Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Bir hakim Amerika’nın eşkıyalığına son verir mi?

Yeni bir Suriye cenderesinin içine girdiği görülen Ülkemizde Adaletin devasa adliye binaları yapmakla sağlanamayacağının tartışıldığı bir zamanda dünyanın kabadayısı, mafya lideri, işgalci yani dedesi kerhaneci olan Trump‘un ‘Kral‘ benim dediği, ben ise  gibi dünyanın cendermesi dediğim Amerika’nın diktatör denen Venezuela’nın liderini eşiyle birlikte Venezuela’nın devlet sarayından alıp, ülkesine kaçırmasının tartışıldığı bir zamanda şimdi de Danimarka‘nın olan Grönland adası tartışılıyor.

Yani Danimarka’nın özerk adası olan ve bir çok ülkedeki gibi Danimarka tarafından asimilasyon politikaları uygulandığı ileri sürülen ve yerli halkın bağımsızlık istediği çokta konuşulmayan, memleketim Ardahan gibi soğuklarıyla ünlü, kıta kadar büyük olan Gröland adası da Venezuela başkanı, eşi ve kendisi gibi dünyanın cendermesi pardon ‘Yeni kralıyım..’ diyen Amerika‘nca her an kaçırıla bilinir..

Çünkü genelde yakın bölgesini, özelde ise yer örtüsü %80 düzeyinde buzlarla kaplı olan ve küresel ısınma dolaysıyla eriyen buzların açtığı alanın yarından daha yakın bir zamanda balıkçılık, tarım, hayvancılık ve hidroelektrik olanaklarının Grönland’ı topraklarına katma düşüncesi sağ popülist, ve ‘Deli Dana Hastalığına yakalandığını düşündüğüm ülkenin, Amerika’nın başkanı Trump’la ilk kez ülkenin gündemine gelmediğini, aslında bu talebin geçmişi 1823 yılında dönemin Başkanı James Monroe’nun, Batı Yarım Küreyi ABD’nin nüfuz alanı olarak görme düşüncesine dayanan, emperyalist doktrine dayandığını da görmekteyiz.

Ha bu arada dünyanın bir yanından yani unutulan, unutturulan fetonun mezarının yanı sıra bir çok cemaat üyesinin de bulunduğu okyanus ötesinde bunlar yaşanırken ülkemize sınır Suriye’de de ciddi gelişmeler yaşanıyordu.

Ve benim baştan beri dediği gibi yine aynı Amerika’ca oynanan karanlık oyunlarından biride Suriye’de patlak veriyor, Kürtlerle daha dün terörist denen başka bir çete denen Ahmed eş-Şara‘nın başında olduğu derme çatma sözde Şam yönetimi ve çoğu paralı olan dış destekli çete denenler arasında çatışmalar da gün geçtikçe artarak yaşanıyordu.

Okyanus ötesinde bunlar yaşanırken bu yakada yan, Türkiye’nin saha dışında bırakılıp, bekleme tribününe alındığı ama Suriye-İsrail’in aynı masada oturtulduğu Ortadoğu‘da yaşanan bu gelişmeleri takip ederken dikkatimi çeken en önemli diğer bir gelişme ise Adalet denen sistemin Amerika’da nasıl işlendiği idi.

Çünkü onca ülke de bu konu hep sorunlu olurken bugün eşkıyalığına soyunan Amerika’da, Amerikalıları en çok güvendiği Adalet sistemi dünyada ki diğer ülkelerde ki Adalet uygulamasından kat kat iyi bir o kadar güvenilir, sağlam olduğunu sananlarına içinde gelenlerdendim..

Ve rahmetli Kemal Sunal‘ın başrolünü oynadığı ‘Hanzo’ filmini hatırlatan görüntülerle Amerika’nın o geniş, şehir planına uygun cadde ve sokaklarında eşiyle birlikte gezdirilen bir diktatör olan Venezuela başkanı Maduro‘yu önce avukat ve sonra en üst düzey savcı eşiyle birlikte madara edip, uluslararası kurallarını hiçe sayarak yargılayacak denen ABD’nin yargı sistemine bakıp, Amerikalı bir veya birçok hakimin vereceği karara kilitleniyorum.

Ve sık sık ‘Adalet’ mitingler ve de eylemlerin yapıldığı bizim ülkemizde ki hakim ve savcıların başını çektiği Adalet sistemimizle de karşılaştırmayı da düşündüğüm ABD’nin Adli sistemine göre Amerika’nın hakimlerinin karar almada nasıl bir yol izleyip, nasıl bir karar vereceğini  düşünüyorum.

Ve dünyanın en iyi adalet sistemine sahip ilk 10 ülkesine baktığımda ise ilk 10 ülkenin bir çoğunun aynı Amerika’nın baskısı altında olduğunu görürken aynı listede yani hukuk, adalet denince ilk on da olmayan bir Amerika olduğunu da görüp, şaşırmıyor ve kaçıncı sırada yer aldığını da merak edip, bir vicdan hukukçusu olarak bakmaya devam ediyorum.

Ve ilk 5’te yada 10’da göremediğim Amerika Birleşik Devletlerinin Adalet sisteminin dünyanın en köklü yargı sistemlerinden biri olarak bilinen ve oldukça ayrıntılı ve karmaşık bir yargı sistemine sahip olduğunu görüp, okuyor, üzerinde uzun uzun düşünüyorum..
Federal bir cumhuriyet olarak yönetilen ülke, gücün ulusal ve eyalet hükümetleri arasında dağıtıldığı bir yapıya sahiptir. Bu kapsamlı çerçeve, çeşitli bölgelerde hukuk ve adalete farklı yaklaşımlar sağlar. Ülke, kayda değer ekonomik gücü ve güçlü askeri gücüyle tanınır ve yargı sistemi, vatandaşlarının haklarını korurken aynı zamanda düzeni sağlamak üzere tasarlanmıştır.’ diyen ABD’nin yargı yani Adalet sisteminin baş aktörü hakimlerinin dayandığı yasa ve kanunların ne olduğuna bakıyorum.

Bizimkilerin adını duyduğunda, ‘Vatan-Millet-Sakarya’ diye bağırdığı eyalet sistemi ile idare edilen FEDERAL YARGILAMA SİSTEMİ VE BU SİSTEM İÇİNDE CEZAİ YARGININ YERİ VE İŞLEYİŞİ başlığı ile anlatılan Amerika’da her eyalettin kendi yargı sisteminin yanında en üst mahkeme denen yani Anayasanın ilk on ek maddesi hak ve hürriyetler beyannamesi olarak düzenlenmiş ve halkın ve hakimlerin temel haklarını vererek onları hükümetlerin, idarecilerin haksız davranışlarından korumayı amaçladığını da görmekteyiz.

Ve dönüp, buradan oraya yani ‘kardeşim’ denenin eşkıya usulü ile kaçıran ‘dostum’ denilenin ülkesinde ki hakimlerin uluslararası hukukun yok sayılıp, eşkıya, zorba yöntemlerle götürülen Amerika’da ki hakimlerin Amerika yani ABD’nin eşkıyalığına son verecek bir cesarette, yürekte olup olmayacaklarının sorup, merak ediyorum.

Ortodoks Yahudi kimliğiyle tanınan, 11 Eylül bağlantılı dosyalara bakmış ve Trump gibi bir hayli yaşlı olan 92 yaşında ki Federal Yargıç Alvin Hellerstein olduğunu da öğrenirken yaşı bir hayli ilerlemiş olanların vereceği, alacağı kararların ne kadar sağlıklı olduğu yönünde ülkemiz Adliyelerinde görülen onca davada sorulduğu gibi soruyorum..

Çünkü o yaşa gelmişlerin başta hipertansiyon, diyabet (şeker hastalığı), osteoporoz, tiroid hastalıkları gibi dahili problemlerin yanında Demans yani unutkanlık, depresyon, anksiyete, idrar kaçırma, beslenme bozuklukları, düşkünlük gibi geriatrik sendromlar ile uğraştıklarını belirten sağlık camiasının verdiği raporlar sonucu bizim hakimlerimizin verdiği kararlarında çok konuşulduğu bir ülkedeyiz..

Ve ABD’nin Anayasasına ve yargı sistemine bağlı hakimlerin bağımsız denen jürilerle birlikte aldıkları kararlarla sözüm ona dünyanın en iyi hukuk ve hakim sistemine örnek gösterilseler de ‘En Güvenilir ve Güvende’ denen ‘Dünya Hukuk Sistemi‘nde, ilk 5  veya 10’da olmasalar da 12. sırada olmaları da o çok aranan Adalet için bir umut diye bakanlardanım..

Ha bu arada ABD, Amerika hukuk sistemi demişken, ‘Suriye’de Kürtler olmaktansa yeni başka bir şeyler olmalı’ diyen ama gün geçtikçe İsrail’in tamda istediği alanlar açan bir dış ve iç siyaset izlediği ile eleştirilen ve güçlü bir genel aftan ziyade tıka basa dolu cezaevleri azda olsa rahatlatan paketlerle yargı sistemini düzeltmeye çalışan ülkemiz yani ‘12. Yargı paketi hazırlanıyor..’ denen Türkiye’nin, 2025 yılında hukuk üstünlüğü endeksinde bir sıra daha gerileyerek, 143 ülke arasında 118. sırada yer aldığını da öğrenmiş ve de üzülmüş bulunmaktayım..

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER