Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Büyük ödül alan Deniz asansör haberime takılmış..

Bugünkü yazıma başlamak için gece yarısı başına oturduğum bilgisayarım da açık kalmış olan sanal sayfamda bir yorum görünce şaşırıyor, gülüp hatta seviniyorum..
Çünkü, ‘2 vekil bir vali Asansörde mahsur kaldılar!’ başlıklı, ‘Göleli yapımcı firmanın tüm imkanlara rağmen yıllarca işi bitirmemesi ve inşaatını taahhüt ettiği zamanda teslim edemediği için açılışı geciken, buna rağmen İl Özel idare Lojmanlarının işinin de aynı müteahhitte verildiği Anjiyo Merkezi açılmadan skandal denecek bir probleme neden oldu.’ satırları ile başlayan haberimin haftanın ilk gündemini oluşturan haber olduğunu gelen onca mailde görüyordum.


Ve ‘Sağlık bakanının helikopter ile geldiği  ancak bindiği helikopterinin hastanenin ve askeri helikopter sahasına  inemediği, bu nedenle futbol sahasına inmek zorunda kalıp, zor bela geldiği ama ‘iş bitmemiş’ diyerek, açılışını gerçekleştiremediği Ardahan Anjiyo Merkezinde ilk skandal.
Vali ve Milletvekilleri bozuk asansörde mahsur kaldılar..
Alınan son dakika bilgilerine göre İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı olan İl Sağlık Müdürü ile araları iyi olmadığı öne sürülen Başhekimin istifa edip, Kars’ta açılan Özel Hastanede çalışmaya ve KAU’ye öğretim üyesi olarak giden Ardahan Devlet Hastanesinin Anjiyo merkezini açmak için açılışa giden Ardahan valisi, Ardahan AK Parti Milletvekili ve eski Milletvekili Orhan Atalay yapılan yeni Anjiyo binanın Asansöründe yaklaşık 20 dakika mahsur kaldılar.
Yeni ve eski 2 vekil ile bir valinin mahsur kaldığı yeni bina, yeni asansörünün Asansörün neden bozulduğu öğrenilmezken, resim ve görüntü çekimine izin verilmeyen olay arından olay kazma, kürek ve aletlerle olay yerine gelen yetkilerin uğraşları sonucu bozulan Asansörde mahsur kalan vali ve vekiller çıkarılırlarken, olay anında heyecanlı anlar yaşandığı öğrenildi.’ satırlı haberime Deniz Başlı adlı arkadaşımızın bir yorum yaptığını görüyordum.


Deniz’in, ‘Asansöre takılıp kalmayın…’ başlığı ile ele aldığı ve  ‘Yıllardır özlemle beklediğimiz sağlık alanında adeta bir dönüm noktası olarak görülen Ardahan Devlet Hastanesi Anjiyo ve Kemoterapi Ünitesi bugün büyük bir coşku ile hizmete açıldı. Bu yatırım yalnızca bir bina ya da birkaç cihazdan ibaret değil; yıllardır başka illere gitmek zorunda kalan hastaların çilesinin azalması, umutların yeniden yeşermesi anlamına geliyor.’ satırları ile  kendisinin yazamadığını, benim, ‘2 vekil bir vali Asansörde mahsur kaldılar!’ başlığı ile kamuoyunun gözleri önüne serdiğim bir yaşanmışlığı es geçip, bu yetemez ‘Vatan-Milet-Sakarya’ atakları ile yaşananları gölgelemeye kalkması karşısına şaşırmam da şaşkınlıktı.. Çünkü tüm alem bilir ki Deniz ve ekibinin işinin gazetecikten çok  yaşananlar görmemek için gözlerine pembe gözlükler takip, gazeteci diye gezdiklerini de biliyordum..


Ve, ‘İktidarıyla, muhalefetiyle, devlet erkanıyla herkesin aynı mutlulukta buluştuğu böylesine önemli bir günde kamuoyunun tek gündeminin bozulan bir asansör haline getirilmesi ise düşündürücü. Elbette eksikler, aksaklıklar konuşulmalı, eleştirilmeli. Ancak yıllarca beklenen tarihi bir sağlık yatırımının sevincini gölgeleyip sadece bir arızaya odaklanmak Ardahan’ın kazandığı büyük değeri görmezden gelmek olmuyor mu?’  diyen aynı Deniz’in gazetesinde, sitesinde değil, beleş çeper dibi dediğim ‘sanal ortamda, ‘2 vekil bir vali Asansörde mahsur kaldılar!’ başlıklı haberimi çürütme değil, birlerine yaranma adına yaptığı yoruma kamera takıp, yorum yapanları görünce meslektaşım, Suat İncedere’nin ‘Ardahan’da yapılan bütün yatırımlar arızalı, sadece asansör değil ki sevgili kardeşim. Bundan dolayı olabilir mi?’ sorusun cevap vermelerini bende istiyordum.Ve dönüp, sevdiğimim, kurmamak için bir hayli direndiğim ve kendimi sıktığım Deniz’e bende bir yorum yazıyordum. Ve aşağıda tamamı olan o yorumumun yarısını oraya Deniz’in sanal sayfasına bıraktıktan sonra buraya, köşeme dönüp, aşağıda ki mektubu kendisine yazıp, bir türlü gelmeyen Doğu Expresi ile değil gece yarısı treni ile yolluyor ve ‘2 vekil bir vali Asansörde mahsur kaldılar!’ başlıklı haberimi gazetemize manşet yapıp, ulusla medyaya da yoluyordum.

İşte o mektup..
Sevgili Deniz..
Bu yorumundan önce gazetecilik adına önce o haberi verecektin değil mi? Ama vermedin, görmedin, duymadın.. Halbuki bizzat oradaydın değil mi?Ve Levent Pehlivan’ın başlattığı kampanya ardından genç milletvekilimiz Kaan Koç döneminde er geç Anjiyoya kavuşan o hastanenin ve Ardahan’ın onca sorunun hangisini manşete çektin, hangisi yerelde olduğu gibi ulusalda gündem oluşturan, ödüle olmasa da okurun ve halkın onayını aldı. Ki onca sorun gibi bu Anjiyo ile ilgili kaç tane haber ve yorum yazdın lütfen arşivine bir bakıp, rica etsem ve zahmet olmayacaksa sayabilir misin?
Gazeteci Deniz;
Aslında sizin gibi kendi şehrindeki cemiyetle bile barışık olmayan ve seni ödüllendiren Erzurum’da ki o stk’yı yazacaktım. Ve TCK gibi hep aynı kişilere ödül vermekle iş yaptığını sanan o stk”yı yazmadan önce seni arayıp, kutlayacaktım..
Ama, Kartal’da ki evime yakın Gebze’ye daha yeni geldiğini, benden gizlediğin o çoook büyüükkk, hatta uluslararası (!) Kocaeli’nde ki adı, sanı çokta bilinmeyen diğer bir stk’nın sizi topladığı gizli pardon ‘büyük gazeteciler’ toplantısı öncesi seni bizzat aradığımı, hatta evime davet ettiğimi ancak senin ‘Hıng, mıng’ deyip, benden sakladığın o söz de toplantın meselesi aklım gelince ‘değmez’ dedim ve aramadım..
Ve İstanbul trafiği dahil, gün boyu koşuşturma ve stresin getirdiği yorgunlukla senin, ‘Asansöre takılmayın..’ başlığı ile o anlattığın asansörde sanki ben düşmüşümcesine yorulup, uyumam ve şimdi uyanmamla 36 yıldır aktif ve yanı başında gazetecilik yapan bir okur olarak ilk kez daha yeni yaşanmış olan bir bir konuyla ilgili ‘yaranmak’ adına da olsa ‘Asansöre takılmayın’ başlıklı yorumunu gören meslektaşın olarak şaşırmadım değil.
Çünkü bilirim, sen ve o çok tanınmayan ekip binmeye cesaret edemedikleri Asansör işlerine pek takılmaz ve riskli, sakıncalı veya tartışmalı konulardan kaçınmak, kimseyi gücendirmemek için taraf olmamak ve sorunlara müdahale etmeden sessizce izlemek dene o meşhur suya, sabuna dokunmayanlar olduğunu ben değil Ardahan ve dünya alem bilir..
Neyse her tarafa kameralar dizip, hem büyüğü gibi herkesin özelini  izleyip, hem de para kazanıp, kaç tl. vergi verdiğini hiç görmediğim ve şu Amerika kıtasında yaşanan ve İran saldırı ile gölgelenen Epstein meselesini iyi bilen bir yorumcun ile senin ve ekibinin yazamadığını, yapamadığını yapan, yazan ve en önemlisi benim olan, ilk benim yazdığım yani benim olan, ‘2 vekil bir vali Asansörde mahsur kaldılar!’ başlıklı habere yönelik yazdığın, ‘Asansöre takılmayın’ başlıklı yazın, senin yine birilerine yaranma hesabıyla beni çürütme, bana yönelik yazıldığın aşikar olduğu için seni değil de o çok yakındığımız gazeteciliği bu köşeme almak gerektiği için cevap hakkımı kullandığımı bil..
Evet Deniz..
Bahsettiğin ama yine haberini yapma cesareti gösteremediğin o Asansöre ben değil, birlerine yaranma hesapları ile senin bizzat takıldığını görünce, burada ki hedefin aslında benim haberimi çürütme adına ‘takılmayın’ dediğin ve benim tarihi (!) dediğim yorumuna bende gece yarısı takıldım.
Sevgili Başlı;
Öncelikle o ‘takılmayın’ dediğin Asansör olayını bir gazeteci olarak önce haber olarak verdin mi?
Gazetecisin ya ondan sordum..
Yok..
Peki gazeteci gördüğünü, duyduğunu, bilmek zorunda mükellef değil mi?
Yoksa yanında ki o biri gibi ‘alttan, üstten fotoğraf çekip, çektiklerini de devlet kurumunun adıyla her yıl oylatan ama bir sıfır değere görülmeyen fotoğraflarla senin gibi ödülü aldığı söylenen ve senin gibi hep aynı yerde ve aynı ve tek stk’dan ödül alıp, ‘gazetecilik’ yapıyor ayağı ile jurnallamek için mi not alır, gizler, görmezden mi gelirsin?
‘Yok be abi nasıl bele yazarsın?’ der gibisin..
Peki, olan oldu deyip, gel şöyle bir şey yapalım ve bir anket açalım..
Ve o anketi ben değil sen aç..


Ve soralım..
‘Ardahan’da gazeteci denilince; Kim tanınır, kimin adı soy adı, haberleri, yorumları akla gelir?’ diye başlık koy o ankete..
Ve birinci madde ve soruya senin adını, Deniz Başlı’yı koy..
Benim de yanımda yetişen Özkan Karakaya’yı, Barış Bilgin’i de en sona koy, hatta 14 değil 7 punto il adlarımız sakla..
Ve bir soru daha sor..
‘Ardahan’da hangi gazeteci daha çok gazeteci yetişirdi, hatta kendi imkanları ile hangi gazeteci onca muhabiri emekli ettirdi? diye sor..
Yetinme o ankete 2. soruyu da koy..
Ve ortak olduğunuz şirketinizde sizinle iş birliği yapan ve senden daha çok ödül alan Barış Bilgin dahil, hangi gazeteci ‘Gazetecilik’ daha çok ödüle laik görülmüştür diye sor?
Bak o ankette şu an imekleme yolunda olan ama nerdeyse beni de geçen güzel haber ve görüntülere imza atan Serkan Hanoğlu veya Göle’de ki Kurbani Demir, Damal’da ki Karip gibi diğer onca arkadaş birinci çıkarsa sakın şaşma..
Hatta, senin ‘takılma’ dediklerinden olan Saffetlerin baskısı ile Telekom da zorunlu olarak emekli olup, Ankara’da bilgisayar başında bölge ile ilgili haberden çok yorum ağırlıklı yazılar yazan Tahiroğlu bile senden daha çok oy alır tanınır hatta ‘gazeteci’ denir dersem üzülme..

Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Bu kaynak

Gazeteci Fakir Yılmaz tarafından kaleme alınan bu yazı, Ardahan Anjiyo Merkezi’nin açılışında yaşanan bir asansör kazasını ve yerel medyadaki yankılarını konu almaktadır. Yazar, bir vali ile iki milletvekilinin bozuk asansörde mahsur kalmasını haber değeri taşıyan önemli bir skandal olarak nitelerken, meslektaşı Deniz Başlı’nın bu olayı önemsizleştirme çabasını eleştirmektedir. Metinde, kamu yatırımlarındaki teknik aksaklıkların görmezden gelinmesi ve gazetecilerin iktidara yaranma çabası içinde olması sert bir dille sorgulanmaktadır. Fakir Yılmaz, gerçek haberciliğin halkın yaşadığı sorunları örtbas etmek yerine cesurca dile getirmek olduğunu savunarak meslek etik tartışmalarına yer vermektedir. Sonuç olarak kaynak, yerel siyaset, kamu hizmetleri ve medya etiği arasındaki gerilimli ilişkiyi kişisel bir hesaplaşma ve eleştiri üzerinden aktarmaktadır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER