcistan’da keyif yaparken çel, çocuk ve ellerini öptüğüm analarımızın, bacılarımızın, kadınlarımızın o yolu olmayan, akan yayla evlerinde aylarca kalıp, hayvanın bile zor nefes aldığı ahırlarda yetiştirdiği hayvanları o yılardır bir çay ocağı olmayan, şey edecekleri bir yerleri olmayan türkücünün 2 dönemdir başında olduğu Ardahan Belediyesinin hayvan pazarında yada ilçe hayvan pazarlarında alıp, satan ve yaşanan sorunlar ardından ‘Ziraat Odaları, Çiftçi Dernekler, Birlikler nerede?’ diye sormayan ama yaptığım haberler ardından kuyrukları acıyınca bana saran sizlere!..
Ve; ‘Bozmasan!..’ dediğim ‘Eğri ağzını bozdurma’ tehdidini bana yapanlara..
Öncelikle biz 40 bacıyız deyip, 40’mızın ne olduğunu tüm Ardahan bilirken, işinize gelmedi mi, kuyruğunuza basılma acısıyla sanalda bana sallamayı hele bir bırakın derim..
Ve yaşanan, olan gerçeklere yalan deyip, bana sarıp, saldıranlar daha dün siz de beni arayıp, ‘Fakir abi senden başkası yazmıyor..’ deyip, ‘Ardahan’da şu sorun var, benim bu sıkıntım var yaz gazeteci’ diyenler yine siz değil misiniz? Ki Mırdar eti, Şarbonu ve Kuduzu benden önce oradaki gazeteciler ve ülkedeki ajanslarda yazdığı halde bana bu çıkış ne ayak?..


Yoksa pembe gözlük takıp, ortalıkta gazeteci diye dolaşanların ‘yaptım’ dediği haberi ses mi getirmiyor da, ben yazınca mı ben fakirin başına her kıymet kopuyor?
Ve; beni gördüğünüzde ‘abi’ derken arkamda ‘Fakiri hiç okumuyorum..’ diyen sizler başta olmak üzere bakın işte demek ki okunan kimmiş vay be!..
Kısacası o düz tabam ve tek tırnaklı kokan ayaklarınızla herkese ayak yapında, bana yapmaya kalkmayın..
Çünkü benim yemeklerinize katıldığı devlet, resmi kurumlar tarafından tespit edilip, cezalandırılan tek tırnak ve düz taban ayak sevmediğimi bilmelisiniz!..
Yani benim işim olan gazeteciliği bana öğretmeye kalkmayın ve gidin Atadan, deden kalma ağır taş sallarla, çürük ağaç gontları ile örtülü ahırların bakımı için bir torba kireç alın, suya katında kireçleyin…
Ve daha dün yani geçen yıl bu yıl gibi zamanında alınmaya önlemler ardandan yaşanan ŞAP’tan da telef olan hayvanlarınız için sizden daha çok ağlayan, bağıran, yazan yine benken siz neredeydiniz?
Tabi sizin yerimize kendisini memleket diye yırtan bir gazeteci vardı.. Ve; ‘Nasılsa 36 yıldır yaşana gerçekleri yazan, yazdıkça da birilerine kuyruk acıtan saf fakir gazeteci var nasılsa!’ diyerek, yaşamları seyir edensiniz?
Ve her gün okuduğunuz, izlediğiniz haberlere bir gün de böyle sizin de konu olacağınız ortaya koyan bu hayata ve işini yapan gazeteciye, bana işini seven, yapan ve sizden daha çok’ Ardahan’ diyen Gazeteci Fakir Yılmaz’a Ardahan sevdasını bana anlatmaya kalkmayın..
Ve önlerinde cebi delik ceketlerinizi iliklediğiniz siyasilere , kamu görevlilerine bir, durak yaptırmadığımızdan üzerinde trenlerin durmadığı, biz parasız, pulsuz, Ardahan sevdası duyguları ile yazıp reklamını yaptıkça bir kaç balıkçının dışında kimsenin nemalanmadığı Çıldır gölünün yanı başında geçen demiryolu olmak üzere, 3 gümrük kapısı olan ama bir gümrük müdürlüğü, 2 ülkeye Gürcistan ve Ermenistan’a sınır olmasına karşın havaalanı gibi bir konsolosluğun olmadığı, ithalatın, ihracatın sıfır çektiği, bir bardak su parasından ucuz sütünü fiş, fatura kesmeden bir yıl önceden alıp, o pahalı kaşarları yaptıktan sonra asitleşenpeynir suyu olan şiratları doğaya bırakıp, bin bir çilekleri meraları çöle çeviren rantçı mandıracılara sattığınız ineklerden ’10 tanesini satıp, bir tır alıp, sınır ticareti yapayım’ deyip ithalatçı, ihracatçı olmadığınız memleketim neden geri gider diye azda siz düşünün ve modern çeper dibi dediğim şu sanalda ‘memleket nasıl olur gelişir?’ yönünde birde siz görüş, fikir belirtin..

Ve yok imkanlara rağmen karınca kararınca memleket için çırpınan bana saracağınıza zamanında önlem almayan Tarıma, onca hastalık dolaysıyla aldığınız ilaçlardan paranız kalmadığından bakım ücreti ödeyemediğiniz borçlarınız dolaysıyla imzaladığınız senetlerimizi icraya veren Ardahanlı veterinerlere, aydınlara, okumuşlara, toplum değil, sanırım derneklerin kışları yonduğu kaz kanattı olacak kendi kendilerini kanat önderi ilan edenlere, Bingöl gibi ‘Ardahan  gelişsin’ diye düzenlenen hiç bir toplantıya katılamayan, gelen vali kaymakamı ziyaret edip, hayırlı olsun deyip, fikir paylaşmadan bir kaç insanın çırpılmışı ile sağlanan imkanları fırsat bilip, kızlarını, oğullarını yetmedi gelinlerini bile işe koyan ve malı götürenlere, kazandığı parayı dövize çevirip, kara bankacılık yapanlara ve ‘Bu memleket niye bu halde, suçlu kim?’ diye birde kendinize bakın..
Hiç bir şey yapmasanız da gerçeği savunan veya çıkara ters düşen doğruları dile getirenleri 10’nuncu, 41’nce köye göndermeye kalkmayın..
Çünkü adı Fakir Yılmaz olana gücünüz hiç yetmez bacılar..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..

Gazeteci Fakir Yılmaz, kaleme aldığı bu metinde Ardahan’daki hayvancılık sorunlarısalgın hastalıklar ve yerel yönetimlerin ihmallerine odaklanarak kendisine yönelik eleştirilere sert bir yanıt vermektedir. Yazar, bölgede görülen şarbon, kuduz ve şap gibi hastalıkların yanı sıra gıda güvenliği konusundaki ciddi usulsüzlükleri belgeleriyle haberleştirdiğini savunmaktadır. Toplumun ve ilgili kurumların hijyen standartları ile denetim yetersizlikleri konusundaki duyarsızlığını eleştiren metin, bölge halkını gerçeklerle yüzleşmeye davet etmektedir. Gazetecilik mesleğinin sorumluluklarını hatırlatan Yılmaz, kişisel çıkarları uğruna memleketin geri kalmasına göz yuman yerel dinamikleri ve siyasi figürleri de hedef almaktadır. Bu yazı, Ardahan’ın kalkınmasının önündeki engelleri ve toplumsal yozlaşmayı bir gazetecinin perspektifinden açık yüreklilikle ortaya koyan eleştirel bir değerlendirme niteliğindedir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER