Bugünkü yazımıza başlamadan önce bir iki haber başlığı ile gün haber verelim..
Bir yakası kirasını ödeneği ileri sünülen ve icara ile boşaltılması için harekete geçildiği öğrenilen Ardahan Kayak Evinin kapalı, bir tülü özel yada tüzel kurumlarca işletemeyen dağ oteli polis evi olacak.. Ve bu yönde alınan kararın onayı Özel Kalem Müdürünü görevden alıp, eski görevine, yazı işlerine geri gönderen yeni vali ve il genel meclisinin onayını beklediğini haber aldık..
Özel işlerin döndüğü ve yakın bir o kadar da özel (!) bir hukukçunun verdiği akıl ile üstündeki mal varlıklarını nakitte çevirdiği ileri sürülen Damallı Genel Sekreterin başında olduğu ve boşanmaların arttığı Ardahan’ın başta ilçe olmak isteyen Hoçvam köylerinin olmak üzere çöplerin toplamadığı, çevre müdürlüğünün ağbun dolan dereleri görmediği, sanayi müdürünün kim olduğu ve ne iş yaptığını bilmediğimiz Ardahan’ın İl Özel İdaresi hakkında resmi şikayet edilen şahsın bugün yarın kentin bozuk yollarını kapatan buzlar gibi çözüleceği ve kapakları bir okulun bahçesine boşaltılan odunların sadece bir kişi tarafından değil, birilerince kamelya çayı gibi içildiği yönünde ki iddiaların tek sorumlusu olmadığını açıklayacağını haber aldık..

Mahkeme kapılarına düşen İstanbul’da ki Göle federasyonunun baştan aşağı yenilenmesi ve Veysel Karatay gibi siyasete, stk’lara karşı duyarlı aktif isimlerin bu görevi alması için bir grup Gölelinin harekete geçtiğini haber alırken, aldığımız diğer bir haber de geçtiğimiz günlerde vefat eden Cemil babanın yerine kimin aday olacağını çokça tartışıldığı Göle’de de eski muhtar Yunus Yılmaz’ın adının ön planda olduğunu öğreniyorduk.
Ha arada Gölelileri ve Göle muhtarlarını arayan takımı onca amatör takım gibi ortada olmayan, Amatör ligi yapmaya da engel olan Göleli birinin sağı, solu arayıp, vali beyin ‘Ardahan’ı 3. lige taşıma iddiasına çok yakın olan takıma bir boğa ile destek verin dediği Serhat Ardahan’a neden yardım edildiğini sorduğunu ve vali beyin bir boğa kampanyasına engel olduğunu duyup, öğrenip, haber alıveriyoruz..
Geçtiğimiz gün milletvekili başkanlığında iftarda bir araya gelen CHP’li iki isimin sahurda telefonla birbirlerine demediklerini bırakmadıklarını da haber alırken, AK Partili vekilinde bazı İl Müdürlerinin olduğu ramazan öncesi bir kahvaltıda polis evi olacak diye beklenen Yalanızçam kayak tesisinde İl başkanı olmaksızın bir araya geldiği ve başta karısını ödüllendiren, kapısı olmayan asaletini alan ve onca hayvanı telef ettikten onca başlatılan soruşturma ardından görevden el çektirilen polisten dönme eski tarım müdürü gibi asalet ödülü aldığından Ardahan’dan gitmek isteyen İl Milli Eğitimin Müdürü ve diğer müdürlerle ne görüştüğünü de öğrenemedik..
Evet, ‘az sonra’ diyerek gazetelerimiz ve sitelerimizde haber olacak bu haberlerin başlıklarını burada bir kenara bırakıp, gelelim bugünkü köşemize ve konumuza ve bir çok sorunun olduğu bugünkü, Boğazlar boğazımız da, İstanbul kanalımız neyimiz?!..’ başlıklı yazımıza..

23 Şubat 2026 günü, ekonomik, sosyal, kültürel olarak değil, tarihsel anlaşmaların imzalandığı 105 yıl önce ki imzaların atıldığı o güzel anı yani Ardahan’ı bir kez daha kurtardık..
Hem de o benden beter ağlamayı kesmeyen ve kandırılmak istenen bebeklere denen ‘hava bak hava..’ denircesine havaalanı olmayan kentin üstünde uçan uçaklar eşliğinde.. Ve bozuk, buzlu, çamurlu kent içi yollarda gelip, geçen atları ve üstümüzde uçan F-16 uçaklarını izleyerek bir kez daha kurtardık..
Peki, tarihsel olarak kurtardığımız ama kaça kaçtan beter ve devam eden göç ile boşaltmaya devem ettiğimiz Ardahan için birde şunu soralım mı?..
‘Boğazlar boğazımız, Kars-Ardahan bel kemiğiz’ derken yani 105 yıl önce Ardahan bize geri verildiği anlaşmada hangi şartlar vardı?!
Ve bu şartlardan biri yani ‘Boğazlarımız..’ denen ama senin o çok istediğin ama ‘para yok’ diye kuru soğan, ekmekten başka bir şey geçmiyor..’ dediğin boğaz olarak anladığın o boğaz yoksa İstanbul ile Çanakkale boğazı mıdır?
Yani bu boğaz kelimesinin karşılığında Karadeniz’e silahlı hiç bir gemi giremez şartı var mı?..
Ve bu şartlar arasında, ‘Aha Kars ve Ardahan’ı veriyorum ama bak boğazlardan Karadeniz’e Amerika başta olmak üzere hiç bir yabancı ülkenin silahlı gemisini koymayacaksın’ demekmidir?
Ve bu sözleşme, hızla devam eden ve şu son aylarda bir hayli gündemde düşürülen İstanbul kanalı yüzünden bozulur mu?!
Çünkü, dün yani 105 yıl önce yapılan sözleşme gereği Kars-Ardahan karşılığında bugün hiç bir silahlı geminin bırakılmadığı Karadeniz’e açılacak olan ve inşaası hızla devam eden ve neredeyse kazıma aşmasına gelen ve ‘şimdilik’ deniz suyu altında olmazsa da üzerinde 6. Boğaz köprüsü yapılan Kanal İstanbul ile devre dışı kalacak mı?..
Peki o zaman denmeyecek mi, ‘Sen Kanal İstanbul ile şartı bozdun bende Kars, Ardahan’ı geri sana verdiğim Brest Litovsk anlaşmasını bozuyorum ve Ardahan’ı, Kars’ı geri istiyorum!..’ denebilir mi?
Bilmem ama bu soeuları ve o antlaşmanın içeriğini, maddelerini, kendisini milletin vekili, tarihçi, araştırmacı hatta yazar, yetmedi gazeteci diye yutturan yağcılara, yalakalıktan ellerine Karadeniz’in o benden beter çırpınan suyu dökülmez olan çok bilmiş Ardahanlılara soruyorum..
Hele şu 15 Temmuz’dan hemen sonra al acele emekliliğini isteyen generale yada benden beter çok bilmişlere yapay zekanın arastırmacı/yazar ettiği sahte diplomalılara bir sorun..
Çıldır eyaletine son veren, Atatürk’ün son anda gelemediği vilayet
Ardahan’ı kasabaya çevirtip, Kars’a bağlatan, Kazım Karabekir’in, ‘Boğazlar boğazımız’ yani ‘Biz istemedikçe kimse boğazlardan silahlı gemilerle Karadeniz’e dalmaz pardon geçemez’ dediği,
Yani ‘Sınırlarımız içinde kalan boğazlardan hiç bir silahlı gemi Karadeniz’e geçip, Rusları rahatsız edemez..’ sözü, imzası denilen bu söz, ‘bu anlaşmaya, ‘Kars-Ardahan bel kemiğimizdir..’ sözü ile nasıl ve neden bağlanmıştır?
Evet, üçüncü boğaza pardon İstanbul kanalına birde bu yönde bakıp, cevap verecek bir Erdahanlı var mı?..
Yoksa gelinin, kızın yüzüne hisler sürüp, saklayıp ve ‘kaça kaç..’ denen dönemi yani vatanı bırakıp, kaçanlar değil de vatanı bırakıp, kaçanları kahramanlaştıranların yaptığı gibi siz torunlarda mı kaçacaksınız?
Evet, Vatan-Millet-Sakarya edebiyatlarıyla benden daha çok vatan severler!..
Haydi bu akıl edemediğiniz, iddiam, İmamoğlu iddianamesi değil, ciddi ve bir kadar sorgulanması gereken bir iddiadan öte acilen araştırılıp, iktidar, muhalefet, basın, medyaya cevap olacak önemli tarihsel bir soru..
Ve bu soruma lise konumuna düşürülen üniversitenin üçüncü evliliğini yapan, soy ismini neden değiştiğini merak ettiğim hemşeri rektörü de yanınıza alın cevap verin kopyasını verdikten sonra gelelim bugüne..
Ve zaman zaman çatıştığımız ama sonuçta ‘Şeherli, meşe erdahanlıyız’ dediğimiz şu kurtuluş savaşın da Atatürk’e yaverlik yapana bir anıt mezar yaptırmayan Çetinsu (Beberek) köyü derneği başkanının ele aldığı o güzel ve yoksul, göçün devam ettiği ve ‘Can sağken yurt vermeyiz düşmana’ derken anlaşmalar gereği tazminat olarak 40 yıl esarete verilen Ardahan’ı çok güzel anlatan yazısını da alıp, ‘okuyan anlar anlatmak istediklerimizi belki’ diyerek bir kez de burada, köşemde konak edip, yayınlayalım..
Ve, ‘Boğazlar boğazımız, Kars-Ardahan bel kemiğimiz..’ denen anlaşmalarla ben esaretten kurtuldum ama siz 105 yıldır beni kurtaramadınız ey Ardahanlılar!.. diyen Ardahan’ı bir kez daha diğer gerçek yüzüyle bir daha okuyalım..
İşte anlayanı acıtan ve boğazını tıkatan, BAL ligi futbol takımı parasızlıktan iftar açmaktan zorlanan Ardahan merkeze bağlı Çetinsu (Beberek) köyü dernek başkanımızın sabah, sabah bana da bol sorulu ama sorunlu günün yazını yazdıran o güzel ana başlıksız yazısı..

Bugün Ardahan’ın kurtuluş günü. Bayraklar asılıyor, törenler yapılıyor, geçmişin kahramanlığı yad ediliyor. Elbette bu gurur hepimizin. Ancak insanın içini kemiren bir soru da var: Ardahan gerçekten kurtuldu mu, yoksa sadece işgalden mi kurtuldu?
Aradan geçen onca yıla rağmen Ardahan hâlâ göç veren bir şehir. Gençler üniversiteyi kazanınca dönmemek üzere gidiyor. Köyler boşalıyor. Kış sert, hayat zor; ama asıl zor olan, umudun zayıflaması.
Eğitimde Geri Kalmışlık..
Ardahan’da eğitim imkânları sınırlı. Nitelikli öğretmen eksikliği, sosyal ve kültürel faaliyetlerin azlığı, öğrencilerin büyük şehirlerle rekabet etmekte zorlanması… Üniversite var, ancak şehirle bütünleşmiş, üretim ve araştırma odaklı güçlü bir yapı hâlâ istenen seviyede değil. Eğitim sadece diploma değil; vizyon kazandırma meselesidir. Bu vizyon eksik kalınca gençler de hayallerini başka şehirlerde arıyor.
Sağlıkta Yetersizlik..
Birçok vatandaş ciddi bir rahatsızlıkta Erzurum’a ya da başka illere gitmek zorunda kalıyor. Uzman doktor sayısı, donanım, branş çeşitliliği yeterli değil. Sağlık hizmetine erişim bir lüks değil, haktır. İnsanlar tedavi için yüzlerce kilometre yol gitmek zorunda kalıyorsa burada ciddi bir planlama sorunu vardır.
Tarım ve Hayvancılıkta Potansiyel – Ama Değerlendirilemiyor
Ardahan’ın geniş meraları, temiz havası ve doğal yapısı büyük bir avantaj. Büyükbaş hayvancılık için Türkiye’nin en elverişli bölgelerinden biri. Ancak üretici desteklenmediğinde, maliyetler arttığında ve pazarlama imkânları kısıtlı olduğunda bu potansiyel kâğıt üzerinde kalıyor. Markalaşma, kooperatifleşme ve modern üretim teknikleri olmadan kalkınma zor.
Sorun Coğrafya mı, Yönetim mi?.
Kış uzun ve sert, evet. Ulaşım zaman zaman zor, evet. Ama Türkiye’nin başka zorlu coğrafyaları kalkınabildiyse Ardahan neden kalkınamasın? Demek ki mesele sadece coğrafya değil; uzun vadeli planlama, yatırım ve istikrarlı kalkınma politikaları meselesi.
Kurtuluşun Gerçek Anlamı..
Bir şehrin gerçek kurtuluşu, gençlerinin geri dönmek istemesiyle olur. Hastasının başka şehre gitmek zorunda kalmamasıyla olur. Üreticisinin emeğinin karşılığını almasıyla olur.
Bugün Ardahan’ın kurtuluşunu kutlarken, belki de en büyük saygıyı şu soruyu sorarak göstermeliyiz:
“Ardahan’ı geleceğe nasıl taşırız?”
Kutlamak güzeldir. Ama sorgulamak ve çözüm aramak daha değerlidir.
Gerçek kurtuluş, ekonomik, sosyal ve kültürel bağımsızlıkla mümkündür.






