Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Fakir Yılmaz

W’ye ve Demritaş’a Özgürlük!..

Çünkü havuza düşmeden önce şu an Halk TV’de sabah haberleri sunan zaman zaman ulusallık manşetleri atan gazetelerimizi de ekrana alan meslektaşım İsmail Küçükkaya’nın Genel Yayın Yönetmeni, benim de muhabiri olduğum dönemin Akşam Gazetesi’nin manşetinde geniş yer bulan W’nin bir hikayesi vardı aklımda. Ve dünkü yazımda azda olsa bahsetmiş ama sanırım birileri anlayamamış veya işleri zaten jurnalcilik olan helvacı hewallerce aleyhime oluşturulan havanın etkisiyle algılayamamış diye bu kez yazma gereği duydum.
Evet, 18 Nisan 2013 yılında benim imzamla ‘Dewir Değişti’ ulusal gazete Akşam gazetesinde 7 sütun harflerle manşete çekilen o manşetimizi ‘Yerelden Ulusala, Mahalli Basın Lideri’ ilkesi ile gazeteciliğimizi ortaya koyduğumuz www.kuzeyanadolugazetesi.com adlı internet haber sitesi yenilenen Kuzey Doğu Anadolu Gazetemiz polis tarafından toplatılmış ve hakkımızda açılan onca davalardan biri daha açılmıştı.
Nevruz’u Newroz diye yazdığımız için açılan davanın 7 yıl sonra bizim haklı olduğumuzu ortaya koyan karar ile toplatılan gazetelerimizin matbaamıza geri getirilmesi ardından o dönemin Akşam Gazetesinde atılan o manşet bizim gazetecilik ilkemizi ve direnişimizi de ortaya koyan bir ödül olmuştu.
Evet, yeni bir Nevruz ve Newroz’a geldiğimiz şu günlerde hala ‘bilinmeyen dil’ olarak tanınan Kürtçe’nin ve Kürt sorununun çözümünün hepimizin elinde olduğunu, bunun içinde bu kamuoyunu temsil eden insanlarla, MHP’den öte CHP’nin kozmik odasında ki ulusalcılar hariç siyasi parti ve stk’larla temasa geçmek ve yeni bir barış süreci yani Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi helalleşmek bu ülkeye hiçbir şey kaybettirmez aksine barış sürecine kolunu değil, başını koyan ve ‘sayın’ dediği için ulusalcıların hedefe koydukları Demirtaş’ın seslendiği Erdoğan’ın ulusalda olduğu gibi yerelde de bir süre daha iktidarda kalacağı düşünülen bu ülkede iç barışın herkese kazandıracağı gibi ‘Dış güçler’ denerek suçlanan ve ülke üzerinde oynandığı söylenen karanlık oyunları da bozar ve demokrasinin yerleşmesinin önünü açacağını anlatan eski bir yazımı bugün yazılmış gibi aynen yayınlamak gerektiğini de düşündüm.
Çünkü yayın grubumuzun amiral gazetesi ‘Mahalli Basın Lideri’ Kuzey Doğu Anadolu Gazetemizin yayınladığı bir ilanda Nevruz değil, Newroz denmesi ile toplatılmasının çözüm değil, sorun olduğunu ve bu sorunun kardeşliğimize en büyük zararı verdiğini anlatır aşağıda yeniden yayınladığım ‘İnat Newrozu’ başlıklı yazıyı bir kez daha sizin de okumanızı ve haklı mı, haksız mı olduğumu görmenizi isterken…
İşte dün yazdığım ama hala bugün gibi duran ve W’ye ve Demirtaş’a özgürlük verildiğinde kıyamet kopmayacağı gibi ülkeme barışın, kardeşliğin, eşitliğin ve gerçek demokrasinin geleceğini anlatan ve birazda bu bugünkü Newroz’a yönelik güncelleştirdiğim o yazım;
İnat NevWroz’u..
Sabah işe gelmek için çıktığımız binada yan yana kalıyor, aynı binaya girerken selamlaşıyor, çıkarken gülümsüyoruz.
Bizden çok eşlerimiz daha yakın, daha samimi, çocuklarımız birlikte parkta oynuyorlar.
Aynı çatı altında, aynı binada huzur içinde yaşarız, hepimiz bir birimizin güvencesi olarak gece rahat uyur, sabah huzur içinde çıkarız evlerimizden.
Ben, benim gibi yorulan GAZETECİ isimli arabamı çalıştırırken, onlar evimin kapısıyla karşı karşıya olan daireden çıkarken bana selam verip, işlerine giderler.
Bugünde aynı oldu ama bir fark ile..
Ben Newroz için kameramı, fotoğraf makinemi hazırlamış, onlar Nevruz için çelik yeleklerini, coplarını…
Yine aynı gülümseme, yine selamlaşma.
Sanki iki tarafta meydan muharebesine gidiyor gibi hazırlıklı, birazda şüpheli.
Ben gazeteci olarak Newroz’a, onlar polis olarak Nevruz’a..
Yani her zamanki gibi iki tarafta stresli…
Her iki tarafta aynı binada, aynı evlerde kalmış, aynı suyu içmiş, aynı havayı koklamış olsa da..
Bahar bayramı NevWroz’a gidiyoruz, gülüp, halay çekeceğimizi düşündüğümüz ama günlerdir yaşanan gerginlikler dolayısıyla neler olacağını, karşı karşıya gelip, gelmeyeceğimizi kara kara düşünürken…
Evet her yıl tekrarlanan, halaylarla değil, ölümlerle, yaralanmalarla sona eren bir Newroz’a ya da Nevruz’a daha giderken bu yaşadıklarımız gerçek.
Aynı çatı altında oturur, aynı suyu birlikte içeriz ama gerek gazetecilikte gerek dünya düşüncesinde hep karşı karşıya gelir, çatışır, birimiz hak ararken, birimiz cop atarız.
Çünkü biz birbirimize düşmanca bakanlar, aynı ülkede olduğu gibi aynı binada oturmayı bilir, birlikte yaşamayı seçer, eşlerimizin, çocuklarımızın kaynaşmasına müsaade ederiz…
Birimiz penceremize bayrak asarken, diğerimizin siyasi görüşüne de saygı gösteririz…
Ama her nedense alanlarda, çarşıda, resmi işlerde hep karşı karşıya gelir, o binadaki barışı unutur, kardeş olmayı değil, düşman olmayı seçeriz…
Düşünsenize benim gibi aynı binada olmasanız da, yan komşunuz, aynı dolmuşa bindiğiniz, aynı cafe de çay içtiğiniz, aynı lokantanın tabağından yemek yediğinizin biri polis, biri siz değil misiniz?
Polis olmasa da savcı, hâkim, asker, jandarma, helvacı hawaller gibi sahte değil gerçek istihbaratçı veya devletin bir memuru değil mi o birlikte yaşamayı seçmiş, aynı evde, aynı binada, aynı ülkede yaşarken yıllardır süren inatlar nedeniyle karşı karşıya geldiğiniz..
İşte size son inat..
Biri, ‘ben Newroz’u kutlayacağım’ dedi, diğeri, ‘Hayır Newroz olarak kutlayamazsın, Nevruz de’ dedi..
Dünde aynı değil miydi, erken olmazsa da, aynı güne bile izin vermiyorlardı… Ve sonuç meydan muhaberesinde karşı karşıya gelerek, kan revan içinde kalıp, yaralanıp, ölüp aynı binaya, aynı eve gelip, aynı suyu içtiğimizi hep unuttuk…
Kim kazanıyor bu yıllardır süren ama çare bulunamayan inatlaşmada, kim kaybediyor bu anlamsız ve de anlaşılmaz inatlaşmada kim?..
HDP’nin oylarından sora bu kez kendi çıkarları karşılığında demlendikleri helvacı hewallerin yönlendirmeye çalıştığı DEM’in oyları ile başkan olan ulusalcılar başta olmak üzere birileri kazanırken, ‘Et tırnak misali, kardeş’ denilenler yani Nevruz diyen Türk, Newroz diyen Kürt kısacası her iki tarafta kaybetmiyor mu?..

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER