Irak, Suriye şimdide İran filmini bize izleten BOB sinemacılarının kamerayı İsrail’e, çekimi ve reklamını Amerika’ya bıraktığı şu günlerde bir Kürt babanın Kürt oğlu olarak bu oynana son filme bakarken xtwittim ve sanal ortamlarımda aşağıda ki mesajı atıyor, benim gibi Kürt olanları kendimce uyarıyordum.

‘Kürtlere Para Verdik Kendileri için Harcadılar’ diyen Epstein belgelerinin baş aktörüne ve küçük ama her baharda büyüyen tulasına bir kez daha inanıp, Kürt değil, keriz olurlar mı? Olmamalı.. Çünkü onlar dilsiz, yersiz, kimliksiz olsalar da, dar zaman da komşusuna, birlikte yaşadığı toplumalar silah çekmeyenlerdir.. Komşusu da yıllardır onlara vermekte direndikleri hak, hukuklarını hemen verip, ‘gel biz kardeşiz’ demeli.. gazetecifakiryilmaz www.kuzeyanadolugazetesi.com’ şeklinde ki mesajı atıp, son yaşananlara bakışımı ve tereddütlümü tüm kamuoyuna duyuruyor ve durduğum yeri ilan ediyordum.
Evet, içine bol helvacıların sızdığını düşündüğüm hewallı DEM’liler başta olmak üzere Kürt dünyasının dikkat etmesi gereken bu sürece yönelik olarak kendi bakışımı ve bu konuda ele aldığım yazılarımı yazmaya devam etmeyi düşünürken sanal ortama düşen bir paylaşım ve bu paylaşımı yapan isim dikkatimi çekiyordu.
Bu paylaşımı yapanın stk konusunda hiç anlaşamadığım, kobuğ yiyen, Ardahan’ın gölgeleyen KAI, KAISİAD’çılar, kazcı, sazcı, tabelacı, içi boş lobiyeciler başlıkları ile zaman zaman sert eleştirilerimin arasında olanların başını çekenlerin içinde olan ama kinli değil, kardeşce saygılı olduğum Ahmet Demirbaş’ın önce ‘Kim bu muhtar?’ başlığı ile günler öncesinde yaptığı paylaşıma bakınca takipçilerinin merak içinde heyecanla beklediği o muhtarın Ahmet Yücel Çiftçi’nin, ‘Yoksul köylünün yiğit önderi’ başlıklı yazısında daha önce ele aldığı ve ‘Kurmaysız Dövüşen Devrimciler’ adlı kitabında da yer verdiği o muhtarın olduğunu hemen anlıyordum.
Ve Ahmet Yüecl Çifçi’nin,’Yoksul köylünün yiğit önderi’ başlıklı yazısında, ‘Özetle o bir halk önderiydi. İyi bir öğretmen ve bildiğini ölümüne savunacak kadar cesur ve kararlıydı. O Ardahan köylülerinin ZAPATA’SIYDI.’ dediği ve Meksika Devrimi‘nin liderlerinden Emiliano Zapata’ya benzettiği o muhtarın, o Kürt muhtarın babam olduğunu hemen anlıyor, hissediyor ve ‘Kim bu muhtar?’ başlığı ile paylaştığı duyurunun ardından ne yazacağını bende yerel ve dünya gündemini takip ederken bir taraftan da o yazıyı merakla bekliyordum.
Ha bu arada bölgeyi yenden dizayn etmek isteyenlerin Kürtler olmaksızın hareket edemediklerini iki Kürt liderini direk telefonla arayan Trump ve ortağı İsrail’inde İran’ın karşı cevaplarıyla şokta olduğunu da anlıyor, bu yaşananlar içinde asıl kaçırılmaması gerekenin Kandil ve Kısır gibi dağlarla çevrili Preslerin dünyası İran’ın Irak, Libya ve Suriye gibi kolay lokma olamayacağını bu nedenle başta İran’da bulunan Kürtler olmak üzere bölgede ki Kürtlerin çok ama çok dikkatli olması gerektiğini ben değil, MHP lideri Bahçeli’nin ‘statü verilmeli’ dediği Öcalan’ın dediğini de hatırlıyordum.
Yani, o lüks ve bir araya gelse Gazze’yi, Kobbani’yi hatta okullara beslemesiz giden ülkedeki öğrencileri doyuracak olan iftar sofraları ile günlük, 23 milyon TL. harcamanın yapıldığı sarayın pardon Milletin evi denilen Kulliye’ye bakıyor, ülkemize atıldığı söylenen füzenin neden o çok övünülen kendi milli ürünümüz savunma sistemleri ile değil de NATO unsurlarca engellediğini okurken, uluslar arası hukuku tanımayan Amerika’nın İran’a kilo metrelerce uzaklıkta bulunan Sri-Lanka sahillerinde bir İran deniz altını vurduğunu ve bir çok İranlı denizcinin hayatını kayıp ettiğini duyuyordum. Ve dönüp, Venezuela da ki gibi İran liderini derdest eden Amerika ve İsrail’in neden şokta olduğuna bakarken, ülkemizde, ‘havuz medya’ denen dünya basın ve medyasının da oluşturulan okyanusa atıldığını da anlıyordum.
Çünkü, Avrupa’yı dışlayarak hava da İsrail ile kara da Kürtlerle ittifak kurduğunu söylenen Amerika’nın bir kez daha hukuk tanımadan Sri-Lanka’dan ülkesine dönen ve savaş halinde olmayan bir denizaltısını vurduğunu, okyanus havuzuna atıldığını düşündüğüm dünya basın ve medya aracılığı ile ‘kahramanlık’ olarak, kamuoyuna yuttururken Hürmüz Boğazında boğulup, kaldığı, bölgedeki tüm üstlerinin o küçümsenen İran tarafından nokta vuruşları ile yerle bir edildiğini yamıyor, anlatmıyor, görüntülemiyordular..
Ve bir kaç güne bitecek denen bu savaşında Irak, Libya, Arap Baharı denen Arap adasında yaşananlardan sonra hedefe alınan Suriye’de ki gibi uzayacağını ve Ortadoğu’nun yanında dünyayı kana bulayan Amerika ve İsrail ittifakına tek direnenin de bir solcu bir liderin olduğunda diyemiyordular.
Yani, ‘Amerika, İsrail haksız da ama İran’da ayıp ediyor..’ sözde tepkileriyle yani ‘ne şiş, kebap yansın’ diyenlerimden olmadığını ortaya koyan tek liderin ve ülkenin Hristiyan İspanya’nın solcu başbakanı Sanchez olduğunu, ülkemizde ise yine bir solcu olan baskı altında olduğu söylenen CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, ‘Kahrolsun Amerikan emperyalizmi Küstah Trump ve Netanyahu barış getiremez” diye haykırdığını hem havuz medya, hem de okyanus medya yazmıyor, demiyor, seslendirmiyordu..
Ve başta olmak üzere kimsenin anlamadığı yada anlaşmazlıktan geldiğini ve akaryakıta peş peşe gelen zamlarla ekonomisi iyiden iyiye yerle bir olan bizim ülkedeki gerçek gündem gibi gibi gölgelenip, gizlendiğini de anlıyordum..
Evet, bir yandan dünya, ülke gündemini diğer yandan yerel ve genel gündemi takip edip, diğer yandan da Dünya Kadınlar Gününün kutlanacağı, 8 Mart’ta ulusla tv TEMPO TV’d canlı olarak yayınlanan ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programımı hazırlanırken Ahmet Demirbaş’ın ‘Kim bu muhtar?’ ön tanıtım duyurusunu yazıya çevirip, yayınlandığını ve Kürt Fezo, Muhtar Fezo, Yoksul köylünün yiğit önderi, Ardahan köylülerinin ZAPATA’SIYDI’ denen ve oğlu benim değil, dostu, arkadaşı ve halkın çocuklarına devrimciliğini, dik duruşunu, onurlu yaşamını anlattığı rahmetli babam Fevzi Yılmaz’ı anlattığı yazıda sanal ortama düşüyordu.
‘Ardahan’ın yiğit Muhtarı’ başlıklı yazıyı okuyup, kendi sanal sayfamda da paylaştığım bu onur veren güzel ve çok anlamlı yazıyı yazan sayın Psikolog Ahmet Demirbaş’a teşekkür ederek, birde burada, bu köşemde, kimin oğlu olduğumu, nasıl bir gurur içinde olduğumu ve o babanın biz çocuklarına bıraktığı halk adına mücadele eserini kendimce bir gazeteci olarak taşıma sorumluluğu ve ağırlığı ile satırlarına dokunmadan siz okuruma bir kez daha Teşekkürler Ahmet Demirbaş, teşekkürler Ahmet Yücel Çiftçi’ diyerek buraya bırakmak isterim.
İşte Kürt Ape Musa ile Diyarbakır zindanlarında 4.5 yıl hapis yatan ve bugün hemen denilen bir af ile ani ‘Ecevit affı’ adı verilen af ile idamdan kurtulduktan sonra halkı için mücadele etmekten bir adım geri atmayan o babanın oğlunun sorumluluğunu bir kez daha gururla bana hatırlatan ve teşekkür ettiğim, İstanbul’un 39 ilçesinin içinde bulunan nezih ve yıllardır Alevi ağırlıklı solcuların yönetiminde olan bir şehir olan Ataşehir ilçesinde bulunan Nezih Bakım Evleri sahibi Ardahan Ölçekli, sayın Psikolog Ahmet Demirbaş’ın yazı..
Ardahan’ın Yiğit Muhtarı Fevzi Yılmaz
Yazan: Ahmet Demirbaş Psikolog
20. yüzyılın son çeyreğinde Ardahan’da bir muhtardan söz edilirdi. Dik başlıydı; hak ararken eğilip bükülmezdi. Herkesin karşısında saygıyla durduğu devlet adamlarının önünde bile çekinmeden konuşan, cesur ve atak tavrıyla örnek gösterilen bir muhtardı. Kimilerinin koruyucu meleği, kimilerinin idolü, kimilerinin ise korkulu rüyasıydı. Onun adı Fevzi Yılmaz, nam-ı diğer Muhtar Fezo ya da Kürt Fezo idi.
Ardahan Küçük Sütlüce (Harziyan) Köyü’nde 1938 yılında dünyaya gelen Fevzi Yılmaz, ömrünü halkına adamış bir mücadele insanıydı. Yoksul köylünün hakkını savunmayı hayatının merkezine koymuştu. Haksızlıklara boyun eğmeyen direnişçi ruhu nedeniyle hapisler yatmış, sürgünlere gönderilmiş ama inandığı yoldan hiçbir zaman dönmemişti.
Bu yüzden ondan hep sevgi ve saygıyla, biraz da imrenerek söz edilirdi.
Kürt Fezo’nun en büyük özelliği fakirin ve garibanın yanında olmasıydı. Yoksul köylünün hakkını arar, adaletsizliklere karşı dimdik dururdu. Onun için makam ve mevki değil, halkın hakkı önemliydi. Bu yönüyle Ardahan’da bir döneme damga vuran gerçek bir halk adamı olarak tanındı.
Onu tanıyanlar için Fevzi Yılmaz sadece bir muhtar değildi; cesaretiyle yol açan, dostlarını zor günde yalnız bırakmayan, halkın içinden çıkmış bir önderdi. Ardahan’ın direniş geleneğinde onun da alın teri ve emeği vardır.
Fevzi Yılmaz, 29 Ağustos 2012 Çarşamba günü ebediyete intikal etti. Onun ölümüyle fakirin dostu, yoksul köylünün koruyucusu sayılan bir isim aramızdan ayrıldı. 2012 yılının o Ağustos gününde sadece bir insan değil, Ardahan’da bir dönemin hatırası da toprağa verildi.




