Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Borsa düşürmeyen soruşturma..

Geride kalan pazar sabah saatlerinde çıktığım yolda, ‘Bu ülkede Demirtaşları, İmamoğulları gibi yeni Mahmut Alınakları, onlar gibi düşünen gazeteciler hapse atmakla, Sırrı Sakıklarla ayrı görüşüp, CHP gibi bölme içine helvacıları sızdığı söylenen hevallı DEM’i de hesapları yapmakla değil, ciddi, samimi anlamda atılacak GÜÇLÜ BİR ADALETLE GENEL AF ülkede, o ülkeyi yönetenlere de, % kaçı bulduğu saklayan TUİK’lere de, Kudüs’e vali olma hayali kuranlara da ilaç gibi gelecek.’ diye düşünenlerdenim.. Ya sen?!. ‘ şeklinde cevabı okurumun vermesini istediğim mesajını yazıp, paylaşırken, aynı sanalıma düşen üç haber dikkatimi çekiyordu.

Birinci haber ‘Rahmi Koç hakkında, hastane açılışında anlattığı ve ırkçı ifadeler barındıran “Kürt kadın fıkrası” nedeniyle soruşturma başlatıldı.’ haberi idi.

İkinci haber ise ’10 yıldan fazladır neden tutuklu olduğunu sordum’ diyeceğine, ‘Demirtaş’ın süreçle ilgili fikirlerinin paylaştım’ diyerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştüğünü aynı sanalda paylaşan DEM Milletvekili Sırrı Sakık’ın Erdoğan ile sarayda, pardon kuliye de birlikte ve tek başına çektiği fotolu haberi idi. Hem de kendisiyle birlikte milletvekilliği yapan Avukat Mahmut Alınak’ı yazdığı bir kitap dolaysıyla tutuklandığı haberlerinin aynı sanalda düştüğü anlarda..

Ve yola çıkıp, olmayan paramda kalanı hesaplamadan girdiğim 3. köprüye giden paralı yola gereken faturanın ne kadar kesileceğini merak etmekten, Tuzla’dan çıkıp, Silivri’de biten yolun nasıl bittiğini anlamadan kendimi bir levhanın yanında buluyor ve Karadeniz’de çıkan değil, litresi benzin fiyatına yaklaşan ‘gaz bitti’ allarımı çalan arabamı kenara çekerek,  duruyordum.

Ve o sıcakta altına geçip, çektirdiğim fotoğrafla birlikte, ‘Duvarları soğuk denen Silivri siyasi gündemi bir hayli sıcak olan ülkenin Marmara’sı olmuş.. Ve barış süreç denen bir zamanda, Kars eski milletvekili Mahmut Alınak’ta kitap yazdığı için tutuklanmış, Bahçeli ‘de Koç’a sahip çıkmış.. Teselli olarakta gazeteci meslektaşım İsmail Arı serbest bırakılmış..’ şeklinde notuu düşüp, bir kez daha sanalda paylaşıyordum..

Ve gideceğim yere, ablamın 10 binin üzerinde iken memleketim Ardahan’ın Aşıkşenlik (Suğara) ve Hanak Ortakent Büyük Nakala) gibi belde iken mahalle edilen Silivri Değirmenköy’de ki yazlık, tek katlı köy hasret mi gideren evine ulaşırken bu kez bir duayen meslektaşım, rahmetli babam, Kürt fezonun, Muhtar fezonun Karaoğlan Ecevit’in CHP’sinin Kars İl Genel Meclis Üyesi iken bir gazeteci olarak yakın takipçisi olan gazeteci abim Baki Karakol’dan mesaj alıyordum..

‘Rahmi Koç’u yeren yazını okudum. Beğendim. Çünkü haklıydın. Uzun tümcelerini bir kenara koyuyorum, daha kısa tümceler kurmanı gene öneririm, bu ayrı: asıl konu, Kürt ya da Azeri ya da yerli ya da şu bu önemli değil ve önemli olan ‘Kadın’ın gülmece adı altında, incitilmesidir! Rahmi Koç söz konusu anlatısında çirkinlik yapmıştır. Babası yaşıyor olsaydı, tokatlardı. Rahi Koç böylesi densiz olduğu için uluslar arası ilişkilerinde gözden düştü, dışlandı, güç yitirdi. Daha fazlasına gerek yok… Binali, neye güldüğünün ayırtında (farkında) değil. O nedenle, üzerinde durmaya gerek duymadım..’ diyordu..

Gazeteci Baki abinin bu mesajını okurken bu kez yurtdışında olan diğer bir dostun Baki abinin okuduğu ve mesajı ile beni teselli ettiği, ‘KÜRDÜN ve KADININ AHINI ALMAK..’ başlıklı yazımdan etkilenip, kendisini de bir yazı yazdığını söyleyen, Deniz Gezmiş’in memleketlisi Prof. Ümit Yazıcıoğlu hocamın aşağıda yeniden, sizin de okumanızı umarak birde bu köşemde yayınladığım konuyla ilgili yazdığı yazıyı atıyordu.

Uluslar arası bir araştırmacı, bir o kadar da bilge olan ve en önemlisi benim Ardahan’ın rektörü gibi gibi onca Prof, rektörün günlük bir makale yazmadığı o profesörlüğü ortaya koyan makalelerden her gün yazan Prof. Yazıcıoğlu’nun, ‘Rahmi Koç ve Binali Yıldırım’ başlıklı yazısını okurken 3 . haber düşüyordu sanalıma..

Ve o haberde de, ‘Binali Yıldırım, Rahmi Koç ile ilgili açıklamalarına yönelik gelen tepkiler sonrası yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Ben orada ne dediğini anlamamıştım. Salondakiler gülünce ben de nezaketen güldüm. Kürt vatandaşlarımıza yönelik herhangi bir saygısızlığı kabul etmem mümkün değildir.” şeklinde idi..

Evet, aynı gün bu 3 haberi ve iki mesajı okurken birincisi Binalı Yıldırım’ın da benim gibi Kürt olduğunu yeni öğrenirken, hakkında soruşturma başlatılan Koç’un neden iktidarla yada Koç’u savunan Bahçeli ile ilgili bir xtwit atan veya TUSİAD Başkanı ile yöneticilerinin gidişatı şikayetleri sonrasında olduğu gibi en kısa sürede gözaltına alınmadığını da düşünüyordum.

Ve adı gibi fakir olan birinin ‘Neden gözaltına alınmadığını’ sormasının bile abes olacağını düşünemediğini, çünkü zaten iyi olmayan ekonominin düşecek borsa ile iyiden iyiye çakılabileceğinin hesaplandığını düşünenlerin olduğunu hesaba katmıyordum.

Ve bu gözaltı haberlerinin çıktı denen Karadeniz veya benim aracımın gazı değil, toplum gazının alınmasından öte bir şey olmadığını  akıl mı edemedim diye düşünürken, İmamoğlu’nun gözaltına alındığı saatlerde Merkez Bankasının 11 milyar dolarının erdiğini, Erdoğan karşında defalarca seçim kayıp eden Kılıçdaroğlu’nun Mutlak Butlan Genel Başkan olarak atandığı CHP’nin kararının ise ülke ekonomisine 7 milyar dolara mal olduğunu da hatırlıyordum.

Yani Koç’un paldır, küldür, AA, İHA, DHA kameraları eşliğinde değil, uzmanca, ustaca yani biz gazeteciler kıskandıran çekimler yapan polisin kamerası ile servis edilen görüntülerle gözaltına alınmamasının nedeninin, savunduğum ve istediğim ve güçlü bir genel af ile onunda rahat bir nefes alacağını düşündüğüm ekonominin içler acısı halinin rantçı Koç’un gözaltına alınmasına engel olduğunu kendimce hesaplıyordum.

Çünkü uluslar arası markalara, bankalara, dağlara, ovalara hata Eşek adasının da içinde olduğu bizim türkücü belediye başkanının olduğu gibi kendisi gibi zenginlerin yatlarının çekildiği ve birinin de bizim şu Çıldırlı Porf. Esefender hoca’nın olduğu marinalara sahip biri vardı karşımızda..

Neyse, Baki abinin dediği gibi ne satıları, ne cümleleri nede yazıyı daha çok uzatmadan Prof.. Ümit Yazıcıoğlu’nun Koç ile Yıldırım’a verdiği karneyi yani yazısına ve sizin vereceğiniz nota yer bırakalım diyerek, Kürde toslayan Koç’u bir kez daha Kürdün ahına bırakıp, bugünkü yazımıza da ‘KONU ‘KÜRT’ OLUNCA HEM SAMİMİYETLERİ, HEM DE SANALLAARI DİLSİZLEŞTİ!’ başlıklı haberimizde buraya ekleyip son verelim..

Önce Ümit hocanın yazısı..

Rahmi Koç ve Binali Yıldırım

Olayın Özeti: Kamusal bir etkinlikte tanınmış bir iş insanı Rahmi Koç, Kürt kadınlarına yönelik aşağılayıcı bir “fıkra” anlatmıştır. Yanında oturan eski başbakan Binali Yıldırım ise bu esnada kıs kıs gülmüş ve başını onaylarcasına sallamıştır. İddia edilen bu sözler, toplumda geniş bir infiale yol açmıştır.

1. Sanık ve Suçlama

Sanık Rahmi Koç hakkındaki suçlama, Kürt kadınlarının kimliğini ve onurunu hedef alan, küçük düşürücü bir “espri” yapmış olmasıdır. Bunun bir “gaf” olduğu öne sürülebilir. Ancak savcılık makamının ve kamu vicdanının bakış açısına göre bu bir suçlama değil, bir tespittir: Servet ve soyadı hiç kimseye bu tür bir dokunulmazlık sağlamaz. Aksine, bu kişiler kamusal alanda daha dikkatli, daha ölçülü ve daha sorumlu olmak zorundadır. Aksi halde, bu tür sözler bir bireyin değil, tüm bir sistemin sınıfsal kibirini teşhir eden delillere dönüşür.

2. Mağdur: Kürt Kadınları ve Tüm Kadınlar

Bu dosyanın en belirleyici olgusu, mağdurun Kürt kadınları olmasıdır. Bu kadınlar, tarih boyunca hem cinsiyetleri hem de kimlikleri nedeniyle bir sistemin ötekileştirmesine maruz kalmıştır. Tüm bu baskılara rağmen eğilmemiş ve direnmişlerdir. Bir Kürt kadınının gözlerindeki ışık, bu coğrafyanın en büyük varoluş mücadelesinin yansımasıdır ve bir fıkranın konusu olamayacak kadar değerlidir. Kadınlar genel olarak da bu toplumun en zorlu ve fedakâr üyeleridir; onların alnının teri, nesneleştirilemez ve saygısızlığa uğratılamaz.

Mahkeme, mağdurun statüsünü netleştirmek zorundadır: Burada söz konusu olan, yalnızca bir “espri anlayışı” değil; güç sahibi birinin, güçsüz bir kesime karşı sergilediği bir üstünlük kurma ve aşağılama eylemidir.

3. Tanık: Binali Yıldırım ve İktidarın Sessizliği

Bir diğer kritik tanık ise Binali Yıldırım’dır. Bir dönem ülkenin en üst makamında bulunmuş bir ismin, bu sözler karşısında göstermiş olduğu kıs kıs gülme reaksiyonu, bir “nezaket hatası” değil, bir suça ortaklık ve meşrulaştırma eylemidir. Devlet ciddiyetinin temsilcisi bir ismin, bu tür bir saygısızlık karşısındaki onaylayan sessizliği veya gülüşü, meseleyi şahsi olmaktan çıkarıp kurumsal ve siyasi bir hale dönüştürmektedir. Bu tavır, sistemin bu kibri ne kadar olağan karşıladığının çarpıcı bir göstergesidir.

4. Kıs kıs gülüşün Ardındaki İkinci Amaç

Duruşma salonunun soğuk ışığında, bir eylemin görünen yüzü ile gizli amacı arasında ayrım yapmak gerekir. Binali Yıldırım’ın kıs kıs gülüşü, ilk bakışta sadece kaba bir “fıkraya” eşlik eden bir onaylama gibi görünür. Ancak delilleri biraz daha derinlemesine incelediğimizde, bu gülümsemenin başka bir stratejinin parçası olduğu ortaya çıkar. Rahmi Koç’un ağzından dökülen ve Kürt kadınlarını aşağılayan sözler, aslında bir kamuoyu testidir. Bu testin amacı, toplumda nefret söyleminin sınırlarını yoklamak ve kutuplaşmayı derinleştirmektir. Çünkü kutuplaşma, belirli siyasi çevrelere yarar.

İşte asıl savcılık iddiası şudur: Binali Yıldırım ve arkasındaki bazı çevreler, bu tür provokatif söylemlerle toplumun Kürt seçmenini rahatsız ederek, onların Cumhur İttifakı’ndan daha da uzaklaşmasını hedeflemektedir. Bu uzaklaşma, doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’ın oy tabanını eritmeye yöneliktir. Yani o kıs kıs gülücükler, bir dostluk veya espri anlayışının değil, kasıtlı bir sabotajın işaretidir. Amaç açıktır: Erdoğan’ın tekrar cumhurbaşkanı olmasını engellemek.

Bu iddia, elbette kesin bir kanıt olmadan mahkemece kabul edilmez. Ancak bir olgu olarak şunu not düşmek gerekir: Bir siyasetçinin, kendi liderine sadakatle bağlıymış gibi görünüp, aynı anda liderin en kırılgan seçmen kitlesini düşmanlaştıracak bir sahneye sessiz kalmakla kalmayıp gülerek eşlik etmesi, akla bu ihtimali zorunlu olarak getirir. Zira siyaset göründüğü gibi değildir; çoğu zaman gülüşler, en büyük ihanetin habercisidir.

5. Karar ve Hüküm

Bu olay bir “talihsizlik” ya da “gaf” değildir. Bir sınıf zihniyetinin ve iktidar-sermaye ittifakının çıplak teşhiridir. Ne yazık ki, bu tür olaylarda sıklıkla başvurulan “özür” mekanizması dosyayı kapatmaya yeterli değildir. Toplumsal hafıza, güç sahiplerinin “şaka yaptım” diyerek geçiştirdiği nice incitici sözle doludur. Bu nedenle, bir mahkemenin vereceği en doğru hüküm, bu eylemi ve eşlik eden zihniyeti tekdir (resmen azarlama) etmek olacaktır.

Zira bir toplum, kendi en kırılgan kesimlerine nasıl davranıldığını izleyerek karakter kazanır. Ve bu davadaki somut olay ışığında, sanık ve tanığın sergilediği tablo savunulacak gibi değildir.

Hükmün Gerekçesi: Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir.

Ek Not: Bu bir davet değildir, bir tespittir. Kadınların ve Kürt kadınlarının onuru asla pazarlık konusu değildir. Onlar Jin, Jiyan, Azadî diye haykırmaya devam edecektir.

Şimdi de, ‘KONU ‘KÜRT’ OLUNCA HEM SAMİMİYETLERİ, HEM DE SANALLARI DİLSİZLEŞTİ!’ başlıklı haberimiz..

Rahmi Koç’un Kürt kadınlara yönelik çirkin ifadeleri karsında Rahmi Koç!a ve Koç ailesine yönelik olarak başta iktidarda olmak üzere muhalefet ve bir çok kesimde tepkiler art arda gelirken Ardahanlı bası siyasilerin ve stk başkanlarının sessizliği, samimiyetsizliği ve gün boyu yaptıkları paylaşımları ile bilinen sanllalcılıklarının sus/pus olup dilsizleşmesi, dikkat çekti.

Başta son yapılan yerel seçimlerde CHP ile DEM Parti’nin birlikte ortaya koyulan ‘Kent uzlaşısı’ ile 2. kez Ardahan Belediye Başkanlığına seçilen kentin türkücü Belediye Başkanı Faruk Demir, Ardahanlı AK Parti Esenyurt İlçe Başkanı Togay Çoban, Ardahan Hoçvanlı memur olan başkanı Canan Avşar Uzun’un olduğu ve ‘federasyonlaşacağız’ deyip, demekle kalan Ardahan Kars Iğdır Kadınlar Meclisi ve CHP Ardahan Milletvekili Özgür Erdem İncesu, kadın olan MHP Ardahan İl Başkanı Sevim Köseliören, Mutlak Butlan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğl’nun birlikte çalışmak isteyeceği ileri sürülen CHP Ardahan İl Başkanı Yunus Dündar, Kürt bir kadın olan AK Parti Ardahan İl Başkanlığı kadın Kolları Başkanı Gülten Özdemir olmak üzere bir çok siyasi ve stk”nın mizah ve espri adı altında Kürt kadınlarına yönelik kullanılan aşağılayıcı ve ayrımcı ifadeleri karşında dilsizleştikerl görüldü.

Ardahan’ın ilçe belediye başkanları ile siyasilerinde duymadık, konuşmadık, görmedik dercesine sessiz kaldığı konuya, AK Parti Milletvekili Kaan Koç’tan sonra İl Başkanı Hakan Aydın’ın da ‘”Milletimizin en büyük gücü; farklılıklarımızı zenginlik olarak gören birlik ve kardeşlik ruhudur. Kürt, Türk, Arap, Çerkez, Laz ve bu güzel ülkenin tüm fertleri, aynı bayrağın altında ortak bir geleceği paylaşmaktadır”‘ anlamlı mesajı ile Rahmi Koç’un bu çirkinliğe tepki gösterdi.

Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Metin, iş insanı Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına yönelik aşağılayıcı bir fıkra anlatması ve eski Başbakan Binali Yıldırım’ın bu duruma gülerek eşlik etmesi üzerine gelişen toplumsal ve siyasi tartışmaları ele almaktadır. Yazıda, bu olayın sadece bir gaf olmadığı, aksine sınıfsal bir kibir ve derin bir ayrımcılık barındırdığı farklı bakış açılarıyla vurgulanmaktadır. Gazeteci ve akademisyenlerin yorumlarına yer verilen kaynaklarda, yargı sürecinin başlatılmasına rağmen ekonomik dengeler sebebiyle tam bir hukuki karşılık alınamayacağı yönündeki şüpheler dile getirilmektedir. Ayrıca, bölge siyasetçilerinin ve sivil toplum kuruluşlarının bu hakaret karşısındaki sessiz kalma tavrı eleştirel bir dille irdelenmektedir. Sonuç olarak metin, Kürt kadınlarının onurunu savunurken siyasi aktörlerin samimiyet sınavını ve toplumsal barışın zedelenme riskini kapsamlı bir şekilde sorgulamaktadır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER