Sevgili Posoflular..
Öncelikle şuradan anlaşalım..
Posof kaymakamlığının son açıklamasına kadar gelen konuyu gündeme taşımasaydım hanginizin Posof’ta yaşanandan haberiniz vardı?
Bilmem ama şunu bilin ki; Ben sizin kadar Posftluyum ve Posof ne kadar sizinse benim de.
Ki; Özkaşarların, muhtarken çaldıkları ile şimdi sanalda sözde gazeteciliği başlayan eski değil, hep hırsız olanların ‘vatan-millet-sakarya’ edebiyatı ile benimle Posoflular arasına ekmek istediği bozuk tohumun tutamayacağın baştan belirterek, bugünkü yazıma başlamak isterim..
Ki; Ben, Ardahan merkezliyim.. Kaldı ki Göleli, Hoçvanlı yada Ahıskalıda olsam da ondan da şeref duyarım..
Yani Posoflu METtiler sülalesinin gelip, yerleşmek isterlerken sizin bugün hayvan yetiştiricilerine veya yerleşmek istenen başka birine karşı yaptığınız gibi bizim bazı köylülerde aynısını yapınca Hette nenemin sahiplendiğini kendileri anlatan METTİLER sülalesinin Malakanların barışçıl kültürüyle yaşadığı Küçüksütlüce ŞİŞKA’lıyım..
Sayın Posoflular..
Sizler söyleyip, ama ilgilenmediğiniz ve adına Badele demekten öte demediğiniz Türkgözü Gümrük kapısın açılmasında rol oynayan haberleri ve yorumlarıyla hakkı olanlardan ilk 10 değil, belki de 5″inde olan biri plqn bir Posoflu, Göleli, Hanaklı, Damallı ve Köprülü, Çıldırlı, Hoçavanlı bir Ardahanlı olarak size bir şey anlatacaksın..
Ki bu anlatacağımız doğru olup, olmadığını şu an yaşı bir hayli geçmiş olanlara sorarak teyit edebilirsiniz.. Bunların ilki ve tanıdığım, rahmetli Çağlayan’dır, Posof eski Belediye Başkanı olan Refik bey, Şükrü bey ve ondan sonra uzun yıllar başkanlık yapan Cahit beydir..
Evet, Ardahan, Posof, Hanak, Damal, Çıldır, Göle, Köprülü denilince 36 yıldır yaz yaz, bağır, bağır.. Siyasetçi kalmadı, Vali kalmadı, bakan kalmadı her alanda tartış ve Çıldır Aktaş’ta olduğu gibi Posof Gümrüğünün açılması için bölgeye bir bakan yollandı..
Aldılar bizi.. Heyet halinde gittik Badelede bir tepeye..
Bakan ortada, etrafında siyasiler, vatandaşlar ve benim gazetelerimi kolunun altına koymuş rahmetli babanın konuşmasını bitmesini bekleyen babam..
Konuşmasını uzattıkça uzatan o dönemin iktidar ortaklarından DYP’li bakan ‘şöyle yapacağız, böyle yapacağız’ diye konuşmaya devam ederken o arada her yerdeki yalaka ve yağcılar devreye girmiş, ‘Sayın bakanım şeker hastalığına iyi gelir’ diyerek önüne uzatılan içi dışı gibi kırmızı denen ben dahil çoğu Ardahanlının görüp, yemediği Posof elmasın hart hurt yiyor..
Ben ise ter kan içinde babam ne yapacak heyecanı ile bir taraftan bakanın Posof elmasın iştahla yemesini diğer yanda fotoğraf çekmenin bile yasak olduğu sınırı çekiyorum..
Ve beklediğim değil, korktuğum başıma gelmiş, babam dönemin Zübük filminde etkilenip, bakanına dönerek, ‘Sayın bakan şu bizim Kemal Sunal gibi uzatmasanız da kapıyı açıp, açamayacağını söylerseniz, daha iyi olur..” diyordu..
Posof’un o sıcağında bir anda buz kesmiş, ortam aniden gerilmiş ve ‘Şimdi ne olacak şimdi?’ sorununa cevap beklenmeyen koyulmuştu..
Evet.. O an gelmiş, bugün ki gibi korumalar hemen devreye girmemiş, ‘terörist, hain, toplumu galyana getiriyor..” denip gözaltına alınmamış ‘terörist’ denenmemiş tam tersi bugün aranan bir naziklikle babama dönen bakan, ‘Sanırım Fevzi bey siyaset yapıyor, hangi partilisiniz.. Olsun ama acele etmeye gerek yok açacağız Fevzi bey..” diye cevap veriyordu bakan bey..
Ve o babam bu nazik cevaba kızıp, kolunun altındaki gazetelerimle birlikte o dönem yasak olan sınırdan geçip, karşı tarafa, Gürcistan’ geçip, kaçak geçmişten dolayı Gürcü gümrükçü ve polislerce göz altına alınmış ve bir hafta Gürcistan da mağdur kalmıştı..
Yani yıllarca açıldı, açılacak’ denip, 50 yıldan fazladır açılmayan Badele kapısı yani bugünkü adıyla Türkgözü Gümrük Kapısının açılması için ilk adımı atan rahmetli babam sınırı geçen ilk Ardahanlı olmuştu..
Yani; ‘Bu kapı nerden açuldu, gelen giden Tırlar misurlarımızı kırıyor’ diyen Posoflunun iş aş ve göz bulduğu Gümrük Kapısının açılmasın Fakir Yılmaz’ın bugüne kadar ki bir kazan çorba denecek haber, yorumlarına tuz olan babamın ilk adımı güzel bir yat vermiş ve kapı açılmıştı..
Sadece bu muki;
Yine ben, Posof’un doğasını katleden yani beni gecikmelide olsa anlayan siz Posofluların sonrasında, ‘Derelermuzu kuruttu’ dediğiniz HES’leri, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Nabucco petrol ve doğalgaz boru hatlarını inşatlarında yaşananları, 50 yıldır açılamayan Ulgar Tüneli ve bu tünel açılmıyor diye Posof’u Kol köyü üzerinde Ardahan’dan alınıp, Karadeniz’e bağlanmak istenmesi için mücadele ederken ve Posof’un gazetesinin çıkmasına katkı sunan ve belki Göle Gorevengi hiç görmemiş, Çıldır gölünde yüzmemiş bir Posofludan daha çok tüm Posof köylerini 4, 5 kez dolaşıp, sorunlarını yerine görüp, yazan, konuşan bir Ardahanlı, bir gazeteci olarak yine aynı çete beni size kötü anlatanlar değil miydi?
Şimdi asıl meseleye, şu YAYLA meselesine yani, İNEK, HOÇAVANLI, IĞDİRLI, ARDAHANLI meselesi ardından yaptığım POSOF’U İNEKLER BASTI başlıklı haberim ardımda sülalesine tecavüz eden Özkaşarların alçaklığın ve onun yazısının altına yorum bırakan tarihi, kültürlülere dönmek isterim..
Ve bir soru sormak isterim..
Yani; ‘IĞDIRLILAR, HOÇVANLILARDAN SONRA ARDAHANLILARIDNDA BIRAKILMADIĞI POSOF ÖZERK BÖLGE Mİ?!’ manşetimiz atan beni suçlarken o ineklerin oraya gelmesi için para aldıkları ileri sürülen muhtarların, göz yuman ilçe idarecilerinin, DSYB gibi stk’ların ve en önemlisi sanalda benden daha çok Posoflu kesilenlerin hiç mi suçu yok?
Yani;
Gümrük kapısı olmasına karşın, ithalat, ihracatın sıfır denecek olan bir gümrük kapısı, hem de ‘Türkgözü’ isimli bir gümrüğe sahip olan Posof’ta yaşananlara benze şu bizim Nasrettin Hoca’nı o ünlü hikayesini anlatan hikayesine dediği gibi Özkaşarlı hırsız yada hırsıların hiç mi suçu yok?
Yani şu;
Günün birinde hırsızın teki Nasreddin Hoca’nın eşeğini çalmış. Hoca canı sıkkın bir halde olanları komşularına anlatırken her kafadan ayrı bir ses çıkmaya başlamış.
Komşulardan bir tanesi:
– Hocam niye evine ve ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın san ki? demiş.
Diğer bir tanesi:
– Evine hırsız giriyor ve senin nasıl haberin olmuyor? diye konuşmuş.
Başka biri de:
– Hocam kusura bakma ama eşeğin çalınmasının sebebi yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nereden baksan her tarafı dökülüyor.
En sonunda Nasrettin Hoca’nın kafası atmış, hepsine birden söylenmiş:
– Yahu iyi, güzel de suçun hepsi benim mi ? Bu hırsızın hiç mi suçu, günahı yok?
Nasrettin Hoca ‘nın zamanları aşan, adeta günümüze kadar gelip de bize dersini veren fıkralarından biridir;
“Hırsızın hiç mi suçu yok?”
İşte bugün yaşanılan sorunların başında eğitimsizlik, fakirlik, bencillik, tahammülsüzlük ve ahlaki bunalımlar gelmektedir.
Değerlerimizden gittikçe uzaklaşmak ve çelişkiler yumağından kurtulmak için ilmi, okumayı, kardeşliği paylaşmayı, empati kurmayı, adaleti olmayı, bilmeliyiz.
Cehaletin, ihmallerimizin farkında olup elimizdeki nesillere sahip çıkmalıyız. Nasrettin Hoca, aslında kendisini suçlayanlara:
“Tedbirsiz davranmış olabilirim.
Ama ihmalkârlığım hırsızın suçunu ortadan kaldırmıyor.” diyerek hırsızın da yaptığının yanlış olduğunu görmeye davet ettiği gibi bende Bursa’ya gidip, tarihi, vakitların yerlere çökenlere, Fransa vergi dairesini olduğu gibi ailesini dolandıranlara ve en önemlisi kendileri muhtarken yaptıklarını unutup, bugün bana saldıranların hiç mi suçu yok?
Peki sosyal medyanın esiri olmuş bireyler olarak gençlikteki aykırı davranışların dijital dünyanın yansıması olarak karşımıza çıkması asıl meselenin de çarpıtılması aklımıza neden gelmiyor?
İşte bu nedenle; Alışkanlıkların seyrini değiştirmeli . Tuğlaları sağlam koymak ve her şeyi yerli yerinde yapmak gereklidir. Gerekirse sonsuza kadar kanat çırpmak gereklidir. Pişiren, olgunlaştıran, yetiştiren insana insanlığını yeniden kazandırma çabasını hayatını anlamlaştıracak değeri vermektir.
Nasrettin Hoca da gençlerin içinde bulunduğu durumla her devirde kendini gösteren ahlaki bunalımı gözler önüne seriyor. Mesuliyet almak istemiyor. Kimisi mesuliyetin farkında ama uyumak istiyor, anı kurtarmayı sorumluluktan kaçmayı ve uzaklaşmayı tercih ediyor.
Sosyal medya, TV dizileri gibi rutin akışlara kapılıp uyuşma halinde yolculuk ediyor.
Sanal aleme teslim olmuş bir insanlığı kurtarmanın da çarelerine bakılmalıdır. Eğitimin ilk ayağı olan ailede farkındalık oluşturacak etkili adımlar atılmalıdır.
İşte biz gazeteciler modern dünyanın peşinde koşturma halindeyken Özkaşarcılar ise bu akışın tam tersi bir anlayış içinde yalan, yanlış yollarına devam ediyor hem de kendi dünyalarında.
Posoflular ise; Hırsızların elinden kurtarılmayı bekliyor. Her hatasında, yüzlerce aynı yerde hata yaptığında bile çare üretebilmesi için omuzunda samimi bir el istiyor.
Kısacası;
Çoktan çalınmış değerlerimiz hepten kaybolmadan, Posof’u, Ardahan’ı kısacası tüm ülkeyi hırsızların, iftiracıların yani
Özkaşarların, muhtarken çaldıkları ile şimdi sanalda sözde gazeteciliği başlayan eski değil, hep hırsız olanların ‘vatan-millet-sakarya’ edebiyatı yapanların ve beyinciklerinin altındaki faşist düşüncelerinin elinden kurtaracak olan umudumuzu yitirmeden, Posoflu, Ardahanlı, Hoçvanlı, Göleli, Damallı, Hanaklı, Çıldırlı olmaktan önce kardeşliğimiz kurtuluşumuza vesile olacak ve yeniden dirilişimizle can verip, can olmaktır.
Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Bu metin, Ardahanlı bir gazetecinin Posof bölgesindeki toplumsal ve yerel sorunları kendi perspektifinden ele aldığı sitem dolu bir açık mektuptur. Yazar, Türkgözü Gümrük Kapısı’nın açılması ve bölgeye tünel yapılması gibi kritik projelerde ailesinin ve kendisinin üstlendiği öncü rolü hatırlatarak yerel halka geçmişteki hizmetlerini anlatmaktadır. Son dönemde hayvancılık üzerinden çıkan gerginlikler ve kendisine yönelik etik dışı suçlamalar karşısında, bölge halkını asıl sorumluları görmeye davet etmektedir. Eleştirilerini Nasrettin Hoca fıkrasıyla örneklendiren yazar, suçun sadece mağdurda değil, asıl yolsuzluk yapan ve iftira atan kesimlerde olduğunu vurgulamaktadır. Nihayetinde yazı, yerel ayrımcılığın ve sosyal medya üzerinden yürütülen karalama kampanyalarının yerine toplumsal kardeşlik ve dürüstlük değerlerine dönülmesi çağrısıyla sona ermektedir.


