Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

İstanbul ve Metropollerde Adam, Önder Olmak..

Bugünkü yazıma başlarken başkent Ankara’da gelen istifa haberleri ile gündem yine değişiyor, Emine hanımlı BM toplantıları, ziyaretleri, görüşmeleri bile gölgede kalıveriyordu..

Evet.. TEMPO TV’de aylar önce dediğimi yapmayan, ‘Topluca isafa edin, iktidara geçin..’ sözümü dinlemeyen muhalefet belediyeleri ya hapse, ya istifaya yada Üsküdar, Adalar misali el değiştirmeye, değiştirilmeye devam ettiği ülkede ‘sistemin yedekte tuttuğu cumhurbaşkanı adayı’ dediğim MHP kökenli Mahsur Yavaş’ın da 5, 6 ilçe belediye başkanı ile birlikte hızla Mutlak Butlanlı CHP’den istifa edip, bağımsız kalacağını haber alıyorduk..

Dünyanın bir çok ülkesinden büyük, Türkiye’nin en büyük kenti, 2 kez seçilmiş, Demirtaş gibi 6 milyona yakın oy almış belediye başkanı hapiste olan ve Esenyurt’ta açılan tünelle birlikte vekilinin yerine de çökülme hesapları yapılan, bugün, yarın belki de daha yakında ‘Kesin olacak’ dediğim İstanbul’un taşı, toprağı altın olduğunu duyup, bu kenti adeta istila edenlerin sayısında düşüş değil, her geçen gün artış olduğunu 20 Milyonu bulan nüfusu ile daha iyi anlıyoruz.

Bir zamanlar yorganını alanın geldiği bugün ise memleketinde kazandığını alıp gelenin doldurmaya ve ‘Beleşten para kazanayım’ diyen ve dolandırıcıları dolandırmaya kalkan ama kendileri kanıp, kazdıkları çukura düşen 1 Milyonun üzerine insanın mağdur olduğu söylenen son borsa olayına benzer hayallerle dolandırılmaya devam ettiği İstanbul’a ilk girdiğinizde aklınıza hemşeriniz, önerilen akrabanız gelir..

Ve ilk iş olarak aradığınızı bu isimlerin çoğu da İstanbul’a daha önce gelen ailelerin fertleridir.

Yani yerleşiklerdir, çevre edinmişlerdir, milyonların yaşadığı kenti az çok tanıdıkları için adam, önder olarak durur gibiler.

Yani başta siyasette olmak üzere ticarette, sosyal hayatta adları ilk önce akla gelenlere İstanbul’da adam, önder derler..

Özellikle hemşeri toplumu arasında adam, önder olarak sayılan bunların ne iş yaptıklarına baktığınıza ise karşınıza ilk olarak toplumu kullanarak kendi menfaatlerine yeni menfaatler katmak olduğunu da görmeniz mümkün.

Yani her bir bir yerde üzerine paniklediği çöplüğünden memnun ve mutlu ve de kimsenin alanlarına girmesini istemez gerçek yüzlerini ortaya koymasına müsaade etmezler.

Aslında bunların ata dedelerinde aynıydı..

Onlarda İstanbul’a gelen torunları, çel çocukları gibiydi..

Memlekette adam, önder olarak bilinen bunların ata dedeleri de köylüleri kullanarak, ‘Ağa, bey, adam, hacı, dede..’ olurdular ve yıllarca o saf temiz köylülerin üzerinde rantlarına rant katıp, kendilerine, kurdukları sisteme karşı çıkanları da ya ‘Komünist’ yada ‘devlet düşmanı,, hain, Kürtçü, Türkçü’ diye ilan edip, birlikte rantı paylaştıkları kaymakam katipleri ile yok etmeye çalışırdılar..

Dün yaşanan ve Kemal Sunal, Şener Şen filmlerine ilham olan aynı durumlar bugünde İstanbul’da, ‘bir umut’ denilerek göç edilen batı kentlerinin çoğunda yaşanıyor..

Ve bugün dernekçilik, federasyon yada buna benzer kurumları da ellerinde tutan aynı kişiler ticaretlerini, siyasi hayatlarını bu alan üzerinde yürütürlerken benim gibi bir manyakta gelip, bunlarla savaşmaya kalkar, bunları topluma deşifre etmeye çalışır.

Ve bu mücadelede dün yaşananların aynısı bugünde yaşanıyor..

İstanbul gibi büyük bir metropolde çok küçük alanlarda mutlu olan bunların dünyasını alt üst eden çalışmaları ortaya koymanın verdiği rahatsızlığın getirdiği saldırganlıkla akla mantığa sığmayan yollarla engellemeye çalışırlar, bunu başaramayınca kendi maddi imkanlarının yanı sıra samimi insanları etkileyerek, onlarında toplumun önünü açan çalışmalara takoz olurlar.

Yani işin kısası ata dedelerinin alışkanlıkları ile İstanbul’da da adam, önder diye bilinenlerin asılında birer korkak ve bir o kadar da beceriksizler ordusu olduğu da biliniyor kendilerini, ‘adam, önder..’ diye sandıkları toplum tarafından..

Ancak..

Bunlar var diye;

Korkmamak, yılmamak, vazgeçmemek, çeper dibindeki bunları tüm dünyaya deşifre etmek adına;

*Bu kavgayı birlikte kazanacağız..

*3 Gümrüklü bir şehir var karşımız da..

1 Üst lige çıkma iddiasında bulunan şehir var..

Ve bu şehirde olduğu gibi metropollerde de bir çok fesat, bir çok onlara direnen namuslular var..

Ve bu şehrin ‘Güçlü bir lobisi’ dahil her alanda var olmasına çaba gösterenler var..

Korkakları ve cesurları var..

Gizli çatışmalarla, ajanlık ve namussuzca saldıranlar var

Bunlara karşı namusu ile direnenler var..

Ve bu şehirde bir kavga var

Ve o kavgayı kazanmaya inatlılar var..

Ve hep birlikte, kardeşçe, el ele, sırt sırta vererek

Bu savaşı birlikte kazanacağız diyorlar..

Duyuyor musunuz?

Ey sağır, dilsiz ve namussuzlar..

Bu savaşı size rağmen

Serhat Ardahan adıyla kazanacağız..

denmelidir..

Not: Yukarıda anlattıklarımın özetini bana miras bırakan rahmetli babamın söylediğini de buraya not düşeyim, belki anlatmak istediğin daha iyi anlaşılır diyerek..

Babam derdi ki; Köyün ne kadar çeper dibi fesadı, kurnazı varsa, şehre göç etmiş.. Ki sen sen ol ki onca fesadın, kurnazın içinden dikkatli ol.. Bak, gün gelecek şehre razı olacak yerlerde büyük şehirlerdir…

Çünkü ne kadar kurnaz, uyanık ve fesat varsa saf ve temizlerin kaldığı köyde kalmadığı gibi gittikleri büyük şehir bile onlara dar gelir..

Ondan şehir yetmedi metropolde ayakta kalmak büyük iştir..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU

Gazeteci Fakir Yılmaz, otuz yılı aşkın mesleki birikimiyle kaleme aldığı bu metinde, Türkiye’nin siyasi gündemini ve metropollerdeki sosyolojik yozlaşmayı sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, Ankara’daki siyasi istifalar ve belediyelerdeki değişimler üzerinden iktidar-muhalefet ilişkilerini yorumlarken, asıl odağını İstanbul gibi büyük kentlerdeki toplumsal sömürü düzenine çevirmektedir. Özellikle hemşehri dernekleri ve siyasi yapılar içinde “önder” maskesi takan kişilerin, kendi çıkarları için toplumu nasıl manipüle ettiklerini detaylandırmaktadır. Bu köşe yazısı, geçmişin feodal baskı yöntemlerinin modern şehir hayatında yeni kılıflarla devam ettiğini savunarak halkı bu uyanıklara karşı dikkatli olmaya çağırmaktadır. Metin boyunca yazar, dürüst insanların bu çıkarcı düzene karşı birleşerek bir mücadele vermesi gerektiğini ve bu kirli yapının deşifre edileceğini vurgulamaktadır. Nihayetinde bu kaynak, büyükşehirlerin karmaşasında kaybolan etik değerlerin ve samimiyetin yeniden kazanılmasına yönelik toplumsal bir manifesto niteliği taşımaktadır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER