Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Sevinç Akçetin

Bir İlişkinin Kırılma Noktası Kavga Ettiğiniz An Değildir

Yıllardır ilişkiler üzerine düşünüyor, insanları dinliyorum. Şunu çok net gördüm: Bir ilişkinin bitmeye başladığı yer her zaman büyük kavgaların yaşandığı yer değil.
Hatta bazen tam tersi.
İnsanlar kavga eder. Sesler yükselir, kapılar çarpılır, “Beni hiç anlamıyorsun” denir. Sonra sakinleşilir, konuşulur, bazen özür dilenir, bazen de hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edilir.
Beni asıl düşündüren kavga eden çiftler değil, bir süre sonra kavga etmeyi bırakanlar.
Çünkü insan sevdiği birine derdini anlatıyorsa aslında hâlâ ondan bir şey bekliyordur. “Beni anla” diyordur. “Böyle yaptığında canım acıyor” diyordur. “Bir şeyleri değiştirebiliriz” umudunu hâlâ içinde bir yerde taşıyordur.
Belki bunu doğru şekilde söylemiyordur. Belki öfkeleniyor, sesini yükseltiyor, karşısındakini de kırıyordur. Bunların hiçbiri sağlıklı bir iletişim biçimi değil elbette. Ama bütün o öfkenin altında bazen hâlâ bir beklenti vardır.
Sonra bir gün susar.
Eskiden uzun uzun anlattığı bir şeye “Boş ver” der. Kırılır ama konuyu açmaz. Karşısındaki onu yanlış anladığında düzeltmeye bile uğraşmaz.
“Neden böyle yaptın?” diye sormaz artık.
“Neden beni aramadın?” demez.
Birlikte daha fazla vakit geçirmek için eskisi kadar uğraşmaz.
Dışarıdan bakınca ilişki sakinleşmiş gibi görünür. Hatta karşı taraf bu değişiklikten memnun bile olabilir.
“Eskiden her şeyi mesele yapardı, artık yapmıyor.”
“Eskiden sürekli tartışırdık, şimdi ne güzel kavga etmiyoruz.”
Ama gerçekten sorunlar mı bitmiştir?
Yoksa o sorunları dile getiren insan mı yorulmuştur?
İşte ikisinin arasında çok büyük bir fark var.
Bazen o sessizliğin içinde huzur değil, yorgunluk vardır.
İnsan aynı şeyi anlatmaktan yorulur. Anlaşılmayı beklemekten yorulur. “Bu defa değişecek” deyip yeniden aynı yere dönmekten yorulur.
Bir süre sonra da kendini korumanın bir yolunu bulur: Beklentisini azaltır.
Çünkü beklemezse hayal kırıklığına uğramayacağını düşünür.
İşte bence ilişkinin en tehlikeli yerlerinden biri burasıdır.
Ve sanırım en tehlikeli cümlelerinden biri de tam burada söylenir:
“Artık anlatmak istemiyorum.”
Üstelik bu cümle her zaman ağızdan çıkmaz.
İnsan bazen bunu kendi içinde söyler.
Karşısındaki ise uzun süre fark etmeyebilir. Çünkü evde hayat devam ediyordur. Sabah kalkılır, işe gidilir, akşam yemek yenir. Çocuklar varsa onların işleriyle ilgilenilir. Günlük konuşmalar yapılır.
“Ekmek aldın mı?”
“Yarın kaçta çıkacaksın?”
“Faturayı yatırdın mı?”
Her şey konuşuluyor gibidir.
Ama aslında ilişkinin kendisi artık konuşulmuyordur.
Bence asıl sessizlik de budur.
Elbette her sessizlik bir vazgeçiş değildir. Bunu da birbirinden ayırmak gerekiyor.

İki insan zaman içinde birbirini daha iyi tanımış, daha sağlıklı konuşmayı öğrenmiş ve bu yüzden daha az tartışıyor olabilir. Bu çok güzel bir şeydir. Her ilişkinin ayakta kalabilmesi için kavga etmesi gerektiğini söylemek mümkün değil.
Bazen insan sadece sakinleşmek için de susar. Kırıcı bir şey söylememek için konuşmayı erteler. Birkaç saat, hatta bazen birkaç gün sonra geri dönüp meseleyi daha sakin konuşur.
Bu başka.
Benim sözünü ettiğim sessizlikte ise insan meseleye daha sonra dönmez.
Çünkü artık çözülmesini de beklemiyordur.
Bir zamanlar “Biz” diyerek düşündüğü şeyleri yavaş yavaş “Ben” diye düşünmeye başlar. Daha önce karşısındakiyle paylaşmak istediği bir şeyi kendi içinde yaşamaya alışır. Sevincini de kırgınlığını da başka yerlere taşır.
İşte o noktada ilişki dışarıdan devam ederken içerideki bağ zayıflamaya başlayabilir.
Ve ne yazık ki çoğu zaman diğer taraf bunu çok geç fark eder.
Bir gün “Sen çok değiştin” der.
Oysa belki de değişim o gün başlamamıştır.
Aylar önce söylenen ama duyulmayan bir cümlede başlamıştır.
Defalarca anlatılan ama önemsenmeyen bir kırgınlıkta başlamıştır.
“Sonra konuşuruz” denilip bir daha hiç konuşulmayan meselelerde başlamıştır.
Bu nedenle ilişkilerde yalnızca büyük olaylara bakmamak gerektiğini düşünüyorum. Aldatmayı, büyük kavgaları, ayrılık cümlelerini fark etmek kolaydır. Çünkü onlar gürültülüdür.
Ama bazı şeyler sessiz gerçekleşir.
Bir insanın beklentisinin azalması gibi…
Artık soru sormaması gibi…
Eskiden önemsediği bir şeyi önemsemiyormuş gibi davranması gibi…
Ve belki de en önemlisi, kendisini anlatmayı bırakması gibi.
O yüzden “Biz artık hiç kavga etmiyoruz” cümlesini duyduğumda bunun tek başına iyi ya da kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Benim merak ettiğim başka:
Artık kavga etmiyorsunuz çünkü birbirinizi anlamayı mı öğrendiniz, yoksa biriniz anlaşılmaktan umudunu mu kesti?
Çünkü bazen bir ilişkinin kırılma noktası büyük bir kavganın yaşandığı gün değildir.
Bazen hiçbir şey olmamış gibi geçen sıradan bir gündür.
Ve o gün, iki kişiden biri sessizce kendi içinde şu cümleyi kurmuştur:
“Artık anlatmayacağım.”

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER