Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

İsmail Ögeday

Taklacı güvercinin hikâyesi her taklanın bir de sonu vardır!

Bir varmış, bir yokmuş…

Vakti zamanında Afyonkarahisar’da, bir sağlık kuruluşundan emekli olduktan sonra engelliler adına bir dernek kuran bir taklacı güvercin varmış.

Bu güvercin, öyle sıradan bir güvercin değilmiş.

Basını çok severmiş!

Gazetecilerin yüzüne güler, halini hatırını sorar, onlarla güzel güzel sohbet eder, ardından da derneğinde ne olup bitiyorsa haber yaptırırmış.

Bir bakmışsın etkinlik…

Bir bakmışsın açıklama…

Bir bakmışsın ziyaret…

Bir bakmışsın proje…

Taklacı güvercinimizin fotoğrafı yine haberlerde!

Ne güzel değil mi?

Gündemde kalmanın en kolay yolu…

Ama bizim güvercin zaman içerisinde sadece basınla yetinmemiş.

Etrafındaki engelli derneklerini de kendi çevresinde toplamaya başlamış.

“Birlikten güç doğar” demiş.

Doğrudur…

Birlikten güç doğar.

Ama birlik kurmakla insanları kendi hesabına kullanmak arasında da koskoca bir fark vardır.

Taklacı güvercinimiz, etrafındaki derneklerin yüzüne gülmüş, onlara güzel sözler söylemiş, “hepimiz biriz” demiş, gönüllerini hoş tutmuş.

Kim bilir, belki de gerçekten birlik olmak istemiştir.

Ama hakkında anlatılanlara bakılırsa, bu birlikteliğin arkasında başka hesapların bulunduğunu düşünenler de varmış.

Derken bizim güvercin bir gün kanatlarını biraz daha fazla açmaya başlamış.

Basın var…

Dernekler var…

Milletvekilleri var…

Bakanlar var…

Valiler var…

Proje var…

Fotoğraf var…

Eh, bütün bunlar bir araya gelince insan kendisini siyasetin tam ortasında buluveriyor!

Sonra çevresinden de biraz gaz gelmiş.

“Sen yaparsın…”

“Sen çok iyisin…”

“Sen siyasete girmelisin…”

“Sen milletvekili olmalısın…”

Derken bizim taklacı güvercin kendisini siyasetin gökyüzünde uçarken görmeye başlamış.

Ama gel gör ki kimse çıkıp da şu basit soruyu sormamış:

“Yahu sen kendini Kaf Dağı’nda mı görüyorsun?”

İki proje yaptın diye…

İki bakanla görüştün diye…

İki milletvekiliyle oturup kalktın diye…

Bir anda milletvekili adayı mı oldun?

Allah aşkına!

Eğer milletvekilleriyle görüşmek, bakanlarla fotoğraf çektirmek, valilerle oturup kalkmak milletvekili olmaya yetseydi, bu memlekette gazetecilerin yarısı çoktan Meclis’e gitmişti.

Çünkü gazeteciler de milletvekilleriyle görüşüyor.

Bakanlarla görüşüyor.

Valilerle görüşüyor.

Hatta bazen siyasetçilerin söyleyemediklerini bile soruyor.

Ama gazeteci, fotoğraf çektirdiği için milletvekili adayı olmuyor.

Çünkü siyaset fotoğraf albümü değildir.

Taklacı güvercinin en büyük yeteneği: takla!

Bizim güvercinin bir başka özelliği daha varmış.

İddialara göre insanların yüzüne gülerken, arkalarından ise olmadık sözler söylermiş.

Kimin hakkında ne konuştuğu, kime ne yakıştırdığı, kimin hakkında ne tür dedikodular yaptığı konusunda da oldukça “mahir” olduğu anlatılıyor.

Üstelik kendisini çok uyanık sanıyormuş.

Sanıyormuş ki arkasından konuştuğu insanların hiçbir şeyden haberi yok.

Ama sevgili taklacı güvercin…

Bu memlekette duvarların bile kulağı var.

İnsanlar senin hakkında konuşulanları duyuyor.

Kimin ne söylediğini biliyor.

Kimin kimin arkasından konuştuğunu öğreniyor.

Tıpkı benim öğrendiğim gibi…

Ben yazmayayım diyorum…

Yazdırıyorsun!

Susayım diyorum…

Konuşturuyorsun!

Bulaşmayayım diyorum…

Bulaştırıyorsun!

Şimdi sana çok basit bir soru:

Sen namuslusun da kötülediğin herkes namussuz mu?

Senin söylediğin her söz doğru da senin hakkında söylenenlerin hepsi yalan mı?

İnsanların namusuna, şerefine, ailesine ve özel hayatına dil uzatmak bu kadar kolay mı?

Herkesin bir ailesi var.

Herkesin bir itibarı var.

Herkesin bir hayatı var.

Ve herkesin namusu kendisine ait.

Kimse namusunu sokakta bulmadı!

O yüzden siyaset yapacaksan siyasetini yap.

Eleştireceksen eleştir.

Rakibin varsa rakibinle yarış.

Ama insanların namusuna ve haysiyetine dil uzatma.

Çünkü o kapı açılırsa, içeriden ne çıkacağını kimse tahmin edemez.

Siyasetçi Olmak İstiyorsan

Taklacı güvercin!

Sana bir ağabey tavsiyesi…

Siyaset yapacaksan önce insan kazanmayı öğren.

İnsanların yüzüne başka, arkasından başka konuşma.

Bugün yanında olanı yarın kötüleme.

Bugün beraber fotoğraf verdiğin kişiyi, yarın sırf senden biraz daha fazla ilgi gördü diye hedef haline getirme.

Çünkü siyaset uzun bir yolculuktur.

Bugün yanında yürüyen insan, yarın karşında olabilir.

Ama unutma:

Bugün arkasından konuştuğun insan, yarın senin yanında oturabilir.

O zaman ne yapacaksın?

Başını eğip susacak mısın?

Yoksa “Ben onu kastetmemiştim” mi diyeceksin?

İşte siyaset, tam da burada başlar.

“Kim öne çıkarsa ayağını kaydırayım” olmaz!

Taklacı güvercin hakkında anlatılan bir başka konu daha var.

Kendisinden başka birinin adı daha fazla duyulmaya başladığında, birileri onun önüne geçtiğinde veya çevresinde bir başka isim daha fazla konuşulduğunda, o kişinin ayağını kaydırmak için çaba gösterdiği iddia ediliyor.

Eğer bu doğruysa, işte buna gerçekten üzülürüm.

Çünkü başkasını aşağı çekerek sen yükselemezsin.

Başkasının ışığını söndürerek kendi ışığını daha parlak hale getiremezsin.

Bir insanın başarısından rahatsız oluyorsan, aslında kendi eksikliğini ortaya koyarsın.

Bırak insanlar konuşulsun.

Bırak insanlar proje yapsın.

Bırak insanlar başarılı olsun.

Eğer gerçekten iyiysen zaten sen de konuşulursun.

Ama herkesin ayağına takoz koymaya kalkarsan, bir gün bakarsın ki çevrende yürüyebileceğin kimse kalmamış.

Ve unutma:

Taklacı güvercin çok takla atarsa başı döner!

Bir de bağış meselesi var!

Gelelim işin başka bir boyutuna…

Bu taklacı güvercin hakkında bir başka iddia daha konuşuluyor.

Deniliyor ki başında bulunduğu derneğin hesabı yerine kendi şahsi hesabını vererek hayırseverlerden bağış topluyormuş.

Ben burada hüküm vermiyorum.

İddia neyse onu söylüyorum.

Ama eğer böyle bir durum gerçekten varsa, o zaman ilgili kurumların da bu konuyu incelemesi gerekir.

Çünkü dernek işi ciddi iştir.

Hayırseverin verdiği para ciddi iştir.

Engelli vatandaşların ve ailelerinin güveni çok daha ciddi iştir.

Bu nedenle burada İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü’ne de önemli bir görev düşüyor.

Hesaplar açık mı?

Bağışlar nereye gidiyor?

Hangi hesap kullanılıyor?

Toplanan yardımlar nasıl değerlendiriliyor?

Bunların cevabı varsa mesele yok.

Ama soru işareti varsa, o soru işaretini ortadan kaldırmak da yönetimin sorumluluğudur.

Şeffaflık, insanın düşmanı değil dostudur.

Takla attıkça kanatlar yorulur!

Şimdi gelelim hikâyenin sonuna…

Bizim taklacı güvercin hâlâ uçuyor.

Bir gün orada…

Bir gün burada…

Bir gün basının yanında…

Bir gün siyasetçinin yanında…

Bir gün derneklerin arasında…

Bir gün bakanla…

Bir gün milletvekiliyle…

Bir gün valiyle…

Fotoğraf üstüne fotoğraf…

Takla üstüne takla…

Ama sevgili güvercin!

Sana kötü bir haberim var:

Her taklanın bir sonu vardır.

Çünkü insanları kandırdığını düşünerek yıllarca takla atabilirsin.

Ama bir gün insanlar senin hangi taklayı neden attığını anlamaya başlar.

Bugün yüzüne güldüğün insan yarın sana sırtını döner.

Bugün arkasından konuştuğun insan yarın senin karşına dikilir.

Bugün küçümsediğin insan yarın senden daha fazla itibar görür.

Ve o gün geldiğinde yapacak tek şey kalır:

Kendi attığın taklaların altında kalmamak!

Ben sana buradan açık açık söylüyorum:

Gözüm üzerinde!

Cımbıldamaya devam edersen, daha fazlası da gelir.

Ama beni değil, kendini düşün.

İnsanların namusuna laf etme.

İnsanların ailesine dil uzatma.

İnsanların şerefini ve haysiyetini hedef alma.

Çünkü millet namusunu sokakta bulmadı.

Herkesin bir sınırı var.

Benim de var.

Senin de olmalı.

Ve artık son sözümü söylüyorum:

Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü!

Çünkü bazı kutular açılırsa, içinden çıkan sadece laf olmaz.

İçinden belgeler çıkar.

İsimler çıkar.

Sözler çıkar.

Ve en önemlisi…

Hatırlananlar çıkar.

O yüzden taklacı güvercin…

Kanatlarını fazla çırpma.

Çünkü bazen insan en yükseğe uçtuğunu zannederken, aslında düşeceği yeri hazırlıyordur.

Takla atmak kolaydır.
Düz yürümek ise karakter ister.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER