Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Şener Şen’in filminde ki namuslu..

36 yıllık gazetecilik hayatımda sıkça rastladığım ve elimde geldikçe kalemimle nefeslerini kesmeye çalıştığım namuslu, namussuzlarla uğraşmaktan yoruldum desem hem kendime, hem de mesleğime ihanet etmiş olurum..

Çünkü değil yorulmak, onca namuslu, namussuzlarla uğraşmaktan olağanüstü zevk alıp, tatmin olduğumu bir ben, birde beni yaratıp, bu görevi bana veren Allah bilir..

Evet..

Şu bir kaç aydır yaşadığımız ve yazdığımız on iki olayda da aynı zevki, aynı duyguyu yaşadığımı bilmesini istediğim okurumun da fark etiğini sandığım kırmızı taytlı, 5 aylıklı validen sonra şu yasal olarak yasak olmayan ama dini inancımız gereği haram olan domuz meselesi yetmedi ARÜ’de yaşananlarla ilgili haber ve yorumlarımın birilerini bir hayli kıskandırıp, acıttığı gibi, etrafımda ne kadar namuslu geçinip, namussuz olduğunu da yönetmenliğini Ertem Eğilmez’in yaptığı ve başrolünde Şener Şen’in oynadığı 1984 yapımı Türk komedi filmini izler gibi oldum.

Ve; ‘Halk sağlığı için’ denen ve “iki, tane ayyaşın yaptığı yasa muteber oluyor da dinin emrettiği bir yasanın sizin için neden reddedilmesi gerekiyor?” sorusuna cevap arandığı ülkemde, “İki, Üç ayyaş” diye suçlanan ama bu ülkenin kurucu liderlerinden 2.’si olan Malatyalı İnönü, “Bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur.” sözünü de hatırlıyorum..

Namusluların cesaretinin gölgesinde bile korkan Namussuz kavramına gelince, uzun uzun sözlük anlamını anlatmaya gerek yok. Çünkü anlatsam da ne o kadar sözlük, nede ben anlatamam.. Çünkü namus kavramını namussuzların anlayacağı bir şey değil..

Ancak, hatırlasanız son çıkan torba yasalardan birinde, küçük yaştaki çocukların suç işlemesi hâlinde büyükmüş gibi muamele görecekleri kabul edildiğini ve şu 2 yıla yakındır tartışılan ve haftanın başında rekor bir oy ile kabul edilen adı Kürt Sorunu olan ama gelecek tepkiler minimize etme adına adı, ‘‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi’ yetmedi ‘Terörsüz Türkiye’ konulan kanun teklifi gibi yine rekor bir oy ile Meclis’te imzalanarak yasa hâline getirilmişti.

Başta, “Türkiye Pazar Günü yeni bir sabaha uyanacak” diyen Adalet Bakanı olmak üzere birçok kişi, “İyi iş yaptık.” derken neden o çocukların çocuk yaşta suç işlediklerini, neden suça teşvik edildiklerini araştırmak ve buna yönelik önlem almak konusunda hiçbir adım atmamış; Eğitmek, öğretmek ve kurallara uyan insan yetiştirmek, yollar yapmaktansa olağanüstü arttırılan Trafik cezaları gibi ceza artırımına sevinmişlerdi.

Bu arada bugünkü yazımızla ilgili olmazsa da çokta ilgisi olan buraya bir ara notu düşelim..

Çünkü, son kanun teklifine verilen 497 oyun AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olması ve mevcut Anayasanın yeniden ve baştan aşağı değiştirilmesi için gereken 360 oyun ön hazırlığı için yapılmış bir hazırlık maçı olarakta değerlendirile bilinir.. Çünkü asıl hedefin bahsi geçen konudan çok Anayasa olduğu da tartışılan konuların başında geldiğini gözen kaçırmamak gerek.. Yani bugünden itibaren başlayacak gündem oluşturma ile sıranın Anayasa olacağını ve yeni Anayasa şimdiden hayırlı olsun diyebiliriz..

İnanmıyorsanız; ‘Rekor’ denecek olan ve Anayasayı değişmeyi aklına koyan iktidarı bile şaşırtan 497 oyun kullanıldığı günden bir gün önce Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “Türkiye Pazar Günü yeni bir sabaha uyanacak” sözü ile MHP’den öte iktidar ortağı olan DEM’in serin durup, ‘Ne olacaklar?’ denen Demirtaşları bile ağzına almayıp, susmasını, ‘İktidarın gölge ortağı dediğim Özür Özel’li eski CHP’li, yeni Yeni Partililerin onaylarını da hatırlayıp, gelişmeye bir da bu yönde değerlendirin diyerek bu iddiamı da bugünkü yazıma konu olanla alakası olmasa da arada buraya not düşeyim dedim,

‘Çok bilmiş’ kesildiysem özür.. Çünkü amacım ukalalık değil, yerele dalmışken ulusal gündemi tutup, kaçırmamaktı..

Neyse deyip, bugünkü konumuza, yazımıza yani “Bir memlekette namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur.” sözüne dönecek olursak karşımıza bu kez Şener Şen’in filminde sıkça geçen ve namuslu geçinmeye direnenlerin karşısına sıkça çıkan ve sıkça dillendirilen ‘namussuz, namuslu’ sözünü hak eden büyükler değil, kimin namuslu, kimin namussuz olduğunun farkına bile varmayan çocuklar çıkıyor..

Ve aynı çocukların, namussuzlar dediklerimiz tarafından suça teşvik edildikleri gibi; Çocuğa tecavüz, kadına sarkıntılık ve tetikçilik gibi adi işler dolayısıyla Gürcistan ya da İran’da da olsa getirilip, Ardahan T Tipi Cezaevi dâhil ülkede ki tıka basa dolu cezaevlerine konulduklarını biliyorduk.

Şimdi, ‘Ula hani kablo’ diyerek şu son günlerde yaşanılanlara, yazdıklarıma ve bunca yaşanan gerçeklere karşın sahada namuslu geçinip, namussuzluğun en daniskasını yapanların ‘Modern çeper dibi’ dediğim sanal ortamda bana yönelik paylaştıkları namussuzca mesajlarına…

Her yazılanı, ne anlatmak istediğini okumadan, anlamadan, algılamadan, ‘iş olsun torba dolsun..’ dercesine her yazılana, yazdığıma veya her konuya, “maydanoz olsun” misali o küçük beyinciklerinin emir ettiği ön yargıyla sözde mesajlar paylaşanların aslında gerçekleri yazan, anlatanların namuslu çabalarını örtme telaşlarının şaşkınlığıyla ortaya koydukları namussuzluklarından öte bir şey değildir.

Çünkü bu namuslu, namussuzlar asıl suçlulardır, domuzun haram olduğunu emir eden dinimizin ‘Oda suçtur’ dediği namussuzluğun suç ortaklarıdır.
Ve son soru ile koyalım bir kez daha noktayı hem de en kırmızısından..
Neyi, kimi, kimleri anlatmaya çalıştığımız anladınız mı, pardon o filmi, Şener Şen’in ‘Namuslu’ filminde anlatılmak isteneni anladınız mı?

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..

Gazeteci Fakir Yılmaz, kaleme aldığı bu yazıda meslek hayatı boyunca karşılaştığı toplumsal yozlaşma ve etik değerlerin yitimi konularını sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, toplumdaki “namuslu” ve “namussuz” ayrımına odaklanarak, dürüst insanların kötülük karşısında en az suçlular kadar cesur olması gerektiğini savunmaktadır. Metinde, güncel siyasi gelişmelerden yeni Anayasa tartışmalarına, çocuk suçluluğundan yargı reformlarına kadar geniş bir yelpazede eleştiriler sunulmaktadır. Özellikle yerel ve ulusal sorunların birbirine karıştığı bu dönemde, gazetecilik görevini gerçekleri haykırarak sürdürme kararlılığı vurgulanmaktadır. Yazar, kendisine yönelik sanal saldırılara ve toplumsal ikiyüzlülüğe karşı boyun eğmeyeceğini açıkça ifade etmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin içinden geçtiği siyasi ve ahlaki dönüşümü bir gazetecinin gözlem ve deneyimleri üzerinden sorgulamaktadır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER