Millet geçim derdinden nefes alamaz olmuş… Bunlar hâlâ birbirine plaket verip başarı masalı anlatıyor. Ula gardaş, biraz utanma olur insanda!
Birbirlerinin sırtını sıvazlamayı “hizmet” sanan bir düzenin içinde yaşıyoruz. Adam çıkıyor kürsüye, öteki alkışlıyor. Öteki konuşuyor, beriki plaket takıyor. Fotoğraflar, pozlar, yapmacık tebessümler… Sanki memlekete çağ atlatmışlar!
Ula gardaş, hele bir çıkın sokağa da millete sorun neyi başarmışsınız?
Markette etiket değişmekten yoruldu, millet bakmaktan yoruldu. Emekli ay sonunu değil, haftayı hesaplıyor. Gençler hayal kurmuyor artık, “nasıl kaçarım” hesabı yapıyor. Kiralar ateş pahası olmuş, elektrik faturası insanın psikolojisini bozuyor.
Ama bakıyorsun salonlarda başka bir dünya…
Birbirlerine ödül veriyorlar. “Yılın en başarılısı…” “Üstün hizmet madalyası…” “Topluma katkı ödülü…”
Hangi toplum ula? Evine et götüremeyen toplum mu? Çocuğuna harçlık veremeyen baba mı? Pazar filesini yarım doldurup boynu bükük eve dönen anne mi?
Eskiden insan biraz utanırdı. Şimdi utanmazlık kariyer basamağı olmuş. Ne kadar yüzsüzsen o kadar rahat geziyorsun ortalıkta.
Bizim oralarda bir laf vardır: “Ar damarı çatlayan adamın yüzü kızarmaz.”
İşte mesele tam da bu. Yüz kızarmıyor artık. Çünkü yüz değil, ayakkabı köselesi mübarek!
Milletin gözünün içine baka baka “başarı hikâyesi” anlatıyorlar. Bir de utanmadan birbirlerini övüyorlar. Sanki herkes kör, herkes sağır…

