Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

casino siteleri deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler 2025 deneme bonusu veren siteler editorbet giriş

Hakan Dikmen

Köprüden Geçenden 1 Lira, Geçmeyenden 5 Lira: Bu Ne Lahana, Bu Ne Perhiz?

Köprü ve otoyolların özelleştirilmesi tartışılırken asıl soru değişmiyor: Vatandaşın ödediği kamu yatırımı kime, hangi şartlarla devredilecek?
Bir ülkede köprüden geçmenin bedeli vardır.
Bunu anlarız.
Yol yapılır, bakım yapılır, personel çalışır, güvenlik sağlanır; elbette bunun bir maliyeti vardır. Vatandaş da kullandığı hizmetin karşılığını ödeyebilir.
Ama mesele başka bir noktaya geldiğinde insanın aklına ister istemez o meşhur söz geliyor:
“Bu ne lahana, bu ne perhiz?”
Köprü ve otoyolların işletme haklarının özel sektöre devredilmesi tartışılırken, vatandaşın sorması gereken soru son derece basit:
Devletin yaptığı, vatandaşın vergileriyle finanse edilen ve yıllardır geçiş ücretleriyle gelir üreten bu yatırımların geleceğinde kamu yararı nasıl korunacak?
Çünkü mesele yalnızca bir köprünün kimin tarafından işletileceği değildir.
Mesele, kamu malının hangi şartlarla özel işletmeye dönüşeceğidir.
Köprüden Geçen Ödüyor, Geçmeyen Neden Ödüyor?
İşin en can alıcı tarafı burası.
Vatandaş köprüden geçiyorsa ücret ödemeye alışkın. Fakat vatandaşın zihnindeki asıl soru şu:
Ben bu köprüyü kullanmıyorsam neden bunun ekonomik yükünü yine ben taşıyorum?
Devlet yatırımlarında elbette vergiler yoluyla toplumun tamamının katkısı söz konusu olabilir. Çünkü kamu hizmetinin mantığı budur. Okul yalnızca çocuğu olanın, hastane yalnızca hastanın, yol yalnızca otomobil sahibinin meselesi değildir.
Fakat bir kamu yatırımının işletme hakkı özel sektöre devredildiğinde denklemin içine başka bir unsur girer:
Kâr.
İşte vatandaşın dikkat kesilmesi gereken yer tam da burasıdır.
Kamu işletmeciliğinde temel soru “Vatandaşın hizmete erişimi nasıl kolaylaştırılır?” iken, özel işletmecilikte doğal olarak “Bu yatırım nasıl sürdürülebilir ve nasıl kârlı hale getirilir?” sorusu da masaya gelir.
Bu iki yaklaşım her zaman aynı noktada buluşmayabilir.
O nedenle mesele “özelleştirme iyi midir, kötü müdür?” kadar basit değildir.
Asıl mesele sözleşmenin ne dediğidir.
Ücret ne olacak?
Artış nasıl belirlenecek?
İşletme süresi ne kadar olacak?
Devletin denetim yetkisi ne kadar güçlü olacak
Vatandaşın hakkını koruyacak mekanizmalar gerçekten işleyecek mi?
Ve en önemlisi:
Kamu yararı ile özel sektör kârlılığı arasında dengeyi kim sağlayacak?
Vatandaşın İstediği Şeffaflık
Türkiye’de özelleştirme denildiğinde toplumun hafızasında yalnızca ekonomik rakamlar değil, geçmişten kalan ciddi tartışmalar da var.
Bu nedenle köprü ve otoyollar gibi stratejik ulaşım altyapılarında vatandaşın beklentisi son derece açık:


Şeffaflık.
Kaça devredilecek?
Ne kadar süreyle işletilecek?
Gelir paylaşımı nasıl yapılacak?
Ücretler hangi formülle artırılacak?
Devlet ne kadar gelir elde edecek?
Vatandaşın cebinden çıkacak toplam para ne olacak?
Bunların hepsi kamuoyunun önünde konuşulmalı.
Çünkü köprü sıradan bir ticari işletme değildir.
Otoyol sıradan bir dükkân değildir.
Bunlar ülkenin ulaşım damarlarıdır.
İstanbul’un iki yakasını birbirine bağlayan bir köprüyü yalnızca beton, çelik ve asfalt olarak görmek mümkün değildir. O köprü, milyonlarca insanın işe, eve, okula, hastaneye ve hayatına ulaşmasını sağlayan stratejik bir altyapıdır.
Dolayısıyla böyle bir varlıkla ilgili karar verilirken “kaç para eder?” sorusundan önce “vatandaş için ne ifade ediyor?” sorusunun sorulması gerekir.
Kamu Malı, Özel İşletme: Kazanan Kim Olacak?
Kimse özel sektörün yatırım yapmasına karşı olmak zorunda değil.
Özel sektör dinamizm getirir, yatırım yapar, işletme maliyetlerini düşürebilir. Bunların hepsi tartışılabilir.
Ama kamu adına yapılan her devir işleminde bir ölçü olmalıdır:
Vatandaşın cebinden çıkan para ile kamu adına elde edilen fayda arasındaki denge.
Eğer vatandaş bugün geçiş ücretini ödüyor, yarın ücret artıyor, devlet de işletme hakkını devrederek gelecekteki gelirlerinden vazgeçiyorsa; o zaman vatandaşın “Ben bu işin neresindeyim?” diye sorması kadar doğal bir şey olamaz.
Çünkü vatandaş yalnızca müşteri değildir.
Vatandaş aynı zamanda bu ülkenin sahibidir.
Vergi verir.
Üretir.
Çalışır.
Tüketir.
Ve kamu yatırımlarının finansmanına katkıda bulunur.
O nedenle kamuya ait bir varlığın geleceği konuşulurken vatandaşın yalnızca turnikeden geçen taraf olarak görülmesi doğru değildir.
Köprüden geçenden 1 lira, geçmeyenden 5 lira alınsın demiyoruz elbette.
Ama vatandaşın aynı hizmet için defalarca ödeme yaptığı hissini doğuracak modellerden uzak durulsun diyoruz.
Özelleştirme yapılacaksa şartları açık olsun.
Rakamlar açıklansın.
Sözleşmeler denetlenebilir olsun.
Kamu yararı güvence altına alınsın.
Ve vatandaş şunu bilsin:
“Bu köprü kimin?”
Cevabı yalnızca şirket adı olmamalı.
Çünkü köprülerin sahibi tabeladaki isimlerden önce milletin kendisidir.
Kamu malı el değiştirirken asıl mesele, köprünün kime geçtiği değil; vatandaşın cebinden kimin geçtiğidir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER