Evet, 36 yıldan fazladır takibe alıp, iyisiyle, kötüsüyle yaşananları haberleştirdiğimiz Ardahan’da yaşananlarla ilgili sesli haber verme cabamız olan sanal ARDAHAN RADYO çalışmamız dolayısıyla
bir kaç gün hatta haftadır ulusal gündemle ilgili günlük yazılarımı aksatıp, bu köşemde yazı yazamadığım gibi yerel gündem ile ilgilide çok yorum yapamadığımı fark ettim.
Ve notlarım arasına aldığım konularında bir hayli biriktiğini de görüyor, son dakika haberlerini de atlamadan çaldıklarıyla yerlerde sürünen (!) Alamanya:ya kaçmaya çalıştığı iddia edilen İ. Gökçek’in, Damal ilçemiz gibi Alevi kültürü ile yoğrulan Tunceli (Dersim) vilayetinin tutuklanan eski valisinden sonra yine taklacı ve eski diye bilinen eski İçişleri Bakanı gibi ifadeye çağrılması, Ardahanlı hemşerim Ulaştırma Bakanlığı yaptığı Kıbrıs’tan sonra 2 yıldır tutuklu olan ve ‘Atı alana Üsküdar’ı geçirtmemesininim bedelini ödüyor’ denilen İmamoğlu’nu hatırlatan geminin Silivri’de batması gibi bir çok konuyu hem haber yapıyor hem de yeniden gözden geçiriyorum..
Vatandaşa … edeceğiz diyen ve İ. Melih gibi yurt dışına para kaçırdıkları pardon yatırım yaptıklarıyla eleştirilen müteahhit tayfasının da derneklere kadar gelen ‘kayyum’ korkusuyla bir hayli sindiğini de gördüğüm şu günlerde bu müteahhitlerden aşağı kalmayıp, ‘Hele takla at göreyim’ diyen bakanın da adını aldığı Kürt İdrisin de adına Çerçeve yasa’ denen sürecin tartışmalarının üst sırasına çıktığını ve sol cenapça bir hayli tartışıldığını izliyordum..
Evet, ‘sol’ dememin nedeni ağırlıkta solcu olan Kürtler ve Aleviler olduğunu ama her iki halkında dini inançları konusunda muhafazakar denenlerde hiçte aşağı kalmadıklarını buraya not düşüp, yazıma devam edeyim derken şu tartışılmaya devam edilen İdris’in kim olduğuna bakalım mı?
Baktığımıza ise;
‘İdris-i Bitlisî veya Bitlisli İdris 1452–1457, Bitlis – 1520, İstanbullu bir Kürt kökenli bir kişi ve Osmanlı devlet adamı, tarihçi ve edebiyatçı olduğunu görüyoruz..
Özellikle Hz. Yuşa’ın türbesinin olduğu Beykoz’da seyre doyamadığım o çiçeklerini koklamayı özlediğim tepede izlediğim ve Üsküdar belediyesine yönelik yeni bir kayyum, siyasi oyununun oynandığı söylenen İstanbul’un 3. köprüsüne adı verilen Yavuz Sultan Selim devrinde Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu siyasetinde önemli rol oynadığını da yazan o tarihten bugüne insanlara yaşatılan acıları da sızlayan kalbimle bir kez daha hissediyordum..
Evet, her iki ezilen halkı karşı karşıya getiren son gelişmeler baktığımızda ise ilk kılıcı pardon kalemi kimin çektiğine bakınca kendilerine ‘Aydın’ diyen ve çoğu Kürt partisi diye söylenen parti de milletvekili olmuş, yer bulmuş olan 53 kişinin imzalı bildirisini yer yer Bakırhan’ın dediklerini teyit ederek, bir kez daha okuyordum..
Bu arada Şeytanın avukatlığına soyunup,
‘niye 50 veya 550 değil de, 53 diye?’ de merak edip, düşününce ‘Çerçeve yasa’ nın başarıya ulaşması için Üsküdar’dan geçemeyen ama sanki geri alınacak olan Atın kuyruğunu toparladıklarını belirten Erdoğan’ın memleketinin plakasının 53 olduğunu da nedense anımsıyordum..
Neyse ulusal konular denen buraları geçip, yerele döndüğümde ise memleketim Ardahan Alevi kültürü ile yoğrulmuş olan ve Ardahan merkezde bir Cem Evi isteyen Damak ilçesinin belediye başkanın da aynı konuya endekslendiğini görüyor, bizim, reklam isterken ‘yerelden ulusala özgür gazetecilik’ yerinde sloganımızı da hatırlıyordum..
