Bugünkü yazımı yazamaya hazırlanırken, yayın grubumuzun amiral gazetesi Kuzey Doğu Anadolu isimli gazetemizin sanal sayfası www.kuzeyanadolugazetesi.com dan düşen ve ‘Ardahan’da 8 Bin 515 Kişi daha göç etti! 174 Binden 90 bine düştü!’ başlıklı habere bakıyorum.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılına ilişkin nüfus verilerini paylaştı. 1992 yılında, 33 yıl önce 174 binin üzerinde bir nüfus yeniden vilayet olan ve başta sağlık, eğitim ve sanayi olmak üzere beklenen yatırımların gelmemesi dolaysıyla sürekli göç eden ve federasyonların, derneklerin düzenlediği kaz ve sazlı gecelerle kurtarılmaya çalışılan Ardahan’ın 90 bin 392 kişiye düştü.

3 Beldesinden ikisini kayıp etmesini görmeyip, 5 İlçenin 2 sinin, Posof ve Çıldır veya Damal’ın belde olmayla karşı karşıya olduğunu anlamayıp, Hoçvan’ı da hem de belde değil, İlçe yapacaklarını belirten kazcı, sazcı, burscu federasyon ve derneklerin insanları acı acı güldürdüğü bir zamanda vatan topraklarına katılışının yani birlerinin kurtuluş dediği yaklaşan 23 Şubat’ta 105. yıl dönümünü kutlayacak olan Ardahan’da bir yıl içinde 8 bin 515 kişinin göç ettiği ve bunun son yılların rekoru olduğu görüldü.’ satıları ile yazılmış haberi okuyup, üzüldükten sonra asıl konuma şu hâlâ devam eden ve doğru dürüst adı konulmayan yeni süreçten önce 2009 yılında ele aldığım boşalan Ardahan’ın bozuk yollarını değil, ‘Bir Merminin fiyatı veya çözüm yolu..’ başlıklı yazımı okuyor, bugünü anlatan o yazıyı güncelleyerek okumayanların okunası için bir kez daha yayınlamayı daha uygun buluyorum.
Çünkü aynı anda, aynı dakikalarda yabancıları her yıl biraz daha boşalıp, nüfus kayıp eden yolları bozuk Ardahan’ın başına güldürecek, benim gibi Ardahanlıyı da sinirlendirip, ağlatacak olan diğer bir haberi, ‘Hoçvan İlçe Olma Koşullarını Fazlasıyla Karşılıyor’ başlığı ile okuyor ve neredeyse habere konu olan federasyonun başkanını telefonla arayıp, haydi orada sen önce boşa akan Kısır dağının suyunun önünde bent ol da göreyim senin içi boş, kazcı, sazcı, bursçu stk’lığını..’ diyecektim..

Ve sakinleşmek için ülkenin diğer bir gerçek gündemi olan ve adına ‘Kürt sorunu’ denilen sorunun da içinde olduğu yıllar önce ki yazıma dönüyor, orada da Kürt sorununa, sürece ve Kobani’de, Suriye’de yaşananlara bakışını merak ettiğimiz ve her gün, her saat yazdıkları ile kendisini paralayan Rodi abi misali de olsa o yönde bir adımını göremediğimiz şu bizim Hoçvan’ın stk’sını aratmayan bir durumu yıllar önce tamı tamına 17 yıl önce yazdığım 7 yıl sonra yeniden bir kez daha sanal sayfamda paylaştığım, ‘Bir Merminin fiyatı veya çözüm yolu..’ başlıklı ufak tefek güncellemelerle dokunduğum aşağıda ki yazımda adeta bugünü zaten anlattığımı anlıyordum.
Evet, yıllar önce son başbakan Binali Yıldırım’ın memleketi olan Erzincan’da geçirdiğim ve kazayı görenler ile ilgililerin ailemi arayıp, ‘gelin cenazeniz alın’ dediği ağır bir kaza sonucu 3 ay gibi bir zaman ayrı kaldığım ve yeniden sahasına döndüğüm İstanbul’da ki 3. günümde kiralıkta olsa yeniden sürmeye başladığım araca ve başta radyosu olmak üzere gerekli cihazlarına alışmaya çalışırken, havuz medyasının baş aktörü A Haber isimli mevcut hükumetin baş propaganda kanalı olan radyo kanalına takıldığımı bilmeden haber dinliyorum..
Ve Başkan Erdoğan’ın Ezan sesi gelene kadar devam eden ve Ezan’ın okunması dolaysıyla sözlerini kesmek zorunda kalana kadar dinlediğim Sivas Mitingini takılıyorum.
23 yıldan bugüne kadar yarım saat, bilemediniz bir saat aralıklarla ya seçimlerde yada seçim öncesi bir hayli gerildiğini gördüğümüz Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlık zırhı ile başında olduğu partinin ilgilileri veya emrindekilerinin emri pardon işareti ile basın toplantılarını, miting konuşmalarını anında yayınlarını kesip, hemen veren NTV gibi onca kanalın yani mevcut tv ve radyo kanalarının hemen hepsinin ve son bir kaç aydır SCZ, NOW gibi muhalif görünenlerin tv’lerin de eklendiğini de his edip, gördüğümüz havuzun baş aktörü A Haber’den aşağı kalmadığını da biliyorum ya neyse..
Konuyu bölmeden yerel seçimler öncesi düzenlediği miting alanından gelen sesler üzerine, ‘Biz KİT’lere falan kadrolarını verdik, bizden bir şey beklemeyin. Her şeyi verdik. Şu toplantıyı da provoke etmeyin.’ diyerek istekte bulunanlara fırça atan Erdoğan’ın kaza geçirdiğim Erzincan’ın sınır kenti Sivas Mitingine ve orada söylediği, ‘Bizler Cudi’de, Tendürek’te mücadeleyi verirken, sizin söylediklerinize bakın. Ne diyorlar domates, ne diyorlar patlıcan. Ne diyorlar sivri biber. Yahu düşünün be bir merminin fiyatı nedir düşünün?..’ diye tartışılmaya başlanan sözlerine devam ediyor.
Yani Başkan Erdoğan açıkça olmasa da üstü kapalı olarak adına, ‘Barış Süreci’ denen olumlu gelişmenin dondurulup, buzdolabına kaldırılana kadar o süreçte şahlanan ekonominin kaynaklarının kurşuna ve silaha gittiğini ima ediyordu..
Ve; ‘Bitti, bitiriyoruz’ denilmesine karşın o yakada ve kurşun harcama yöntemi ile bir türlü bitmeyen soruna dikkat çekip, diğer bir adı ‘Kürt Sorunu’ olan sorunun yarattığı sıkıntıyı unutanlara domates, patlıcan derdine düşenlere kızıyordu..
Haklı ama haksız da olan Erdoğan’ın bu iması ve sitemine baktığımız anda bu günlerde Türkiye’ye geleceği söylenen komşu Yunanistan’ın sorunlu olduğu bir halkla, bir ülkeyle iyi ilişkiler içine girip, komşu Makedonya’nın İsveç ve Finlandiya gibi Nato’ya girmesine karşı koyduğu sonra bir anda vetoyu kaldırdığı ve meclisinde yapılan oylama ile Makedonya’yı ve komşuyla, hemen hemen aynı halk olan milletle yaşanan sorunun barışçıl yollarla ancak çözülebileceğini anlatan adımı attığını öğreniyorduk.




