Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Sevinç Akçetin

ÇOCUKLARIN GÜVENLİĞİ TASARRUF KALEMİ DEĞİLDİR..

Bugün 10 yaşındaki Eslem Bulut okuldan evine dönemedi.
Başakşehir’de bir okulda yaşanan saldırıda hayatını kaybetti.
Bir çocuğun okulda hayatını kaybettiği bir gün, artık bazı soruları yüksek sesle sormamız gerekiyor:
Okullarımız ne kadar güvenli? Çocuklarımızı kim koruyor?
Yaşanan bu olayın bütün ayrıntılarını, varsa ihmalleri ve sorumlulukları elbette yürütülen soruşturma ortaya çıkaracaktır. Henüz bilmediğimiz bir şeyi biliyormuş gibi söylemek doğru olmaz.
Ben bugünkü saldırının, okulda güvenlik görevlisi bulunmaması nedeniyle gerçekleştiğini iddia etmiyorum.
Ama bugün, devlet okullarındaki güvenlik sistemini sorgulamak zorundayız.
Çünkü mesele yalnızca bugün yaşanan olay değil.
BAHÇE GÖREVLİSİ GÜVENLİK GÖREVLİSİ DEĞİLDİR
Devlet okullarında temizlik ve diğer personel ihtiyaçlarının karşılanmasında İŞKUR üzerinden TYP gibi geçici programlardan yararlanılıyor.
Bazı resmî ilanlarda ise görev tanımının “Bahçe Görevlisi (Güvenlik)” şeklinde yapıldığını görüyoruz.
Ben tam da buraya itiraz ediyorum:
Bahçe görevlisi güvenlik görevlisi değildir.
Polis değildir.
Özel güvenlik görevlisi değildir.
Güvenlik, yalnızca okul kapısında bir insanın bulunması demek değildir.
Okula kimin girip çıktığını kontrol etmek, tehlikeli veya şüpheli bir durumda nasıl hareket edeceğini bilmek, gerektiğinde kolluk kuvvetleriyle irtibat kurmak ve kriz anında doğru müdahaleyi gerçekleştirmek ayrı bir mesleki sorumluluktur.
Peki bahçe görevlisi bunun eğitimini aldı mı?
Bu konuda hangi yetkilere sahip?
Bir saldırı anında ondan ne yapmasını bekliyoruz?
Görev tanımının yanına parantez içerisinde “güvenlik” yazmamız, o insanı güvenlik görevlisi hâline getirmez.
Üstelik bu durum yalnızca çocuklarımız açısından değil, çalışan açısından da sorgulanmalıdır.
Gerekli eğitimi, yetkisi ve imkânı bulunmayan bir insandan olası bir tehlike karşısında çocukları korumasını beklemek, o çalışanı da taşıyamayacağı bir sorumluluğun altına sokmak değil midir?


BEN BU SİSTEMİN İÇİNDE ÇALIŞTIM
Bunları dışarıdan konuşmuyorum.
Ben de TYP kapsamında bir okulda çalıştım.
Altı ay çalıştım. Okullar ara tatile girdiğinde işim sona erdirildi. Okullar yeniden açıldığında tekrar işe alındım.
Dolayısıyla bu sistemin çalışan açısından nasıl işlediğini yalnızca bir yerlerden okuyarak değil, bizzat yaşayarak gördüm.
Kurumun bunu hangi gerekçeyle yaptığını kesin olarak söyleyemem.
Ama yaşadığım şey bana bazı sorular sorduruyor:
Okulun personel ihtiyacı devam ediyorsa çalışan neden işten çıkarılıyor?
Okullar yeniden açıldığında aynı ihtiyaç devam ettiği için neden tekrar işe alınıyor?
Ve bu kesintili çalışma biçiminin çalışanın kıdemi, işsizlik ödeneği ve diğer sosyal hakları bakımından sonuçları nelerdir?
Ben bunların açıklanması gerektiğini düşünüyorum.
Eğer uygulamanın başka bir hukuki veya idari gerekçesi varsa yetkililer açıklasın; biz de bilelim.
Çünkü kamusal bir istihdam programının nasıl ve neden uygulandığını sorgulamak vatandaşın en doğal hakkıdır.
TEMİZLİK DE GÜVENLİK DE GEÇİCİ BİR İHTİYAÇ DEĞİL
Asıl mesele ise bundan daha büyük.
Bir okulun temizlik ihtiyacı geçici değildir.
Bir okulun güvenlik ihtiyacı geçici değildir.
Çocuklar birkaç aylığına öğrenci değildir. Okullar da birkaç aylığına okul değildir.
O hâlde sürekli devam eden ihtiyaçları neden geçici çözümlerle karşılamaya çalışıyoruz?
Temizlik personeli temizlik yapmalı.
Bahçe görevlisi kendi görevini yapmalı.
Çocukların güvenliğinden sorumlu olacak personel ise bu iş için eğitilmiş, yetkilendirilmiş ve görevi açıkça belirlenmiş kişilerden oluşmalı.
“VELİDEN PARA İSTEMEYİN.” PEKİ OKUL NEYLE ÖDEYECEK?
Burada başka bir çelişkiyle karşılaşıyoruz.
Okullara, “Velilerden zorunlu para toplamayın” deniliyor.
Doğru.
Devlet okulunda eğitim gören bir çocuğun temiz bir ortamda eğitim alması veya güvenliğinin sağlanması, anne ve babasının cebindeki paraya bağlı olmamalı.
Peki okulun yeterli bütçesi yoksa ne olacak?
Temizlik personelinin ücretini kim ödeyecek?
Özel güvenlik görevlisini kim çalıştıracak?
Okulun diğer zorunlu giderleri hangi kaynakla karşılanacak?
“Veliden para isteme” demek yetmez. Okula ihtiyacı olan bütçeyi de vermek gerekir.
Aksi hâlde okul yönetimini ve veliyi birbirinin karşısına koyuyoruz.
Veli haklı olarak, “Devlet okuluna çocuğumu gönderiyorum, neden benden para isteniyor?” diye soruyor.
Okul yönetimi ise ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kaynak bulmaya çalışıyor.
Oysa tartışmamız gereken asıl soru şudur:
Bir devlet okulunun temel ihtiyaçları neden velilerin ekonomik imkânlarına ihtiyaç duysun?
Devlet okuluna giden bir çocuk ile özel okula giden bir çocuğun güvenliği arasında, ailesinin ekonomik durumundan kaynaklanan bir fark oluşmamalıdır.
Bir anne-babanın önüne fiilen, “Ya mevcut şartları kabul et ya da paran varsa özel okula gönder” şeklinde bir seçenek konulmamalıdır.
Çünkü güvenli eğitim satın alınan bir ayrıcalık değil, her çocuğun hakkıdır.
BUGÜN ESLEM EVİNE DÖNEMEDİ
Bugün yaşanan saldırının hangi şartlarda gerçekleştiğini ve güvenlik konusunda bir ihmal bulunup bulunmadığını soruşturma ortaya çıkaracaktır.
Bir kişiyi veya kurumu elimizde olmayan bilgilerle suçlamak doğru olmaz.
Ama bu, soru sormayacağımız anlamına da gelmez.
Tam tersine, 10 yaşındaki bir çocuğun okulda hayatını kaybettiği bir gün bu soruları sormak zorundayız.
Her devlet okuluna ihtiyacına uygun ve yeterli bütçe ayrılmalıdır.
Temizlik için yeterli ve sürekli personel bulunmalıdır.
Güvenlik ihtiyacı varsa bu sorumluluk bahçe görevlisinin omuzlarına bırakılmamalı; bu iş için eğitim almış ve yetkilendirilmiş personel görevlendirilmelidir.
Okullar temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için velilerin cebine bakmak zorunda bırakılmamalıdır.
Geçici istihdam programlarının çalışanların sosyal hakları üzerindeki sonuçları da açıkça tartışılmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca okulun kapısına bir insan koymak değildir.
Mesele, sabah çocuğunu okul kapısından içeri bırakan bir anne veya babanın, akşam onu aynı kapıdan sağ salim çıkaracağına güvenebilmesidir.
Bugün bunu Eslem için söylemek artık çok geç.
Başka çocuklar için geç kalmayalım.
Çocukların güvenliği tasarruf kalemi değildir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER