Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Bir, ‘Kızılderili Ağustos Böceği ve karıncalar..’ hikayesi de benden..

Bir Ağustos Böceği ve karıncalar hikayesi de benden..Yazıma başlamadan önce göz attığım yerel ve ulusal basında gömdüğüm haberleri gözden geçirdikten sonra whapsap mesajım aracılığı ile gelen onca mesajları tek tek incelerken benim yazılarımı da yayınlanan Erzurum’un en çok okunan haber sitelerinden olan globalbakis.com adlı Erzurum Gazetesince yapılan ‘sansüre hayır’ başlıklı bir paylaşım dikkatimi çekiyor, linki tıklayıp, okuduktan sonra Hakan dostumu arıyordum.
Telefonu açan Hakan’a ‘Alo’ dedikken ‘Ula baba adamlar sizi yendi diye niye kızarsınız ki?’ diye takılıp, bak yenildiniz diye şikayet etmişsin ve sizi, Erzurumspor’u 3-0 yenen Amedspor Türkiye Futbol Federasyonu’nu (TFF) tarafından çeşitli bahanelerle PFDK’ya (Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu sevk etmiş. Ayıp değil mi?’ diye takıldıktan sonra asıl konuya ve merak etiğim konuya pat diye dalıyor ve kendisine soru üzerine soru soruyorum.

Çünkü;
‘SANSÜRE HAYIR! ERZURUM VALİLİĞİ’NDEN SERBEST KÜRSÜ “SADECE BİZİM DEDİĞİMİZ KADAR HABER!” başlıklı linkte Erzurum Valiliği ve İletişim Başkanlığı handikapında basına yönelik adımlar, kamuoyunda “haber alma hakkı” tartışmalarını yeniden alevlendirdi. ‘ satırları ile devam eden kamuoyu çağrısı haber İletişim Başkanlığı’nın kendi kartı dışındaki tüm basın mensuplarını “yok sayan” yaklaşımı ve Erzurum Valiliğinin buna çanak tutan adımları; gazeteciliğin özgürlük alanını daraltırken, vatandaşın tarafsız bilgiye ulaşma hakkına da açıkça gölge düşürüyor.’ şeklinde habere ve iteme neden olan konunun başaktörü Erzurum Valiliğinde görevli olduğunu öğrendiğim Murat isimi biri idi.
Yani Erzurum Valiliği basın Müdürlüğü tarafından kurulduğu söylenen ve ‘valilik olarak yeni bir grup kurduk. Yeni gruba katılabilmeniz için basın kartının olması gerek. Bu kurduğumuz grup sadece Vali beyin program daveti grubu. ‘ mesajını Erzurum’da ki gazetecilerle paylaşan bu arkadaşsın bazı gazetecileri yani İletişim başkanlığını onaylamadığı gazetecilerin gazeteci olmadığını ima edip, gruba alınmayacağını anlatmış ve bazı gazeteci arkadaşlarımın itirazı ile karşılaşmıştı.

Bu mesaja ve açıklamaya neden olan şu anki İçişler Bakanının da valilik yaptığı ve bakan olarak ayrıldığı Erzurum Valiliği Basın Müdürlüğünde görevli olduğu belirtilen Murat denen şahısın acaba, ‘İletişim Fakültesi, Gazetecilik okulu veya benim gibi bu zor mesleği doğrudan saha içinde, mutfakta veya aile ocağında yaşayarak öğrenenden bir meslektaşımız mı?’ diye merak ediyorum.
Yani Sahada pişen ve haberin her aşamasını birebir yaşayan, haberin toplanmasından basılmasına kadarki teknik sürecinden gelmiş, bu zor mesleğin reflekslerin ve etik kuralların doğuştan değil, yılların verdiği tecrübe ile pratikle kazanılmasını sağlayan, saha hakimiyeti olan, sokakları, kaynakları ve haberin kokusunu iyi bilen bir usta veya çırak İlişkisini yaşamış mı diye öğrenmek için Erzurum’da ki gazeteci arkadaşım Hakan’ı arıyorum.
Ve Erzurum Valeliğinde görev aldığını belirtiğiniz ve kurduğunu söylediğiniz Valilik whapsap grubuna ‘Falan gazeteci, Filan değil’ diyerek gazeteciyim diyen insanların arasında tarımcılık yapan bu Murat denen arkadaş gazeteciliğin geleneksel değerlerini ve pratik bilgilerini kıdemlilerden öğrenip, fotoğraf makinasının nasıl tutulduğunu, flaş patlarken korkmayan, matbaa da boya kokusu ve baskı makinse kalıplarını yıkmış yeteneğe sahip bir arkadaş mu diye soruyordum.
Ve bu arkadaş ve bu arkadaşa emir edenlerin basın özgürlüğü denince ‘Ya bendesin yada gazeteci değilsin’ anlayışını es geçip, ciddiye almalarının bile hata olduğunu söylüyordum. Çünkü bugünün idarecilerinin çoğu şu bizim 5 aylık vali gibi kendi tik, tokları ile zaten gazetecilik yapıyorlar, sana veya bana ne gerek?..’ diyordum..
Ve telefonu kapattıktan sonra yeniden dönüp, sanala bakarken önüme düşen ve anlatmak istediğimi en güzel şekilde anlatan bir yazıya rastlıyorum.. Ve aynı sanal da, İsrail ortaklığı ile krallarını kendisinin belirlediği Arap ülkelerinde kaldırdığı uçakları ile yenemediği, ‘Barış getireceğiz (!)’ deyip, kana buladığı Afrika, Ortadoğu’daki ülkelerde olduğu gibi iç karışıklık çıkartamadığı İran’a karşı ekonomik bir savaş başlatacağını duyuran şu bizim meşruiyet dağıtan dostum Trump’un son dakika haber olarak verilen haberini hem kendisinin oluşturduğu okyanus medyası, hem de şu bizim yapılan operasyonların cemaatlere değil isimlere yapıldığını yeminle yazan havuz medyadan okuyordum..
Gülümseyip, ‘Hadi oradan, teraneye devam et sen.. Aha senin ülkende de seçim yaklaştı, ‘bir kere delmekle bir şey olmaz’ denen Anayasayı da değişemesin.. Ondan sende gidicisin..’ diye mırıldayıp, burayı da geçiyorum.

Çünkü dostlarına meşruiyet veren Trump, “Herhangi bir ülkeye karşı şimdiye kadar uygulanmış en ezici ekonomik operasyonu ilan ediyorum. Bu, eşi benzeri görülmemiş ölçekte ekonomik savaş ve izolasyon olacak” ifadelerini kullanarak, kısacası elinde bulundurduğu yeşil doları iyiden iyiye sıkıp, insanları öldüren kırmızı silah olarak kullanacağını belirtirken, o dolarları almak için senato da izin alamadığını, hatta bizimki gibi Amerika’da hesabı verilemeyen ‘örtülü ödenek’ diye bir şey olmadığından oturduğu beyaz saray sanki kendi şirketiymiş gibi masaralarını arttırdığı için cepten ödeme yapmak zorunda olduğunu da okuyordum…
Ve Trumplu Amerika’nın yüz yıllar önce toprak gaspı, sistematik katliamlar, zorunlu göçler, kültürel asimilasyon ve nüfusun büyük kısmının yok olmasına yol açtığı Kızılderili bir şefin anlatımının anlamını anlayacak kaç gazeteci ve idarecinsin olacağını düşünürken aynı Trumplu Amerikaların trajik bir tarih ile göz koyduğu kıtada kayyum idareci atılan Venezuela’nın başkanını da Kızılderililer gibi unutturup, şimdi de, ‘onu da işgal edeceğim’ dediği Küba’nın da olduğunu ve o kıtanın kolonileşmesi sırasında yani 19. yüzyılın sonlarına kadar ağır insan hakları ihlallerini de hatırlayıp, Kızılderili Şef’in anlattığını buradan verip, sizin de aşağıda ki yazının neyi, kimi, kimleri anlattığını  düşünüp, anlamanızı umuyorum..

Evet, “Kızılderili şefleri trenle, New York’a getirildi. Bir heyet kendilerini karşıladı. Konuklara toplantı öncesi kenti gezdiriyorlardı. Sokaklardaki insan seli, arabaların, iş makinelerinin gürültüsü Kızılderilileri şaşırtmıştı..

Birara Oglala Lakhotaları’nın şefi ve şamanı Heȟáka Sápa-Karageyik bir Ağustos böceğinin şarkısını duyduğunu söyledi. Diğer reisler onayladı ama beyaz adamlar inanmadı.
Kentte Ağustos böceğinin olmayacağını, olsa bile bu gürültüde duyulamayacağını söylediler.
Karageyik ısrar etti. Arabayı durdurdu. İndi, ilerideki parka gitti ve bir ağaçta Ağustos böceğini gördü.
Amerikalılar şaşırmıştı..
“Olamaz” dediler, “Sende doğa üstü güçler var.”
“Hayır” dedi Karageyik,
“Ağustos böceğini duymak için doğa üstü güce ihtiyaç yok.”
“O zaman biz niye duymadık?” dediler.
Kara Geyik cebinden metal bir 50 sent çıkardı, kaldırımda yürüyen insanların arasına yuvarladı.
Bir anda herkes “Acaba benden mi düştü?” diye paraya bakmaya başladı.
Karageyik yanındakilere sordu:
“Anladınız mı..?”
“Anlamadık” dediler.
Anlattı;
“Bir insan için önemli olan, nelere değer verdiğidir.” Çünkü her şeyi ona göre duyar,
ona göre görür,
ve ona göre hisseder.
Siz doğaya değer verseydiniz,
Ağustos böceğinin,
şarkısını duyardınız..’ der..
Yani  gazetecilik yere atılan demir 50 sent değil, şarkısı, olan gazeteciliğini yapar, haberini yazar.. Hem de tüm baskı, sansürlere karşın.. Çünkü onun adı gazetecidir.. Mektepli veya alaylı yada Turkuazlı olması şart değil, o şarkıyı duyması yeter, artar bile..

Şarkı derken hemen ön yargı ile gerçek gazetecilerin şu bizim türkücü belediye başkanı ve Ağustos Böceği gibi türkü söylerler demeyim sakın. Yani şu tanımadığınız, zaman zaman tembellere dalga geçtiğiniz şu bitmesine az bir zaman kalan Ağustos ayının adını alan Böceği de küçümsemeyin..

Ve Mehtap Y. Yükselten’in ele aldığı ve Ağustos böceğini anlatan o hikayeyi de okuyup, bu bir hayli uzayan yazıyı yazan bu gazetecinin ‘valilik, resmi kurum açıklaması, daveti gelmeyecek’ diye düşünmeyip, işi olan gazeteciliğini yaptığını anlayın..
İşte karınca gibi çalıştığını ima etmek veya iktiara, güce, makama yalakalık için karıncalaşanların dalga geçtiği Ağustos Böceğinin gerçek hikayesi..
Sıcak bir Ağustos günüydü.
Ağustos Böceği, bir ağacın dalında güzel sesiyle aralıksız ötüyordu. Yerdeki karıncalardan biri alaycı bir şekilde ona bakarak: “Şarkı söylemekten başka bir şey bilmez misin arkadaş? Biraz bizi örnek al da, sen de çalış” dedi.
Ağustos Böceği: “Bak karınca kardeş, siz beni yanlış tanımışsınız. Ya da hiç tanımamışsınız. Yıllardır çalışıyordum. Şu ağaç dalına daha bugün yeni geldim.” dedi.
Bunu duyan karınca çok şaşırdı. Sırtındaki yükü yere indirip, bir sinyaliyle diğer karıncaları çağırdı ve Ağustos Böceğinin yanına toplandılar. “Şu hikâyeni tam olarak anlatsana” dedi karınca.
“Anlatayım” dedi Ağustos Böceği.
“Bir zamanlar, bir ağaç dalının yarığına bırakılan minik bir yumurtaydım. Yumurtadan, kurtçuk olarak dışarı çıktım ve toprağa düştüm. Hızlıca toprağı kazarak, ağaç köklerine ulaşmam gerekiyordu. Çünkü hayatta kalabilmek için ağaç köklerinin özsuyu ile beslenecektim. Tam on yedi yıl, o kökten o köke toprağı kazıp durdum. Gözlerim kapalı ve ses çıkarmadan, sabırla çalıştım.
Sonunda yeryüzüne çıkma zamanım geldi ve toprağın altından çıktım. Üzerimdeki toprağı silkelemek için kanat çırpmaya çalıştım ama ortada kanat da yoktu. Çok kısa bir zamanda kanatlarım oluştu. Uçmayı başardım. İşte bu ağacın dalına kondum. Hiç susmayışımın sebebi ise, tüm canlılara ve arkadaşlarıma sesimi duyurabilmek.”
Karıncalardan biri şöyle dedi: “Biz kış için yuvalarımıza yiyecek taşırız. Sen kışın ne yiyeceğini düşünmez misin?”
Ağustos Böceği “Hayır” dedi. “Benim o kadar vaktim yok. Kışı hiç göremeyeceğim. Yaşamak için iki haftam var. Biz sadece Ağustos ayında yaşarız.”
Karıncaların hepsi çok üzüldü ve Ağustos Böceği hakkında ön yargılı davrandıkları için pişman oldular. Karıncaların lideri ise, diğer karıncalara dönerek şöyle dedi: “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bir daha asla kimseyi küçümsemeyin. Hep
iyi niyetli olun. Olayların sebeplerini ve hikmetlerini bilmeden eleştiride bulunmayın.”
Karıncalar, Ağustos Böceğinden özür dilediler. Vedalaşarak ayrıldılar.
Anlata bildim mi bilmem ama bugünkü yazım Dadaş Erzurum kentinin gazetecilerine ve pembe gözlük takmayan gerçek gazetecilere, ‘Bizdeysen gazetecisin, değilsen whatsapp grubunda değilsin’ diyen Erzurum valiliğinde ki basın müdürlüğünde ki arkadaşa ve herkese hediyem olsun..
Ve ; ‘Ağustos Böceği ve karıncalar hikayesi..’ adını, bitmek üzere olan bu ayda, yakıcı Ağustos ayında alan ve bir başka Ağustos Böceğinin hikayesi olan bugünkü yazımı gerçek gazetecilere de selam olsun..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..

Yazar Fakir Yılmaz, Erzurum Valiliği’nin yalnızca resmi basın kartı olan gazetecileri bir iletişim grubuna dahil ederek diğerlerini dışlamasını basın özgürlüğü ve sansür üzerinden eleştirmektedir. Gazeteciliğin sadece resmi onaylarla değil, sahadaki tecrübe ve etik değerlerle tanımlanması gerektiğini savunan yazar, mesleki dayanışmanın önemine dikkat çeker. Metinde kullanılan Ağustos böceği ve karınca hikayesi, dış görünüşün ardındaki gerçeği ve önyargıların yanlışlığını simgeleyerek yerel yönetimin tutumuna bir eleştiri getirir. ABD Başkanı Trump ve küresel meselelere de değinilerek, güç sahiplerinin kendi değer yargılarını dayatma çabaları ile özgür basının direnişi arasında bir bağ kurulur. Sonuç olarak kaynak, baskılara rağmen halkın haber alma hakkını savunan gerçek gazetecilerin toplumdaki hayati rolünü vurgulayan bir manifesto niteliği taşır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER