Bilmem ama 36 yıldır her gün yazan bir gazeteci olarak çıktığım yollarda haber niteliğinde konulara rastladığımda dörtlüleri yakıp, hemen kenara çekip, indiğim aracımdan uzaklaşmadan çekim yaparken hep, ‘Gazeteci yoldan çıktı..’ diyerek siz değerli okur ve takipçilerime seslenerek, arada bir yoldan çıkmanın insan ruhuna iyi geleceğini tavsiye ederim..
Ve bir insanın bulunduğu ortamda ve yaşadığın onca sorun, sıkıntılardan az olsun uzaklaşma adına o viral olan penguen gibi alıp, başını git derken aslında kendimi kendimden kaçırdığımı da saklamaya çalıştığımı anlayamam..
Ve ‘Arada bir yoldan çıkın’ deyip, kendimde çıktığım yollarda yazdığım haber ve yaptığım konuşmalarda aslında kendimi ele verdiğimi de fark etmem..
İşte, ‘arada bir yoldan çıkmak size de iyi gelecek..’ derken o girip, gittiğimiz yolun bir türlü bitip, sonu gelmeyen bıktırıcı ve istenmeyen manzaralardan sizi uzaklaştırır mı bilmem ama ben azda olsa nefes alıyorum gibi..
Ve bir anda hızla ayrılıp, yeni manzaralar eşliğinde heyecanla gittiğim yönde, yeni yaşanacakları umduğum o yolda kırık, dökük bir Kayak’ın yırtılmış, parçalanmış yelkenlerini dalgalı okyanuslara açmışçasına ufka doğru girdiğim bir yola daha çıkarken o yolda daha önce güzel, tatlı ve sert onca yaşanmışlıkların olduğunu da hatırlayıp, ‘Acaba yoldan çıkmasaydım mı?’ diyerek üzülmüyor da değildim..
Evet, çoğu tatilcilerin çıktığı Ayvalık Balıkesir’e doğru yol alırken aslında yaşanan, yaşanmışlıkların esiri olduğumu da anlıyor ve hep o anların hapishanesinde şu son günlerde çokça konuşulan umut hakkı diye beklediğimi de anlıyorum..
Ve bir gece yarısı döndüğüm bu yolda çarptığım domuzun sertliğin de çarpıp, o yaşanan güzel anlarda kala kaldığımı da hatırlıyor, bir kez daha üzülürken ‘Yoldan çıkmana sebep olanların sana yaşattıklarıma değer miydi?’ diye sorup, kendime de kızıyordum..
Evet..
Yeniden çıktığım yeni bir yolum yanı başında geçtiğim adı yeşil ama kendisi sıvasız, güneşte yanmış, beyazlanmış, dökülmüş duvarlı evleriyle ve benim Ardahan’ın yollarını aratmayan çakır, çukurlu yollarıyla ünlü Bursa Emniyetinin olduğu semti düşünürken beni oraya davet edenin şimdi nerde, hangi kent demiyor ülkede olduğunu da düşünüyor, onca güzel yaşanmışlıkları neden bir anda bittiğini hala anlamış değilim ve o emniyetin nezaretinde kalmışcasına cevabını alamadığım sorunun, sonun içinden bir türlü çıkamıyordum..



Kısacası, karanlık yol ayrımında hızla girilen çukurda patlayan ve yerinden kala kalan aracımızın daha yeni alınmış lastikleri de geride kalanlar gibi bir anda patlayıp, kullanılmaz hale geldiği bir günü daha hüzünle, kızıgınlıkla bir o kadar üzgün kapattığımı da güne not düşüp, bugünkü yazımın da yine bir Cumartesi günü yazısına döndüğünü ve ‘Hani artık cumartesi yazılarını artık yazmayacaktın?’ diye bir soruyu kendime sessizce bir sorup, susarken, bu kez bu yazıyı okuyanlara yüksek sesle değil bugünkü yazımla bir sorup, ‘Bir insanın her yerde üzüldüğü anıları olur mu?..’ sorusunu cevaplayamıyordum..