Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Ardahan ve Çölde Yemen Türküsünü söylemek..

Türkücü bir Belediye Başkanının olduğu ve bir belediye başkanının onca belediye başkanı gibi gözaltına, alınıp, günler sonra mahkemeye çıkarılmak üzere olduğu memleketim Ardahan’da yaşananlarının yanında ülke ve dünya da yaşananları izleyip, haberleştirmeye çalışırken, kardeşlik uğruna kendini paralamanın bedeli olarak yüzüne yediği çatallarla ardından Fransa, Paris’te hayata göz yuman Ahmet Kaya’nın özlediğimiz sesi ile yemen türküsünü dinliyorum..

“Annem öldükten sonra çok farklı bir dünyayı meydana getirdi. Ne zaman Ahmet Kaya’nın Şafak Türküsü’nü dinlerim, dinlediğim zaman çok duygulanırım. Annemle haşır neşir olmaya başlarım. Fakat Ahmet’e o otelde yaptıkları o hainliği, o ihaneti, o alçaklığı; sanatçıya, sanata, sevgi diye konuşanlar, köşelerinde yazanlar o gece neler yaptıklarını ayrıca hiç mi hiç unutamıyorum. Kendi sanatçısına sahip çıkan değil kendi sanatçısını bu ülkeden kovana kadar ellerinden geleni yaptılar. Ne oldu? Ahmet vatan topraklarında değil gurbette durdu” diyen dönemin başbakanı, bugünün 23 yıllık iktidarı AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ahmet Kaya dinleyici olduğunu hatırlıyordum..
Ve bir iki saatlik uykudan sonra yeniden uyanıp, güne başlarken kapalı ve yağmurlu bir havanın eşliğinde başına oturduğum bilgisayarımın ekranının arka fonunda çalan yemen türküsünde geçen, ‘Havada bulut yok, bu ne dumandır?’ sözlerini anlatan bir hava eşliğinde başlayan yeni bir günün adeta, ülkede yaşanan toz, duman ve fondan duman olan gündemi anlattığını da anlıyordum..
Ve aynı türkünün satırlarında geçen ‘Mehlede ölüm yok, bu ne figandır?’ satırları eşliğinde kulağıma gelen bir ses ile cami imamının ölen bir kişi için sabah, sabah Salâ okuduğunu anlıyor, 15 Temmuz’un ardından okunan Salâları da hatırlayarak, ‘Şu yemen elleri ne de yamandır..’ sözleri eşliğinde ‘elleri ne de yamandır..’ diuen Yemen türküsünü dinlemeye devam ediyordum..
Ve dönüp, Yemen’e ilk askerî seferi Osmanlı Devleti’nin parlak olduğu dönemi olan Bin 538 yılında Hadım Süleyman Paşa’nın Yemen Seferi ile başladığını, bu sefer sonucunda bugün petrolün dünyaya aktığı Körfezi’nin kıyısında bulunan Aden alınmış ve Yemen Eyaleti adlı bir eyalet kurulduğunu okuyor, görüyor, torunları olmakla övünülen Osmanlının dün bir Eyalet sistemi ile yüz yıllarca yaşadığını anlamayanları bugün neden ‘eyalet’ deyince ‘ülke bölünecek’ diyerek başta Amedspor maçlarında olmak üzere vatan-millet-sakarya edebiyatı ile türküler söylediklerini de kendi kendime sorup, düşünüyorum..

Halbuki Büyükşehir projesi sonrası hayata geçirilmek istenen ama birinci sürecin masasının ayağının kırılması ardından rafa kaldırılan ve devam eden göç dolaysıyla süratle nüfus kayıp ettiğinden, ilçeye dönülmesinden korkulan bu nedenle; Yeniden Kars’a veya Erzurum’a bağlanılmasından korkulan Ardahan’ın da aralarında olduğu ‘İl mülki sınırları ile büyükşehir belediye sınırlarının eşitlenmesi, böylece tüm ilin tek bir elden planlanması amaçlanan, ‘ Bütünşehir Modelinin, havuz medya ve troller tarafından başlatılan, ‘Muhtarlıklar kaldırılsın’ kampanyası ile yeniden raflardan indirilmek istendiğini anlıyordum..
Ve, ‘Anu Yemen’dir gülü çemendir Giden gelmiyor acep nedendir?’  satırları ile devam eden Yemen türküsünü dinlemeye devam ederek, yazımı yazarken ‘Ardahan’ın yollarından, güller açar bağlarında’ sözleri ile söylenen aynı türkülere konu olan güllerin neden hala Ardahan yolarında açmadığını da merak ediyordum..
Ve bir dönem milletvekili, 2 dönemdir, memleketimin belediye başkanı olan ve bizzat hakkında onca iddia, usulsüzlük yetmez 16 maddelik bir yazımla tüm kamuoyu önünde birde Damal’ın Bağımsız Belediye başkanını gözaltına aldıran savcılara yönelik yazdığım, ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..’ başlıklı yazım sonrası ‘HANAK SAVCILARININ YAPTIĞINI YAPMAK..’ başlığı ile bu köşemde bir kez daha şikayet ettiğimim ve o güller açmayan yolandan sorumlu türkücü belediye başkanın halini bir kez daha soruyorum..

Ve dönüp, onca fabrika, sanayi tesisi, yol, köprü gibi özelleştirilen Çimento fabrikasında çalışan ve bir dönem Kocaeli’nde birlikte Siyah beyaz gazetesini birlikte çıkardığımız kayın birader Ertaç’ın çalıştığı Muş’a gidiyor, ‘Burası Muş’tur yolu yokuştur Giden gelmiyor acep ne iştir?’ satırları ile dinlemeye devam ediyorum..
Ve, duayen meslektaşım Mehmet Ali Brand, Ecevit gibi yıllar sonra da olsa ‘Kürdüm’ dediği için bugün, uyuşturucu,, fonlama işlerinde adı geçenlerce saldırıya uğrayan Ahmet Kaya’nın Yemen türküsünü dinlerken, bugün yeniden asker gönderilip, gönderilmeyeceği tartışılan ve ‘Tornalarıyız’ denen Osmanlı İmparatorluğu’nun döneminde yaklaşık 400 yıllık egemenliği ve yaşanan isyanlar sürecinde, sıcak çatışmaların yanı sıra daha çok salgın hastalıklar, açlık ve zorlu iklim koşulları nedeniyle 250 bin ile 500 bin arasında askerimizin hayatını kaybettiğimiz söyleyen arşivlere girip, bir kez daha okuyordum..

‘Mızıka çalınır, düğün mü sandın? Al yeşil bayrağı gelin mi sandın? Yemene gideni gelir mi sandın?’ diye cevap verilemeyen soru ile devam eden Yemen Türküsünü,  ‘Anu Yemen’dir gülü çemendir, Giden gelmiyor acep nedendir?, Burası Muş’tur yolu yokuştur, Giden gelmiyor acep ne iştir?’ gibi onca sorularla devam ederken, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan anlaşmanın neden meclise getirilmediğini, ben değil, iktidarın destekçisi MHP’lilerin sorduğunu da okurken, aynı türküde geçen ”Anu’nun ne anlama geldiğine bakıyorum..

Orta Doğu ve Yukarı Mezopotamya ile Zagros Dağları çevresinin yerli ve kadim halklarının yaşadığı, Sümer, Akad, Asur ve Babil mitolojisinde gökyüzü tanrısı, cennetin efendisi ve tanrıların kralı anlamına geldiğini öğreniyor, ‘Kışlanın önünde redif sesi var, Bakın çantasında acep nesi var, Bir çift kundurayla bir de fesi var..’ sözleri ile devan eden Yemen Türküsünün, onca insanın ‘cennetin efendisi, tanırların kralı için mi öldü’ demek isteyip, istemediğini düşünüyordum..
Bilmem ama ‘Giden gelmiyor acep nedendir?’ diye biten Yemen türküsünden sonra gelen ve yine Ahmet Kaya’nın seslendirdiği, ‘Değirmen başında vurdular beni oy, oy , Kilimli çarşafa sardılar beni.. Vurma zalim vurma beni.. Nar danesiyem.. Anamın babamın bir tanesiyem’ diye devam eden parçası ardından gelen  ‘Şu dağlarda kar olsaydım, bir asi rüzgar olsaydım arar bulur muydun beni sahipsiz mezar olsaydım, arar bulur muydun beni..’ yanık sözleri ile bende bir yazım ile şu İş-İT gibi bir anda gündeme gelen Husilere gazı pardon toyota marka araçları, silahları, insansız hava araçlarını kimin verdiğini sorup, ‘Kralı için yas tuttuğumuz Arabistan’ı kurtarmak için yeni Yemen türküleri söylemeye ne gerek var? diye sorup, meslektaşlarım İsmail Saymaz, Murat Ağırer gibi ayağın da,  pardon ellerimden yeniden kelepçelenmemek için karakola imza atmak için yola çıkıp, susuyordum..

