Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

SAVAŞ VE GAZETECİLİK..

Yazıma başlamadan önce ANKA Haber ajansında ki meslektaşlarına geçmiş olsun derken, bu gazetecilerin neden gözaltına alını, işlerini yapmalarına engel olunmaya çalışıldığını merak ediyordum.

Çünkü bir zaman benimde, üzerinde bir durak, bir antrepo olmadığından Doğu Expersi dahil, Çin’den kalkıp, Kafkaslara doğru her gün gelip, geçen trenlerin durmadığı Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunun yanı başında geçtiği Çıldır Aktaş göllünün kuşlarını fotoğraflarken aynı durumu, yani ‘Dur, sen Askeri Bölgeyi fotoğrafladın, çektin..’ diye davalık olduğumu hatırlıyordum..

Evet, benim de, benim yetiştirdiğim gazetecilerin de başına gelen benzer bir olayı yaşayan ANKA’ya, ‘Sen İncirliği çekmişsin’ diyen anlayışını borazanı olduğu söylenen TRT’de İran ile ilgili savaşı haberlerini izlerken onunda başta Kıbrıs’ta ki İngiltere üslerinin olduğu alanları olmak üzere İncirliğe benzer diğer ülkelerde ki üslerin şakır, şakır haber diye veriyordu.

Amerika ile İsrail ittifakının Avrupa’yı saha dışına itip, ‘Siz olmazsanız da biz, bölgedeki kukla ve emir kulu dikta emirlerle, krallarla, şeyhlerle, bizi çocuklar darbecilerle yani kısacası kendi kamuoyuna bize küfür eden, arkadan bizle ortak hatta bir dediğimiz iki yapmanın dostum dediklerimizle gizli ortaklarımızla  ortaklarımızla hal ederiz..’ diyerek, Yahudi Kraliçe Ester’in Persleri kurtardığı söylenen ama bugün adı Molla İran denen ülkeye yönelik yapılan savaşı ekranlarına taşıyan televizyon kanallarının bu haberi veriş şekli dikkatimi çekiyordu..

Çünkü günlerdir sabah kadın ve yemek programları ile ekranlarını dolduran akşamlar savaşa ve savaş taktiğine çevirmiş olan televizyonların, adına BOB pardon Arap baharı denilen zemheri ile birlikte estirilen rüzgarla önce Suriye, sonra Libya ardından da İran’da gelen haberleri ‘son dakika’ olarak verirken geriye kalan ekranlarında ya erken spor tartışmaları yada diziler olduğunu görüyoruz..

İnanmıyorsanız eğer Ardahan’ın en yüksek dağı olan bir yakası Çıldır gölünü besleyen, diğer yakası Hoçvan’ın 21 pare köyüne verilemeyen su kaynağı olan Kısır dağı eteklerinde kavga edip, güreştiği Kiziroğlu’na yenilen Bolu Beyi sanan ve kendisini oralara taşıyan Kılıçdaroğlu’nu arkadan bıçaklayanların başını çeken,  ardından ‘Adalet’ tişörtünü giyip, Ankara’dan İstanbul’a yürüyen aynı Kılıçdaroğlu’na özenip, bizim türkücü başkan gibi o yedikçe şişen göbeğin sığmadığı ‘Değişim’ tişörtü ile Ankara’ya yürüyen sahte Bolu beyi ile ilgili gelişmelere bakın..

Çünkü anlattığı aynı basın ve medya CHP Genel Merkezi önünde otobüsün üstüne çıkıp, Kılıçdaroğlu’na sandalyeyi attığı günlerde benimde bu köşede, ‘Bolulu Adalet mi Arıyor?’ diye yazıp, eleştirdiğim CHP’li  Bolu Belediye Başkanın gözaltına alınıp, İmamoğlu ve onca belediye başkanı gibi tutuklanmasını bile doğru dürüst göremeyen, bu haberi de normalmiş gibi alt bant haberle geçiştiren ve her zaman ki gibi gerçek gündemi de saklamak adına günlerce savaş tam tamları çalıp, askeri, polisi sınır ötesine, Suriye’ye, Libya ve Irak’a hatta Çad’a gönderen daha sonra normale dönen aynı basın ve medya kanalları, dağların korumasın da olan İran coğrafyasında gelen şok edici kara haberler ile füze dolu haberleri ‘son dakika’ logosu altında normal bir habermişcesine gibi alt geçişle veriyordu..

Çünkü içine bulundukları havuzda bir birine benzer aynı kulaçları atıp, ellerine aldıkları çubuklarla, bidonlarda yaktıkları ateşler eşliğine sınıra yakın bir yerde canlı yayınla savaş tam tam tamlığı ve baronluğu yapan aynı medya ve basına bağlı tv kanalların zavallılıkları da ortaya çıkıyordu..

Bunun en son örneği şu günlerde canlı olarak izlediğimiz İran savaşında da görmekteyiz. Yani iktidarın bile tereddütte olduğu ve nasıl bir duruşta bulunulması gerektiğini düşünüp, başında olduğu ülkenin sınırlarının yanı başında yaşananlara bir çıkış yolu ararken, aynı basın ve medya bölgede, ‘büyük bir çatışma yaşanıyor’ diyerek verdiği haberlerine bile tereddütle, hatta inanmakta zorlanan ve imkan olsa yani  toplum baskısı olmazsa haberini bile vermekten kaçınıp, yeniden pengaen kılığına girecek olan bir medya ve basının var karşımızda..

Yani bir taraftan savaş tam tamlığı yapan diğer yandan yaşananları bol savaşlı diziler ile başta gençlere olmak üzere tüm topluma empoze eden ama bunu da ustaca gizlemeye çalışan bir medya ve basının çalışanlarının gazeteci değil, hepsi birer savaş uzmanı gazeteciler ile şimdide liderleri öldürülerek devre dışı bırakılan gazına, petrollüne muhtaç olduğumuz ve Azeri Türkü, dili bilinmeyen, kimliği verilmeyen Kürdü milyonlarca soydaşımız olan komşu Pers İran’da ki savaşını izliyoruz.

Evet, bu durumunun yaşandığı ülkemde gazeteciliğin nasıl yerlerde süründüğü ve gazetecilikten ziyade hükümetin politikalarını yayınlayan birer kanal haline gelen medya ve basının her dakika bir bakanın açıklamasını canlı verip, cumhurbaşkanı ve bakanlara saatler ayırırken bölgede yaşana  savaş haberlerini de İletişim Başkanlığında gelecek olan resmi bir açıklamayı saatlerce bekledikten sonra kısa ve normal bir habermiş gibi alt bant ile verip, geçiştirilir ülkemde..

Öte yandan bayan muhabirler dâhil hepsi birer savaş uzmanı olan gazetecilerin eşliğinde izlemeye devam ettiğimiz aynı basın ve medyanın şu günlerde hem savaşı açan Amerika ile İsrail’e sessiz, sakince yani ‘Eyyy..’ demeden karşı olduğunu belirten yani adeta desinler için  tepki gösteren hem de saldırıya uğrayan komşusu İran’a adeta ‘Sen niye karşılık veriyorsun?’ dercesine eleştiren çokta samimi olamayan açıklamaları da çok önemli ve son dakika haberi olarak değerlendiriyordu..

Bilmem ama bana sorarsanız çatışmaların, kavgaların, insan, millet, halk ayrımı yapmadan tüm savaşların yürekleri yaktığını, aç kalan çocukları için anaları ağlattığını art arda gelen savaş haberlerinin er geç kendi kapımızda çalacağını ve buna yönelik acil önlemleri samimi, gerçekçi, tarafsız bir medya ve basın aracılığı ile halka, kamuoyuna hemen anlatarak ve en önemlisi iç barışı unutmadan, acilen hatta güçlü bir genel af ile hızlandırarak ülkede ve tüm dünya da hemen barışı istemek için sesimizi yüreklice yükseltmemiz gerekir derim..

Cumhurbaşkanı TV

Televizyonu olmayan tek vilayet konumunda olan Ardahan’ın sesini duyuma adına ilk günlük, ilk renkli, ilk ve tüm ilçelerinde günlük gazeteleri gazetelerini, ilk internet gazetesi www.kuzeyanadolugazetesi.com u, youtube de ilk tv ve radyosunu kurma ve onca gazeteci yetiştirme çabası içinde olan bir gazeteci olarak şimdide yapay zekanın aracığıyla  Ardahan isimli ilk radyosunu dinletmeye çalışırken ülke genelinde de yeni değil 20 yıldır yeni bir kanalın daha açıldığını sizde fark ediyor musunuz bilmem ama bu ülkenin bir kaçı hariç tüm televizyon kanalının başbakanın televizyonu konumunda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz..

Çünkü, internetten, tik toktan, ıstragamdan, facebooktan kafayı katıltıp, elimize aldığımız kumanda ile izlemek istediğimiz  televizyonu her açtığımız da kumandayı her zapladığımız da o her yerde olan tv ekranında cumhurbaşkanını görmek mümkün..

Adeta ‘Cumhurbaşkanı TV’ konumuna gelen televizyonlarının başta AK Pati Mitingler olmak üzere aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı olan Cumhurbaşkanının her hareketini yayınlamak için adeta bir birleriyle yarışıyorlar.. Bununla yetinmeyip, İletişim başkanından başlayıp, bakanlar, bakanlardan sonra AK Parti sözcüleri ve AK parti iktidarının desteksisi MHP ile diğer her gelişme ilk haberler arasında yer alırken araya sıkıştıran kısa muhalefet haberleri il gün boyu kesintisiz tv’cilik..

Basın ve medyanın baskı altında olduğunu belirtip, bu baskıyı kimin yaptığı yönünde hiç bir direnç vermeyen basının önemli kanadı olan televizyonun haber adı altında sürekli cumhurbaşkanını göstermesi ve onun partisini propaganda merkez haline gelmesi ne kadar doğrudur, bilinmez ama medya adı verilen televizyonların büyük bölümünün Cumhurbaşkanın televizyonu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz..

Çünkü bu ülke de onca televizyon kanalına yeni bir kanal daha eklenmişte haberimiz yok..

O televizyon kanalı da, ‘Cumhurbaşkanı Televizyon’ dur..

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER