Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Hakan Dikmen

BOŞ VER BE YAŞI BAŞI… HAYAT BEKLEMİYOR!

İnsan yaşlandığını aynada fark ediyor sanıyor.
Oysa insanı yaşlandıran aynadaki çizgiler değil; “Keşke” diye başlayan cümlelerin çoğalmasıdır.
Bir sabah saçlarının arasındaki beyazı görüyorsun. Yüzünde daha önce fark etmediğin bir çizgi beliriyor. Elini yüzüne götürüp bir süre bakıyorsun.
Sonra aklından tek bir soru geçiyor:
“Bu kadar zaman ne ara geçti?”
Geçti işte…
Sessizce.
Kimseye sormadan.
Kapıyı çalmadan.
Takvim yapraklarını birer birer düşürerek…
Biz hâlâ yarına hazırlanırken bugün elimizden kayıp gidiyor.
İşte insanın asıl yanılması burada başlıyor.
Hayatı hep bir sonraki güne erteliyoruz.
Bir gün gezerim.
Bir gün dinlenirim.
Bir gün sevdiğime daha çok zaman ayırırım.
Bir gün kendim için yaşarım.
Bir gün…
Ama hayatın bize verdiği en büyük ders şu:
Bazı “bir gün”ler hiç gelmiyor.
İNSAN YAŞLANMIYOR, BAZEN SADECE VAZGEÇİYOR
Yaş almak kötü bir şey değil.
Kötü olan, yaş aldıkça hayattan vazgeçmek.
Bir insanın kırkında da hayalleri olabilir, altmışında da.
Yetmişinde yeni bir yolculuğa çıkabilir.
Elli yaşında yeniden âşık olabilir.
Altmışında yıllardır ertelediği bir kitabı yazabilir.
Çünkü hayatın “Artık çok geç” dediği bir yaş yok.
Bunu bize çoğu zaman toplum söylüyor.
“Bu yaştan sonra olur mu?”
“Artık yaşın geçti.”
“İnsan belli bir yaştan sonra ne yapabilir ki?”
Ne demek ne yapabilir?
İnsan nefes aldığı sürece hayatın içindedir.
Bir insanın yaşı büyüyebilir ama hayalleri küçülmek zorunda değildir.
Takvim yaprakları eksilebilir ama umut eksilmek zorunda değildir.
Yüzümüzde çizgiler çoğalabilir ama gülüşümüzün hakkını vermekten vazgeçmek zorunda değiliz.
BEYAZ SAÇLARIN DA BİR HİKÂYESİ VAR
Aynaya biraz daha farklı bakalım.
O beyaz saç, sadece geçen yılların işareti değil.
Belki bir annenin gecesi…
Belki bir babanın mücadelesi…
Belki kaybedilen bir dost…
Belki yaşanan bir aşk…
Belki yıllarca susarak taşınan bir acı…
Belki de kahkahalarla geçen güzel günler.
Her çizginin bir hikâyesi var.
Bu yüzden aynadaki yüzümüzden utanmak yerine ona teşekkür etmeliyiz.
Çünkü o yüz, bizim hayatımızın arşividir.
Gençken güzel görünmeye çalışıyoruz.
Yaş aldıkça güzel yaşamaya çalışmalıyız.
Aradaki fark çok büyük.
BUGÜN ARA O İNSANI
Şimdi kendine bir iyilik yap.
Uzun zamandır konuşmadığın birini düşün.
Bir dost…
Bir kardeş…
Bir akraba…
Belki de yıllardır “Bir ara ararım” dediğin biri.
Ara.
“Ne yapıyorsun?” de.
“İyi misin?” de.
“Özledim seni” de.
Bunun için özel bir güne ihtiyacın yok.
Çünkü sevdiklerimizi aramak için takvimde özel bir gün beklemek, hayatı yanlış anlamaktır.
Bir insanın değerini, onu kaybettikten sonra anlamanın hiçbir anlamı yok.

Bazı telefonlar zamanında açılmalı.
Bazı sarılmalar ertelenmemeli.
Bazı “Seni seviyorum”lar gurura kurban edilmemeli.
Çünkü hayat, gurur yapamayacağımız kadar kısa olabilir.
MUTLULUĞU BÜYÜK ŞEYLERDE ARAMAYIN
Bize yıllarca mutluluğun büyük şeylerde olduğunu söylediler.
Çok para…
Büyük ev…
İyi araba…
Başarı…
Şöhret…
Oysa insan biraz yaşayınca başka bir şey öğreniyor.
Mutluluk bazen sabah içilen bir çaymış.
Bir dostun kahkahasıymış.
Evde huzurmuş.
Bir sofrada toplanabilmekmiş.
Telefonun ucundaki sevdiğinin sesiymiş.
Gece başını yastığa koyduğunda vicdanının rahat olmasıymış.
Meğer insanın en büyük zenginliği, hesabındaki para değilmiş.
Hayatında gerçekten yanında olan insanlarmış.
O HALDE BOŞ VER BİRAZ…
Boş ver be yaşı başı!
Yüzündeki çizgileri fazla kurcalama.
Saçındaki beyazı saklamak için kendine kızma.
Geçmişte yaptığın hataları her gece yeniden yargılama.
Herkesi memnun etmeye çalışma.
Her şeyi kontrol edebileceğini sanma.
Bazı şeyler olduğu gibi kalsın.
Bazı insanlar gitsin.
Bazıları gelsin.
Bazı yaralar zamanla kapansın.
Bazı sorular cevapsız kalsın.
Sen yeter ki hayatın içinde kal.
Gül.
Hem de içinden geldiği gibi.
Sev.
Korkmadan, hesap yapmadan.
Yaşa.
Ertelemeden.
Çünkü kaç bahar daha göreceğimizi bilmiyoruz.
Kaç sabah daha uyanacağımızı bilmiyoruz.
Kaç kez sevdiklerimizin sesini duyacağımızı bilmiyoruz.
Bildiğimiz tek şey var:
Şu an buradayız.
Ve hayat, tam da şu anda yaşanıyor.
Belki de mesele kaç yaşında olduğumuz değil.
Kaç yaşında hissettiğimiz de değil.
Mesele, bize verilen yılların kaçında gerçekten hayata dokunabildiğimiz.
O yüzden aynaya baktığında çizgilerini sayma.
Yaşadığın güzel günleri say.
Beyazlarını gizlemeye çalışma.
Onların hangi hikâyelerden geldiğini hatırla.
Ve sakın “Artık çok geç” deme.
Çünkü nefes aldığın sürece, hayatın hâlâ söyleyecek bir sözü vardır.
Sonra bir gün…
Birileri senin ardından yaşını değil, nasıl yaşadığını konuşacak.
İşte geride bırakmak istediğin miras tam olarak bu olsun.
Çok yaşamak değil; yaşadığın zamana çok hayat sığdırmak.
Çünkü…
Takvim yaşlandırır, ama pişmanlık tüketir.
Ve unutma:
Hayat beklemiyor.
Sen de bekleme.
Gül gülebildiğince…
Sev sevebildiğince…
Ve yaşa…
Yaşayabildiğince.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER