Bir yanda Karadeniz’in, dağları delen iradesi; diğer yanda ise Erzurum’un bitmeyen kış uykusu!
Geçtiğimiz bayram tatilinde Ordu’daydım. Karadeniz Sahil Yolu’nu, o sarp dağları dize getiren muazzam mühendislik harikası tünelleri, viyadükleri ve bağlantı yollarını yerinde müşahede ettim. Şehirleri birbirine adeta ilmek ilmek bağlayan, virajları ve çileli geçişleri tarih kılan bu devasa ulaşım ağından bir Türk vatandaşı olarak, bu ülkenin bir ferdi olarak gurur duymak elbette ki en doğal hakkım.
Ancak o kilometrelerce uzunluktaki ışıklı, modern ve konforlu tünellerden geçerken, içimde garip bir hüzün, tarifi imkansız bir yalnızlık hissi peydah oldu. Karadeniz’in o geçit vermez kayalıklarını tereyağından kıl çeker gibi delen, bitiren ve halkın hizmetine sunan o muazzam hızı izlerken, aklıma bizim çok önceleri başlayan ama bir türlü sonu gelmeyen kronik çilelerimiz düştü. Aklıma KOP geldi, KIRIK tüneli geldi, DALLIKAVAK ve hatta KİRİŞLİ geldi… Ve o an, koskocaman bir “NEDEN?” sorusunun ağırlığı altında yığılıp kaldığımı hissettim.
Düşünsenize; dile kolay, tamı tamına 10 yıl önce yapımına başlanan 7 bin 100 metrelik çift tüplü Kırık Tüneli’miz hâlâ bitirilemedi. Bugün yetkililerden ve sahadan alınan bilgilere göre, geriye ışığı görmek için ortalama 700 metrelik bir mesafenin kaldığı beyan edilmektedir. Koskoca 10 yıl boyunca, bölgenin kaderini değiştirecek, Erzurum’u limanlara bağlayacak bu hayati projenin kalan o 700 metrelik ışık payı, sıradan bir vatandaş aklıyla yaptığımız değerlendirmelere göre acaba daha kaç yılda bitecek? Karadeniz dağları birer birer aşılıp sahil şeridi refaha kavuşurken, Erzurum’un can damarı olan bu tüneller neden bu kadar ağır aksak, adeta üvey evlat muamelesi görerek ilerliyor? Neden bir tarafta dağlar tereyağı gibi delinirken, diğer tarafta takvimler sürekli ileri bir tarihe öteleniyor?
Şimdi gelelim o uykumuzu kaçıran, bizi derin düşüncelere sevk eden esas meseleye… Biz bu gecikmeleri sadece bir “ulaşım ya da konfor” sorunu olarak göremeyiz. Bu tüneller yılan hikayesine dönmeye devam eder ve nihayetinde bir gün bittiğinde, korkarım ki bazı vizyoner ve makro projeler Erzurum için çoktan birer “hayal” haline gelmiş olacak.
Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayacak, ticareti ve lojistiği şahlandıracak o devasa birleşme projesinde Erzurum’un üstleneceği o hayati rol, bu kaplumbağa hızıyla devam eden çalışmalar yüzünden sekteye uğramayacak mı? Biz bu tünellerin bitişini, ışığın görünmesini beklerken, bölgedeki ticari aktörler, alternatif güzergahlar çoktan yerini almış olmayacak mı? Yoksa bazı şeyler için zaman kazandırılıp, Erzurum için çok ama çok geç mi kalınacak?
Erzurum, bu bölgenin abisidir; ticaretin, stratejinin ve coğrafyanın kilit taşıdır. Sahildeki o muazzam vizyonun, o dağları delen kararlılığın Erzurum’un giriş kapılarında da aynı hızla hayat bulması bu şehrin ve bu şehirde yaşayan insanların en helal hakkıdır. Komşu coğrafyaların lojistik devrimini izleyip, kendi kabuğumuzda sıkışıp kalmayı bu kadim şehir hak etmiyor.
Ne bileyim… Memleket dertlisi bir vatandaş olarak, kafamda böylesine deli sorular işte…