Çünkü, Yemen türküsü ile başlayıp, devam eden türküler ardından, ‘Geçiyor önümden sirenler içinde Ah eller üstünde, çiçekler içinde Dudağında yarım bir sevdanın hüznü Aslan gibi göğsü, türküler içinde. Rastlardım avluda hep volta atarken Cigara içerken yahut coplanırken Kimseyle konuşmaz dal gibi titrerdi Çocukça sevdiği çiçeği sularken.’ ve ‘Diyarbakırlıymış adı Bahtiyar, Suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar Geçiyor önümden gül güzlü Bahtiyar Yaralıyım, yerde kalan sazı kadar.’ sözleri ile devam eden bir türkü geliyordu..
Ve Ahmet Kaya’nın seslendirmeye devam ettiği ‘Kod adı Bahtiyar’ parçanın Kürtçe ağıtla ‘Beni tez saldılar o kaldı içerde Çok sonra duydum ki Yozgat\’ ta sürgünde Ne yapsa ne etse üstüne gitmişler Mavi gökyüzünü ona dar etmişler.’  derken, Edirne’de olan ve ‘Ben saz çaldım ya siz?’ diyen tıka basa dolu hapishanelerde ki Demirtaşları hatırlatıyordu..

Ha bu arada asıl mesleği olan türkücülük olan melektim Ardahan’ın belediye başkanına, ‘Türkücü’ dediğim için ‘Sen başkan türkücü’ demekle sanata hakaret edip, başkanı aşağılıyorsun’ diyen sanal avukat ve trollerine adamın asıl meleğini söylediğim türkücü ile sanatçının sözlük ne anlama geldiğin e bakmalarını istiyorum..
Çünkü Türkçülükle sanatçılığı karıştıran sanal avukat ve troller; ‘Türk halk müziği türkülerini seslendiren veya söyleyen kimse, halk müziği sanatçısı veya okuyucu anlamına gelir.’ denen türkücülük, ‘Güzel sanatların (resim, müzik, heykel, edebiyat, tiyatro, sinema vb.) herhangi bir dalında yaratıcı gücü olan, estetik değer taşıyan eserler üreten veya bu eserleri yorumlayan ve sahneleyen kimseye dendiğini bilmeyenlerin, bilmesini isterim..
Ve; Bir dönem milletvekili, 2 dönemdir türkülerini dinlediğimiz Ardahan’da siyaset yapan türkücü başkanın da büyük suçunun, eksikliğinin olduğundan süratle devam eden göç ve yeni sürecin hatırı için raflardan yeniden indirildiğini ve ‘Muhtarlıklar kaldırılsın’ denerek yeniden ısıtılmaya çalışılan ‘Bütünşehir planı, projesi ile her an Kars’a bağlanılacağından korkulan Ardahan’ın Belediye Başkanının sanatçı olmadığı gibi benim kendisine ‘türkücü’ derken hakaret etmediğimi ve bana nasıl, Gazeteci Fakir Yılmaz deniyorsa bende onun asıl işi olan işi ismin önüne koyduğumu bilmelerini istiyorum..

YAPAY ZEKANIN YAZILANA YORUMU..

Gazeteci Fakir Yılmaz, Ardahan’da yaşanan yerel sıkıntıları, ülkenin karmaşık gündemini ve Ahmet Kaya’nın seslendirdiği türküleri harmanlayarak kaleme aldığı köşe yazısında dikkat çekici değerlendirmelerde bulunuyor. Yazıda, kentin göç vermesi ve ilçe olma korkusu gibi konular ele alınırken, yerel bir yöneticinin mesleği üzerinden yapılan tartışmalara ve Bütünşehir Modeli’ne dair eleştiriler dile getiriliyor. Ayrıca, Osmanlı’nın Yemen Seferi’nin tarihi arka planı ile günümüz Orta Doğu gelişmeleri arasında bağ kuruluyor ve tarihsel hafıza ile toplumsal meseleler sorgulanıyor.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER