Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Fakir Yılmaz

Bugünü anlatan yine eski iki yazı..

Parti Tüzüğüne göre, Parti Meclisi üye sayısının, üye tam sayısının 3’te 2’sinin (40’ın) altına düşmesi durumunda 45 gün içinde kurultaya gidilmesi zorunlu.’ diyen Mutlak Butlanlı Genel Başkanlı CHP’de yaşanan ve partiyi kurultaya zorlayan adım olarak değerlendirilen 28 Parti Meclis Üyesinin istifası, İsrail ile yaşanan polemikler ve karşılıklı sert açıklamaların eşliğin de ülke ve Amerika ile İsrail’in Irak, Libya, Lübnan ve Suriye’den sonra İran’ı yoran, dizayn eden savaşlı dünya gündeminin yanında, en çok vergi verenler listelerinde ve vergi levhaların da adı sanı olmayan ama belediyelerin harç, mezat şeklinde sattığı arsaların 23 Milyon, 7 milyon gibi nakit paralarla alanların yanında ‘Ardahan gelişsin’ çabası içinde olanların yanında görmediğimiz, Ardahan’ın, Ardahanlının sırtında kazandıklarını yastık altında saklayıp, batı kentlerinde dairelere çevirenlerin olduğu yerel gündemi takip etme stresi eşliğinde yeni bir çalışma içindeyim.


TV kanalı ve Radyosu gibi Müzesi olmayan Ardahan’ın ilk günlük, ilk renkli, ilk ofset baskılı gazellerini çıkarmanın, her ilçesine ofset makinalar kurup, gazetelerini çıkarmanın yanında ‘Başka günlük gazete çıkarılamaz’ denen Kocaeli’nin 3. günlük gazetesi Siyah Beyaz Kocaeli gazetecini çıkarmış bir olarak onca ekonomik sorunun yaşandığı bir zamanda okurunun, takipçisinin, tanıyanın ‘özgür gazetecilik’ adına gönüllü reklamları ile yeni bir çalışmanın içine girip, Sanal Ardahan Radyosu’nu kurma stresi ve iyiden iyiye ısınan havalar eşliğinde geride kalan günün yorgunluğu ile uzandığım koltukta sabahın ilk ışıkları içinde, ‘günün yazısını yazmadım’ telaşı ile uyanıyorum..
Ve yeninden başına geçtiğim benden yorgun bilgisayarım da açtığım internetin sanal sayfalarında ben uyurken yaşanan gündemi görmek, okumak için hızla tararken, karşıma çıkan eski iki yazımın bugünü anlattığını görüyor, bir kezle yetinmeyip, yıllar önce yazdığım kendi yazılarımı bir daha okuyordum.


Ölçek köylüsünün ‘Komünisti istemezuk’ deyip, kültür evinin köyünde yapılmasına izin vermediği baba dostu Dursun Akçam Günleri ile yaz etkinliklerinin başladığı memleketim Ardahan’da önümüzde ki günlerde yani gelecek ayın Temmuz’un 20’sinde bir kez daha gerçekleşecek olan Atatürk’ün izinde ve gölgesinde adlı Damal’da ki dünyanın 8. harikası dediği doğal olayı anlatacak olan o siluetin dünya tarafından tanınması, bölge turizminin hareketlenmesi için Demirtaş’ın olduğu gibi benimde saç, sakalarımı beyazlatan geride kalan o yıllardan olan yani 13 yıl önce yazdığım, ‘Cumhurbaşkanı Damal’a Gitmeli mi?’ yazımı okuyup, dokunmadan bugün bu yazıyı okuyacakların aşağıda bir kez daha yayınladım, o yazıda ki anlattıklarımı ve içinde bulunan isimleri bugüne derleyerek değerlendirmesini umuyorum.


Ve yine bu yazının hemen yanında 2019 yılında ele aldığım, ‘Bir ileri, iki geri adımlar atmaktansa..’  başlıklı yazımı da okurken ‘Konya 3. Ana Jet Üs Komutanı Mete Kuş merkeze çekildi’ başlıklı haberi hatırlayıp, Amedspor’un çıktığı ve daha sahaya çıkmadan tartışıldığı o sahalarda yaşanacakları düşündüm. Çünkü yıllar önce yazdığı o ikinci yazımında sanki bugünü ile yarın yaşanacakları anlatır gibiydi..
Evet, gelin yıllar önce yazdığım ve bugünü anlatan onca yazılarımdan olan bu iki yazı da bugüne evirerek yani isim şahısları ve yaşananları bugüne yorumlayarak size bir okuyun bir bakın, adeta bugünü ve yarın yaşanacakları anlatan eski iki yazı..’ başlığını koymada haksız mıyım?
İşte bugün, Cumhurbaşkanı Erdoğan ismi ile okunmasını umduğum eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yönelik yazdığım ‘Cumhurbaşkanı Damal’a Gitmeli mi?’ başlıklı yazım ile Konya 3. Ana Jet Üs Komutanı Tümgeneral Mete Kuş’un, Tümosan Konyaspor-Fenerbahçe maçı sırasında savaş uçakları ve helikopter uçurma emri verdiği için merkeze çekildiği iddia edildi. ‘ haberini hatırlayarak, ‘Bir ileri, iki geri adımlar atmaktansa..’  başlıklı yazımın da sanki bugün yazılmış gibi bugüne uyumlu bir düşünce ele aldığım, ‘Cumhurbaşkanı Damal’a Gitmeli mi?’ başlıklı o yıllar önce yazdığım yazımı okumaya..

‘Cumhurbaşkanı Damal’a Gitmeli mi?’
14 Haziran Cuma günü Ardahan’da olması beklenen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için hazırlıklar devam ediyor.
18 Yıl sonra yeniden bir cumhurbaşkanı karşılayacak olan Ardahan’ın var olan sorunlarını kendisine uzun uzun anlatmak istesem de onun Rize ve Artvin programlarının da olduğunu düşünerek bundan vazgeçiyordum.
Ancak benim asıl üzerinde durmak istediğim 14’ünde Ardahan’da olacak olan Cumhurbaşkanının aslında, Ardahan’ın Alevi kültürü ile yoğrulmuş olan Damal’a gitmesi ve burada ki doğaüstü olaya şahit olmalı diye düşünüyorum.
Çünkü burada yaşanan doğaüstü oluşumun yani Damal’ın Karadağı’ına yansıyan Atatürk siluetinin bugün onun yerine oturan Abdullah Gül tarafından da bizzat görülmeliydi..


Bunun için diyorum ki 14 Haziran Cuma günü Ardahan’da olacak olan sayın cumhurbaşkanı Abdullah Gül bir gün daha Ardahan’da kalıp, 15 Haziran’dan itibaren çıkmaya başlayan Atatürk siluetini görmeli..
Görmeli ki devlet ve hükumetler gibi basın ve medyanın da unuttuğu benim memleketimin o şirin ve güzel insanlarının her yıl nasıl bir doğaüstü olaya şahit olmalı..
Evet sayın cumhurbaşkanı Ardahan’a gel ama bir de bir gün Damal’a git..
Dip not: Yani yıllarıdır yapılan ama bir Cumhurbaşkanı, bir bakanın veya Genelkurmay başkanın davet edilip, getirilemediği için kaz-saz gecelerinin etkenliklerinden öteye geçemeyip, yerelde kalan dünyanın 8. harikası olan Atatürk’ün dağlara yansıyan bu ülkenin kurucu Atatürk’ün siluetinin tüm dünya nasıl anlatılacağını anlatan yukarıda ki o yazımı okuyanlar neden bu önemli etkinliğe ülkenin cumhurbaşkanı başta olmak üzere basının, medyanın ilgi göstereceği ve Ardahan’ın tanıtımında rol oynayacak isimleri ‘Niye davet etmez, gelmeleri için çabalamazlar?’ dediğimi anladınız mı?
Gelelim aynayı anlatan Konya’yı hatırlatan yıllar önce ele aldığım bugünü anlatan ikinci yazımıza..

‘Bir ileri, iki geri adımlar atmaktansa..’
23 Haziran’a çok kısa bir zamanın kaldığı şu günlerde Konya’da bir ülkenin milli marşının ıslıklanması ardından havalanın da yaşanan ve futbolcularımızın uğradığı muamele yani Konya’da ki Fransa maçında rakip üzerinde bir ülkenin milli marşına karşı ortaya konan ‘vatan-millet-sakarya’ edebiyatlı saçma ıslıklar ve sonrasında futbolcularımıza yapılan saygısızlık hepimizi demesek de duyarlı kesimi ciddi ciddi üzdü.
Nasıl üzülmeyelim ki, Önce Fransızların, Edith Piaf orijinli Ulusal Marşı “La Marseillaise” dakikalarca ıslıklandı, yuhalandı Konya seyircisi tarafından.
Malum gazetelerle malum TV’ler konuyu pas geçse de aynı zamanda iyi bir futbolsever olan Fransız Başkonsolosu Bertand Burchwalter, “Üzgünüm” demekle yetindi Twitter’da. Elbette cin şişede durmayacaktı, Fransız aşırı sağcı lider Marine Le Pen, açtı ağzını yumdu gözünü. Ne yazıktır ki, Türkiye’den tek bir yetkili, Fransızlardan özür dilemedi.
Sonra; Gecenin bir yarısı işin kokusu ortaya çıkacaktı. İzlandalılar, 6.5 saat uçan millileri 2 saat civarında hava limanında tutacaklar, bazı oyuncularımız tabir yerindeyse iç çamaşırına kadar aranacaklardı. Bu da yetmemiş olsa gerek, dışarıda bekleyen bir iki ergen de gazeteci kılığına bürünüp önce Burak’a, ardından Emre Belözoğlu’na, “Türk kafası” markası ile İzlanda’da satılan lavabo fırçasını mikrofon gibi uzatacaktı.
Peki bir anda gündemi değiştiren bu olay ve buna benzer alakasız, gereksiz olaylar yüzünden olan kime oluyor diye baktığımız da karşımıza İBB seçimleri başta olmak üzere siyasal, ekonomik, sosyal sıkıntılar içinde olan ülkenin bu kez de sporda da zorda kaldığını üzülerek görmekteyiz.
Yani cebimize bir şey girmeden hep çıktığını gözlemlediğimiz bir ülkenin içişleri bakanının yerine de geçip, F-35 Ambargosu koyan ABD’ye kafa tutması gibi alakasız ileri dolaysıyla ülkenin olduğu gibi bizlerinde başını ağırtan çok şey art arda gelmeye devam ediyor.
Halbuki; ABD’ye Fransa’ya, İzlanda’ya cevap vermesi gereken Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu idi ve oda 31 Mart seçimlerinde ‘Kürdistan diye bir yer yok, isteyen oraya gitsin’ denildiği Irak Kürt Bölgesel Yönetimi‘nin (İKBY) Kürdistan denen yerin yeni Başkanı Neçirvan Barzani için Erbil’de düzenlenen yemin törenine katılmıştı.
Ve bunlar yaşanırken iki önemli gelişme sanki basit bir şeymiş gibi normal haber adı altında kamuoyuna duyuruluyordu.
Birincisi gelişen onca teknoloji ve medyaya rağmen iki siyasetçinin karşı karşıya gelip, yukarıda yazdığımız sorunların da içinde olduğu sıkıntıları karşılıklı tartışmadığı ülkemde, İBB’nin adayları canlı yayında karşı karşıya gelecekler haberi..
Yani 31 Mart seçimlerinde mesajı geçte olsa alan iktidardakiler kamuoyunun demokrasi adına yaptığı ikinci baskısı olan, siyasilerin karşı, karşıya gelerek nezaket kuralları içinde bir birleri ile tartışıp, yapacaklarını canlı yayınlarda anlatmasını isteği onca ayak diretmelere karşın kabul edilmek zorunda kalınmış ve bir zamanlar Akşam gazetesinde birlikte çalıştığım gazeteci meslektaşım İsmail Küçükkaya moderatörlüğünde yayın heyecanı başlamıştı.
Bu önemli adımın ve kazanımın hemen ardından gelen ikinci haber de güzel bir haberdi. Oda 31 Mart seçimlerinde devletin yani bizim verdiğimiz vergiler ile sağlana n imkanlar ile cumhurbaşkanlığı forsu ile mahalle mahalle mitingler yapan Başkan Erdoğan’ın ortağı Bahçeli’nin hala otağ kuramadığı 23 Haziran öncesi İstanbul’da miting yapmayacağı haberi idi.


Yani buradan anlaşılan şu ki 7 Haziran’dan başlayıp, 31 Mart’ta devam eden iktidara geri attırma direnci bu iki haberle birlikte daha da dirençli hale geldiğidir…
Demokrasi adına kazanım olan bu direncin iktidar tarafından daha iyi anlaşılması halinde başta kendisine olmak üzere ülkenin hayrına olacağı kesin olmakla birlikte olması gereken güzel şeylerdir.
İşte bu nedenle özür dilemenin yerine yanlışlara rağmen yaşananlara kafa tutarak yani bir adım ileri iki adım geri adım atarak işleri zora sokmak kimseye hayır getirmeyeceği de bilinmelidir.

Ve dip not daha düşülmesi gereken ve yıllar önce ‘Bir ileri, iki geri adımlar atmaktansa..’ başlığı ile 13 yıl önce yazdığım bu yazımda da bu ülkenin bir kenti olan Diyarbakır’ın eski ve asıl adını atan bir futbol takımına bakarken, ‘bir adım ileri gidilmiyor..’ denen sürece, ‘Bir ileri, bir geri adımlarla değil’, samimi adımlarla sahiplenmek, kabul etmek gerek..
Ve bu yönde atılacak samimi adamlarla bu ülkeye gerçek iç barışın geleceğini unutmamak gerek diyen dünkü yazımı bugüne yorumlarken, ‘iç surlarının güçlendirilmesi gerekir’ denen bu ülkenin geri değil, demokrasiye, barışa, kardeşliğe yürümesi için samimi adımlar atmasıyla gerçek iç barış olur derim..

Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..

Gazeteci Fakir Yılmaz tarafından kaleme alınan bu metinler, yerel ve ulusal gündemin yıllar içerisindeki değişimini eski ve yeni yazılar aracılığıyla analiz etmektedir. Yazar, Ardahan’ın ekonomik ve kültürel gelişimine odaklanırken, bölgedeki Atatürk silueti gibi değerlerin uluslararası boyutta tanıtılması gerektiğini vurgulamaktadır. Siyasi krizlerden spor dünyasındaki gerginliklere kadar geniş bir perspektif sunan kaynaklar, toplumsal meselelerdeki tutarsız yaklaşımları eleştirmektedir. Metinlerde ayrıca özgür yayıncılık çabaları ile demokrasinin güçlenmesi için atılması gereken samimi adımların önemi üzerinde durulmaktadır. Sonuç olarak yazar, geçmişteki öngörülerinin bugünün olaylarıyla nasıl örtüştüğünü göstererek toplumsal bir hafıza tazelemeyi amaçlamaktadır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER